Arka Bahçe

Topkapı Sarayı’na Marmara’dan baktığımızda, manzaranın baskın unsuru mutfaklar ve onların düz, yüksek duvarlarıdır, malumumuz. Nitekim, esasen bize sırtını dönmüş bir Topkapı Sarayı’yla karşı karşıyayızdır.
Saray arazisinin Marmara tarafı zaten işlevleri bakımından tam bir arka bahçe niteliğindeydi.
Sur-ı Sultani ile Marmara surlarının birleştiği köşede, saray alanı içinde, “Kuşhane” vardı. Bir nevi kümesti bu (Fatih onu kiliseden çevirmişti). Burada, örneğin, tüylerinden yararlanmak için kaz yetiştirilirdi.
Yine Gülhane bölgesinde, saraya ait egzotik vahşi hayvanların barındırıldığı bir yer vardı; bir “arslanhane” yani. Not: Fatih’in asıl “Arslanhane”’si sarayın hemen dışındaydı; onu da bir kiliseden çevirmişti Fatih.
Bahsettiğimiz arslanhane zamanla işlevsiz hale geldi ama arslanlara düşkünlüğüyle bilinen Abdülaziz onu yeniden işler hale getirdi (içinde Beşir diye bir aslan besliyormuş).
Marmara’ya bakan saray arazisindeki bazı Bizans sarnıç ve mahzenlerini Mimar Sinan depoya dönüştürdü. Mesela, saray mutfağının önemli bir malzemesi olan buzun saklandığı buzhane; kap kacağın kalaylanmasında kullanılan kalay; sikkelerin bakırı vs. için depolar vardı, bunlar arasında.
Mezbelekeşan ocağından, balıkhaneden bahsettik. Ve birçok başka bu türden tesis.
Bamyacı – Lahanacı müsabakalarının saraydaki en ciddi işlerden olmadığını da tahmin edebiliriz. Cirit Meydanı bizim Grand-cour gibi bir şeydi yani.
Sarayın güzel, bakımlı bahçeleri ve en önemli köşkleri Haliç’e (daha doğrusu şehre) bakan taraftaydı daha çok.

Egemen Demircioğlu

Yorumlar

Yorum