BİZANS GÜNLÜKLERİ I

AYŞEN KARAKULLUKÇU MERT

06 Eylül 2015

BİZANS DEHLİZLERİ

İstanbul’u seviyorum <3 Çünkü bu şehrin her zaman bilmediğim yanları kalacak, çünkü bu şehirde her zaman karşıma yeni bi güzellik çıkacak, çünkü şehrin her yanında tarih var, tarihte efsaneler, örnekler,aşk, hırs, kan, gözyaşı ve şiddet, az da mutlu son var 🙂 Yani bu şehir; sayfaları bitmeyen bir kitap, sonu gelmeyen bir film 😉 Dünde Sultanahmet’in altına bi bakış eyledik, alttan alttan kalanları gezdik, dükkanların altında şehrin kalıntıları var, döşemeyi cam yapmışlar 🙂 Sarnıçlar, kiliseler, camiler, Hipodromda  Mavi ve Yeşiller, “Nika, Nika  !!!” sesleri, saraylardan sütunlardan kalanlar, Thedora ve çevirdiği dolaplar … dinledikçe, gördükçe dün ile bugün arasında kalıyorsun. Yorgun ve memnun döndüm, Yorgunluğum geçici, memnuniyetim kalıcı, sağ olasın Ahmet Faik Ozbilge ,Önerdiğin kitaplar da en kısa zamanda sanal sepette işallah :))))

 

25 Aralık 2015

FENER BALAT AYVANSARAY

Bir Ayvansaray Balat Fener yorgunu olarak yatıp ağrı delikli uykumdan uyanıp camı açtığımda ilk kömür kokusu ile karşılaştım, tabii ki de bir “fahriye Abla” şiiri aklıma düştü, Bıraktık, geçmiş günleri hatırladık, hatırda kalan şeyler değişmezmiş zamanla ama değişen bakış açıları var, geçmişe tekrar tekrar baktıkça görmediklerimizi görüyoruz, dünkü gezi de aynen öyle oldu, yol boyu bakıp da görmediklerimizle, içeride kalıp da bilmediklerimizi öğrendim, geleceğin rehber öğrencileri arasına “bir çeşit öğrenci” olarak karışaraktan. Ayvansaray Kara Surlarını dibinden başladık, sur iiçinde yerleşim yerleri, türbeler var, hem de Sahabe, Ensar türbeleri, türbelerin avlusunda ikaz levhaları var ; “Avluda mangal yapmak yasaktır”,” çeşmeden araba yıkamak için su almayınız”, “gülleri koparmayınız” bu çok basit gibi görünen, söylenmeden uygulanması gereken kuralları illa ki birinin bize yazı veye sözle hatırlatması gerek, maalesef 🙁 kiliseli ayazmalar, ilginç camiler, türbeler,kiliseler, sinagoglar ile devam ediyor, Ayrıntı yazmıyoruz, Fener-Balat-Ayvansaray/ Ahmet Faik Ozbilge kitabını okuyun,olmadı benim gibi yazarın yazdıklarını anlattığı gezilerine gidin :))) Valla hiiiiiç pişman olmazsanız, yol üstünde ne yenir, ne içilir, ne satılır … hepsi gezilere dahil, küçük küçük bilgiler akılda büyük kalıyor, mesela çıfıt yahudi demekmiş, çıfıt çarşısı da bağrış çağrış pazarlık sesleri yükselen renkli yahudi çarşısı, Kıpti deyince hep çingene aklımıza gelir de Mısırlı demekmiş aslında, yahudi evlerinde yani kalanlarda hep işaret var, yıldız, gemi … 6-7 Eylül kepazeliğinden sonra ay yıldız eklenmiş evlere “eeey dünyalı dostuz biz” anlamında 🙂 İsmail Ağa cemaati ile Patrikhane’yi Mesnevihane ayırıyor, “ne olursan gel !!!” dercesine, o her yerden görünen kırmızı tuğlalı bina da lise aslında ama o niyetle yapılmamış sanki :)))) Binanın rengine uygun isimli Kanlı Meryem Kilisesi bitişik komşu, kiliseler ikonalarla süslü, ikonalar gümüş bezeli, koltukların şekli, tepede kadınlar mahvili, tütsü kokusu, noel zamanı, kadersiz Bulgar Kilisesi, düzenlenmiş Agora Meyhanesi (şarkı İzmir’in malı). köfte tercihli işkembe molası, Mahkeme altı sokağında çay içmeler, poğacayı karşıdaki pastaneden alıp gelmeler, son yahudi son doktor, Kantemir sarayı çay bahçesi şimdi, “flört haramdır !!!” Tevkii Cafer Merdivenlerini tırmanırken duvar yazısı, Kapısı sıkıca örtülü sinagoglar,şimdilerde iyi para eden Balat Evleri, şehrin en dik yokuşu, sancaktar yokuşu, sancak hız alsın diye mi bilmem, kaptırdın mı duramıyorsun inerken, çıkan arabaya da mecbur yol veriyorsun o da duramıyor çıkarken, o derece yani :)))

