Ahşap dokusunu kaybetmemekte direnen Üsküdar caddelerinden biri

ALİCAN KÜÇÜKCAN

Objektife en yakın konağın inşa edildiği tarihlerde ev ahalisinin mangal başında ısındığını rahatlıkla düşünebiliriz. O dönemde soba kullanılmadığından bacaya gerek görülmemiş. Ancak, otuzlu/kırklı yıllarda ısınma araçları şekil değiştirip, görece modernleşince, yapıya soba borusu ilave edilip, çatıya kadar uzatılmış. Çatı balkonundan kafasını uzatmış TV anteni, tüplü televizyonların yaygınlaştığını anlatır gibi bakıyor bizlere.

Fotoğrafın ortasından ‘akan’ caddenin üzeri taze asfaltla kaplı. Uzun süren alt yapı çalışmalarının nihayetinde serilmiş asfalt o kadar yeni ki, marangozhanenin önüne diklemiş, bazısı yanlamış dönem arabalarının yol üzerindeki ‘imzalarını’ farketmemek elde değil.

Yetmişli yılların ünlü şehir mobilyası “Sarı Telefon Kulübeleri” Doğancılar Caddesi’nde kendine yer bulmuş. Bu dört yanı camlı kulübelerin içine tuğla gibi rehber de bırakılırdı ama, o zincirlenmiş kalın rehber nedense kısa sürede yok olurdu!

İlkbaharın güçlü öğlen güneşi, gölgeleri kısa ama belirgin kılmış.

Deklanşöre sırtlarını dönmüş gençler, o yılların klasiği dar kotların içine ‘hapsolmuşlar’. Uzun süre makas görmemiş favorileri ve üzerlerine yapışan gömlekleri, yıkana yıkana doğal olarak taşlanmış kotlarını tamamlıyor.

Fotoğrafçının, caddenin soluna boncuk gibi dizilmiş ahşap evlerin dibinde tomurcuklanan ağacı ve arkasında, Eşref Saati sokağı girişindeki betonarme apartmanı kadraja alıp karenin perspektifine yerleştirmesi, Üsküdar’da yeni bir üslubun filizlenmeye başladığının ve mahallenin eski dokusunun betona yenileceğinin habercisi gibi, ne dersiniz?..  1977

 

Alican Küçükcan

Yorumlar

Yorum