BALTIKLAR’DAKİ KUTSAL MEKÂNLAR

Baltık ülkelerine yaptığım geziye Litvanya’nın başkenti Vilnius’tan başladık. Neris nehri kenarında 1323 yılında Büyük Dük Gediminas tarafından kurulan şehirde tam 48 adet büyük kilise bulunuyor. Vilnia ve Neris nehirlerinin birleştiği yerde kurulan Vilnius’un adı Vilnia Nehri’nden geliyor.

“Kuzey’in Kudüs’ü” olarak anılan Vilnius’a adımımızı attığımız an itibariyle ilk gezdiğimiz Rus Ortodoks kiliselerinden birisi olan St.Peter ve St.Paul oldu. Kilise, içinde bulunan fresklerden dolayı oldukça ihtişamlıydı. Önce ahşaptan inşa edilen bu kilise, 15.yy’dan beri varlığını sürdürmekte olup; girişi ile ilgili ilginç bir efsanesi de bulunmaktadır. Bu dini yapıyı inşa eden mimar Alexander Pact’ın yapı bittikten sonra şöyle bir vasiyeti olmuş: “Beni kilisenin girişine gömün ve mezar taşıma da ‘burada bir günahkâr yatıyor’ diye yazın” demiş. Nitekim kilise bittikten kısa süre sonra mimar ölüyor, vasiyeti üzerine onu kilisenin girişine gömüyorlar. Aradan iki yıl geçiyor ve şiddetli yağan bir yağmurda yıldırım düşüyor, mezar taşına isabet ederek onu kırıyor. Bunu bir işaret olarak görüyorlar ve herhalde günahları af oldu, diye düşünerek mezarını kaldırıp kilisenin daha güzel bir yerine alıyorlar.

St.Peter ve St.Paul Kilisesi iç ve dış görünümü, Vilnius

Yine, Gediminas Kulesi ve heykeli, Katedral Meydanı ile ünlü Vilnius Katedrali de görülmeye değerdi. Litvanya’da bulunan Katolik cemaatinin ibadethanesi Vilnius Katedrali’nin içindeki eski fresklerde çok ilginçti. 1922 yılında Papa tarafından ‘bazilika’ unvanı verilmiş olup; katedral olarak sorduğunuzda şehirde yolunuzu bulmanızda adeta bir mihenk taşı gibidir.

Litvanya’nın 1200’den fazla Ortaçağ dönemine ait yapısının olduğu Old Town’a Vilnius’un önemli bir sembolü ve şehrin tek kalan kutsal yeri Dawn Kapısı’ndan giriş yapılıyor. Şafak Kapısı olarak adlandırılan bu kapının üstünde bulunan Meryem Ana ikonası çok kutsal sayılıyor. Mucizelerine inanılan ikona için birçok ülkeden buraya ziyarete geliniyor ve hacı olunuyor. Kapının hemen üstünde bulunan sarı yaldızlı bu ikonayı (Merhamet Anası) görmek adına sokak komple doluyor. Hem Ortodoks hem de Katolik dünyası için büyük önem taşıyor.

Dawn Kapısı (Şafak Kapısı), Vilnius

 

Eski şehirde ilerlemeye devam ettiğimizde, yine bir Rus Ortodoks kilisesi olan Kutsal Ruh Kilisesi’ni gördük. Tütsüler yakılmış, içeride ayin vardı. Mekânda oturma bölümleri yok. İbadetlerini ayakta yapıyorlar ve kadınlar başı örtülü olarak dua ediyorlar. Hatta baştan aşağı siyahlar içinde bir kadın da dikkatimi çekti.

Baltıklarda ilk olarak Paganlar yaşıyor. Ve Hıristiyanlığı yaymak adına buralara görevliler gönderiyorlar. O devirlerde Litvanya’ya üç misyoner geliyor. 14.yy’da tepeyi aşmaya çalışırken yolları kesilerek katlediliyorlar. Bu arada, Hıristiyanlığı ilk seçen Litvanyalılar olmasına rağmen, üç misyoner ölümden kurtulamıyor. Ama dini kabul ettikten sonra, onların anısına şehrin yüksekçe tepesine üç beyaz haç dikiyorlar.

Dünya edebiyatının önemli isimlerinden Dostoyevski’nin içinde dua ettiği St.Casimir Kilisesi ve gene Napolyon’un ülkesine götürmek istediği kırmızı tuğlalı muhteşem dış yapısıyla dikkat çeken  St.Anne Kilisesi gördüğümüz en ilginç ibadethaneler arasında yer aldı.

Haçlar Tepesi (Hill of Crosses)

Katolik Litvanya’nın kutsal yerleşim bölgesi ve en etkileyici yerlerinden birisi olup, tepe ismini buraya yerleştirilmiş haçlardan alıyor. Şu anda irili ufaklı 100 binden fazla haç bulunuyor.

Litvanya toplumu için bir hac mekânı olan bu gizemli yerde her geçen gün haç sayısı artıyor. Başta o yöre halkı olmak üzere, tüm Litvanyalılar’ın Ruslara karşı gösterdikleri direnci anlatıyor. İlk haçların Alman işgali sırasında yerleştirildiği tahmin ediliyor. Ölülerinin gömülmesine izin verilmeyen isyancıların aileleri, onların anısına oraya haç dikiyorlar.