Yani demem o ki gezmek, gezerken bilgilenmek, bilgiyi paylaşmak güzel şey. malum dünya fani, ölüm ani, giderken bir şey götüremiyoruz ammaaa gitmeden bir şeyler bırakma şansımız var, “beni iyi hatırlayın !!!” güzel bir tema ama üstüne çalışmak lazım 🙂 Dünü güzel hatırlanacaklar arasına yazdık, Ahmet Hocam sağ olun, var olun, yazın, çizin anlatın , tadına doyulmuyor valla <3 Cümleten günaydın, hepimiz öğrenciyiz hayat okulunda …

 

17 mart 2016

BİZANS OKUMALARI

Trenleri, tren yollarını, istasyon binalarını, gar lokantalarını içime dokuna dokuna severim. Bunların hep bir hikayesi vardır, ben de kıyısından köşesinden o hikayede bir yer bulmuşum gibi severim. Yalnızlığın gelmişi geçmişini anlatır sarı binalar, mezarlıktan geçerken şarkı söyler gibi ıssızlardan hızla, sesli geçen trenler. İçime hüzün taşır tren yolcusu, onda hep bi yokluk, hep bi eziklik, hep bi söylenmemişlik hissederim. Epey bir tren yolcuğu yapmışlığım var, çok okurum, çok film seyrederim, ondan böyleyim, dersem savunma yapmış olur muyum, olurum.

Dün akşam artık treni ve istasyonu olmayan bir Gar Lokantasında “Ey cemaaat Kudüs’ü nasıl bilirsiniz !” konulu Bizans Okumaları katıldım. iyi de yaptım. Cümleten Kudüs’ü kutsal biliriz. Yahudi, Hristiyan ve Müslümanlar ayrı ayrı önem taşır, bu önemler savaş sebebidir. Kral Davut ya da Davut Peygamber’e yer tespiti, ilk muhteşem tapınağı yapmak da Oğlu Süleyman Peygamber’e nasip olmuş, Musa’nın sandıktaki On Emir’i ni burada muhafaza etmişler, tapınak sedir ağacından, hiç maden kullanılmadan yapılmış, mücevher süslü. İlk ihtişamlı tapınağı Babil’liler yıkmış, Yahudiler Babil’e sürgüne yollanmış. Persler Babillileri yenmiş, Yahıdiler eve gelmiş,Tapınak bi daha yapılmış, Bunu da Roma İmparator’u Titus yok etmiş.Yahudiler bunun yasını tutmuşlar. Sonra Yahudi Kral Herod tekrar inşaa etmiş, ilkinden daha güzelini hatta. Konu böylece uzar giderken, tarihde dinler savaşı başlamış, kutsallar birbirine karışmış, Hz.Muhammet Miraç yaşatılmış, Hz.İsa Çarmıha gerilmiş, Halife Ömer Mescidi Aksa İle Kubbetüs Sahra’yı yaptırmış. O altın kubbe cami değil, Mirac’a yükselirken ayağın son olarak değdiği yer. Sonra haçlı seferleri, Tapınak Şövalyeleri, Gelsin Selahattin Eyubi, biraz daha savaş, Tekrar Müslümanlara geçen tapınak tepesi, İsrail hamlesi, Üçüncü tapınak Herod’un ki mi, yoksa yapılmadı mı, Bu konu bir inanca göre Mehdi ile bağlantılı, Ağlama Duvarı, Mason rüyası, Matrix filminden konuya göndermeler, misal geminin adı, tapınağın bankaya dönmesi, “tuzu kuru ile senin paran burda geçmez” e sallayarak tarihsel bir bakış, aynı ata iki kişi binen fakir şövalyeler, Mirac’a çooook farklı bir bakış, günah keçisi, süt mü şarap mı, Ölü Deniz Parşömenleri, 600.000 çift böbrek iddiası, pagan adetleri, Kralın atadığı dine yön veren, “toplanalım ” diye israr eden din görevlileri, “tapınak bizim ruhumuzdur” diyen Hristiyan görüşü, yedi kollu şamdan, Hamam ve Sinagog olgusu, muhtelif bayramlar, güneş ve ay takvimleri, tarihte ilk çek senet cirosu, doların üstündeki işaretler ne der, İsa’nın tapınak hakkındaki görüşleri … aklımda kalanlar bunlar ki daha fazlası masaya yattı kalktı, katılımcılara da maşallah bilmedikleri yok, konuya Verdi’s Nabucco’su bile sesli dahil oldu. Daldan dala küsmeden, birbirinin gırtlağına sarılmadan tartışabilmek , geçeni anı ile harmanlayıp bilgi hazinesine katmak, gelecek olanı merakla beklemek güzel valla, Bizans Okumaları okuyup, okumayıp Katılanlarına veeeeeeeee Ahmet Faik Ozbilge’ye teşekkürler, bilgi dağarcığımıza katkılarından dolayı.

Ben de terör şehrin içine tükürdüğü için, bomboş yollarda, bomboş metrobüslerle tıngır, mıngır evime geldim, kapıdan içeri girerken “çok şükür, yolda izde ölmedim !” dedim, dedim valla.

Yorumlar

Yorum