Barbara

Tarihi Yarımadanın tam ucunda, yani tam Sarayburnu’nda, Bizans başkentinin törensel deniz kapısı bulunuyordu. Buranın asıl bilinen adı “Aya Barbara Kapısı”’dır ama “Vasilike” diye de anılıyordu; yani “İmparator Kapısı”. Önünde rıhtımı vardı.
Osmanlılar bu kapıyı aynen devraldılar.
Fethin ilk yıllarında Osmanlı devletinin kendine güveni tam değilmiş anlaşılan, en azından denizde. Nitekim, padişahın yeni sarayının denizden gelecek saldırılara karşı güvenliği için birtakım tedbirler alınmış olabilir deniyor (bunun teorik bir risk olmadığı anlaşılıyor: İkinci Selim zamanında bile – Kıbrıs krizi esnasında – birtakım Venedikli amiraller donanmalarıyla İstanbul önlerine gelip şehri bombardıman etmeyi düşünebildiler. Venedik’in Onlar Kurulu (10 üyeli en üst yönetim organı) “ya bi gidin!” diye cevap verdi tekliflerine gerçi; fakat hiç olmayacak bir şey değilmiş demek ki.)
Neticede, Fatih’in Aya Barbara Kapısı’nın önündeki rıhtıma bir sürü top yerleştirdiği gerçektir.
Oraya ilk yerleştirilmelerindeki gerekçe her ne olursa olsun, çok kısa bir süre sonra bu toplar askeri işlevlerini kaybettiler; sadece bayram, düğün, donanma geçişi vs. gibi vesilelerle şeref atışları için kullanılır oldular. Orada her zaman top bulunduruldu ama.
On yedinci yüzyılda kapının iki yanına birer külahlı kule yerleştirildi (böylece kapı, ileride göreceğimiz Orta Kapı’nın tıpkısı gibi bir şey oldu).
Ve kapı “Top Kapusu” diye anılır oldu tabi (ama “Bostancı Kapısı” diye de anılıyormuş; ve hatta “Adalar Kapısı” diye de, “Adalar İskelesi” anlamında herhalde! En azından yabancı gezginlerin notlarında böyle).
Yazlık Saray yapılınca, Top Kapusu bu sarayın bir parçası gibi oldu ve hatta ona adını verdi. Böylece nur topu gibi bir “Top Kapusu Sarayı” doğmuş oldu.
Top Kapusu’ndan da adını verdiği saraydan da bugüne hiçbir şey kalmadı ama, malum, koskoca “Saray-ı Amire” Topkapı Sarayı diye anılır oldu.
Bu arada: Aya Barbara topçuların koruyucusu azize diye de bilinir.
Not 1: Topkapı Sarayı’ndaki isim anarşisinin başka örneklerini de göreceğiz. Tamamen spekülasyon olduğunu not etmek kaydıyla aklımdan geçen açıklama şu: Osmanlılar bürokratik amaçlarla her şeyin kaydını tutmak konusunda hassas olmakla birlikte dışarıdan birine (hele hele kamuoyuna) meramını anlatmak anlamında yazmak hususunda son derece isteksizdiler. Böyle olunca, netleştirme ihtiyacı duyulmadı ve ilgili profesyonellerin anlamasının yeterli görüldüğü bir yazı dili ve terminoloji oluştu.
Not 2: Yirminci yüzyıl başlarında İstanbul’a gelen meraklı bir yabancının kafası çok karışabilirdi. “Eski Saray”, bugünkü Topkapı Sarayı anlamında kullanılıyordu çünkü padişah sarayını çoktan Beşiktaş’a taşımıştı. Diğer yandan, daha eski dönemler bağlamında, “Eski Saray” Fatih’in Üçüncü Tepe’de yaptırdığı ilk saray iken “Yeni Saray” bugünkü Topkapı Sarayı idi.
Resim: Top Kapusu Sarayburnu’nun tam ucunda değil birazcık Marmara tarafındaydı. Nitekim, gravürün en solunda, bir yapının arkasından görünen minicik iki koni, Top Kapusu’nun yukarıda bahsettiğim kulelerinin külahlarıdır.

Egemen Demircioğlu

Yorumlar

Yorum