1940 yılında, hem Almanların hem de Rusların etkisi altında kalan Litvanya milliyetçileri için direnişin sembolü haline geliyor haçlar tepesi…

Bu tepe için büyük mücadele veren Litvanya, 1990 yılında bağımsızlığını ilan edince ve 1993’te Papa Jean Paul II’nin burayı ziyaret etmesi ve kutsamasıyla, tüm Hıristiyan camiası tarafından resmen tanınması da sağlanmış oluyor.

Haçlar Tepesi

 

Letonların inancı

Daugava nehri, Rusya’dan gelen kaynağıyla önce Beyaz Rusya’ya oradan da Letonya’nın Riga şehrine akıyor. Bu ülkenin ‘Eski Şehir’de üç meydanı bulunmaktadır. Dom Meydanı dediğimiz meydanının en görkemli binası da Dom Katedrali… Ruslar bu bölgede Hıristiyanlığı yaymak için büyük çaplı kiliseler inşa etmişler. Letonya’da ateistlik çok yaygın olmakla beraber Protestanlığın ilk şekli ve Martin Luther’in fikir ve ideallerini benimseyen görüşün temsilcisi olan Luteryenizmi de benimsemişler. Ve Baltıklarda Luteryen kiliseleri de bulunmaktadır. Çan kulesinin üstünde mutlaka bir horoz figürü olması sebebiyle o kilisenin bir Luteryen kilisesi olduğu anlaşılır. Ve Letonya’da büyü, fal, kehanet gibi gizemli gerçeklere inanış da çok yaygın.

Başkent Riga’ya 51 km uzaklıktaki Letonya’nın en güzel şehirlerinden kabul edilen Sigulda, ülkenin ikinci büyük nehri Gauja ile doğa harikası bir atmosfere sahip bulunuyor. Ve en önemlisi burada Letonya’nın en eski ahşap kilisesi olan Luteryen kilisesi de yer alıyor. Orijinaline sadık kalınarak yeniden inşa edilmiş.

Protestan Reform Hareketi sonucu ortaya çıkmış bir Hıristiyan mezhebi olan Luteryenizm’de ibadethaneler oldukça sade olup, sağda ve solda oturma yerleri bulunuyor. Önceden kadın ve erkek olarak sağlı- sollu otururlarken, sonradan karışık oturma şeklini benimsemişler. Çan kulesindeki horoz figüründen de anlaşılacağı üzere, bu küçük Luteryen kilisesinde hem ibadet hem de düğün törenlerinin yapıldığını da öğreniyoruz.

Sigulda’daki en eski ahşap kilisenin iç ve dış görünüşü, Letonya

 

Tompee Tepesi’ndeki Katedral

En iyi korunmuş Ortaçağ şehirlerinden birisi olan Estonya’nın başkenti Tallin’de UNESCO’nun ‘Dünya Mirası’ olarak koruma altına aldığı ve şehrin karakteristik özelliklerini taşıyan pek çok tarihi yapısı bulunuyor. Alexander Nevsky Katedrali, Dome ve St.Nicholas kiliseleri en ünlü kutsal mekanları arasında yer alıyor.

Rusların 19.yy da yaptığı Ortodoks kilisesi Alexander Nevsky Katedrali’ne Eski Şehir’den dik bir yokuş çıkılarak ulaşılıyor. Rus kilise mimarisinin tüm özelliklerini taşıyan soğan kubbeleri ile dikkat çeken bu yapının dış görünümü çok görkemli olmakla birlikte, 27 tonluk ana çanıyla Tallin’in muazzam manzarasına da sahip bulunuyor. İçeriyi gezdik ama fotoğraf çekimine izin verilmiyor.

Yine Dome veya diğer adıyla St.Mary Kilisesi de Tallinn’in sembol yerlerinden birisi olup, duvarlarında birçok kraliyet armalarını barındırıyor.

Duvarlarında kraliyet armaları bulunan St.Mary Kilisesi,Estonya

 

Tallinn’de Eski Şehir bölgesi ikiye ayrılmış. Tompee Tepesi, eskiden soyluların ve din adamlarının yaşadığı yer iken, aşağısı da sanatçılar, esnaf ve halkın yaşadığı alan imiş. Avrupa’nın en eski belediye binası da burada bulunmaktadır. Eski şehrin ikinci bölgesindeki bu meydanı cafeleri ve üçgen çatılı yapılarıyla Belçika’daki Brugge şehrine çok benzettim.

Evet, Baltık Denizi’nde yer alan Finlandiya’nın başkenti Helsinki’nin dini yapılarını ve şehri görmek için Estonya’dan bindiğimiz gemi ile 2 saatte Helsinki’ye vardık.

Ruslar, Baltık ülkelerine katedral yaptırarak hep gücü simgelemişler. Uspensky Katedralini gezdik. Bu katedralin Ortodoks kilisesi olarak, İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesine bağlı olduğunu öğreniyoruz. İç ve dış mekân fotoğraflarını çektikten hemen sonra, katedralin solunda adeta bir kuğu gibi süzülen Helsinki katedrali gözümüze çarpıyor. Onu da şehrin merkezine indiğimizde yakından görebiliyoruz ve hatta içini de geziyoruz. Sade iç dekorunun olduğu Luteryen katedralde klasik müzik konseri vardı.

Uspensky (üstte) ve Helsinki (altta) Katedralleri, Helsinki

 

Vilnius, Riga, Tallinn ve Helsinki olmak üzere, Baltıklardaki dört başkenti gezdiğimde ilk olarak aklıma takılan meydanlar oldu. Ve tabii birbirinden ilginç kutsal mekânları ile Baltık ülkelerinin zengin din kültürünü de görmüş olduk.

Filiz Sever

16.10.2017

Yorumlar

Yorum