“Beyaz Geceler”  Dostoyevski’nin ilk eserlerinden kısa bir öyküdür. Bu öyküde hayalperest bir adamın dört günlük aşkı anlatılır. Öykünün kahramanı olan genç adam St. Petersburg’un kasvetli ve beyaz gecelerinden birinde, tesadüfen kendisi gibi yalnız olan bir genç kızla tanışır. Genç kızla beraber tüm hayallerini ve anılarını paylaştıkları dört beyaz geceyi St. Petersburg’un sokaklarında geçirir. Genç kız aslında, birkaç yıl önce tanıştığı fakat bir yıldır haber alamadığı sevgilisini beklemektedir. Genç adam ve kız geçirdikleri gecelerde birbirlerine yakınlaşırlar ve ikisi de karamsarlıklarını unuttukları anlar geçirirler. Üçüncü gecenin sonunda genç kız bir yıldır beklediği sevgilisini bulur ve öykünün kahramanı ile arasında başlayan zarif aşkı yine zarifçe bitirerek sevgilisine döner. Kitabın kahramanı olan genç adam ise yine eskisi gibi hayalperest yaşantısına kaldığı yerden devam eder.

Bu tanımı ilk kullanan Dostoyevski midir bilmiyorum ama son zamanlarda sıkça duyuyoruz. Özellikle 21 Haziran gün dönümüne yaklaşılırken turizm şirketlerinin ilanlarında sıkça gözümüze çarpıyor.
Volga –Baltık suyolu üzerinde gerçekleştirilen gemi gezisi için havayolu ile Moskova’ya ya da St.Petersburg’a ulaşmak gerekiyor.
Bu yazıda St.Petersburg ve Moskova’dan daha ziyade suyolu ile ulaşılan yerleşimler hakkında bilgiler vermek amacındayım.
St.Petersburg… 
Yolculuğumuz havayolu ile ulaştığımız St.Petersburg’da başladı. St.Petersburg Çar Deli Petro ( Ruslar Büyük Petro diyorlar)  tarafından 18. yüzyıl başlarında yoktan var edilmiş, başkent yapılmış bir şehir. Neva Nehrinin Baltık Denizi’ne döküldüğü delta üzerinde kurulmuş. Şehrin her tarafında Amsterdam ve Venedik gibi kanallar var. Tekne turu çok keyifli oluyor ve şehri daha iyi tanımayı sağlıyor. Bu şehrin en önemli özelliği dünyanın sayılı müzelerinden “L’Hermitage” müzesine ev sahipliği yapması. Kışlık saray olarak inşa edilen bu binanın büyüklüğü Çarlık Rusya’sının büyüklüğü ve ihtişamı hakkında bir fikir veriyor. Müzeyi gezince bu ihtişam daha farklı bir boyutta yaşanıyor. Rehberimizin belirlediği bölümleri hızlı bir biçimde ziyaret etmemize karşın bu ihtişam rahatlıkla görülebiliyor.
St.Petersburg’da neredeyse hiç akşam olmuyor. Akşam yemeklerini yerken öğlen yemeği yedinildiği düşüncesine kapılmak pek mümkün. Zira neredeyse gece yarısına kadar aydınlık, gece yarısından saat 03’e kadar da alaca karanlık bir hava oluyor. Bu nedenle de beyaz geceler deniliyor. Konaklamayı , gemi yerine, St.Petersburg’da otelde yapan turlar,  şehrin gece hayatını daha yakından tanımak isteyenler için tercih nedeni olmalı diye düşünüyorum. Zira, liman şehrin dışı sayılabilecek mesafede ve taksi dışında ulaşım bulunmuyor.
Gemi yolculuğu çok keyifli. Manzara  enfes, etraf orman ve tamamen düzlük. Zaman zaman küçük yerleşimlerden geçiliyor. Güneşli havaları pek nadir buldukları için nehrin kenarı güneşlenenler ve suya girenlerle dolu.
Bir mühendislik harikası…
Volga-Baltık suyolu olarak adlandırılan bu mühendislik harikasının tarihçesi epey eskilere gidiyor. St.Petersburg’un kurulması kararını veren Deli Petro, Baltık kıyılarının İsveç Krallığı’ndan geri alınmasından sonra Rusya’nın bu kıyılara bağlanması gerektiğini görmüş ve ilk kanal yapımını başlatmış. 1709 yılında yapımına başlanan ancak pek verimli olmayan bu kanalın yapımından 100 yıl kadar sonra yeni bir kanal yapımına başlanmış ve 11 yılda tamamlanmış. 150 yıl hizmet veren bu kanal büyük ekonomik yararlar sağlamış. Zamanla yetersiz kalması sonucu 1940 yılında yeni çalışmalar başlatılmış ancak, savaş nedeniyle çalışmalar durdurulmuş, 1947 yılında yeniden başlayan çalışmalar 5 Haziran 1964’de tamamlanmış. 1100 km uzunluğundaki bu muazzam mühendislik örneği birçok nehir, göl ve kanaldan oluşuyor. Volga-Baltık suyolu yüksek tonajlı gemilerin çalışmasına olanak sağladığından büyük ekonomik yarar sağlamaktadır. Bu suyolunun bir diğer özelliği de seviye farklılıklarını gidermek için inşa edilmiş su asansörleri  olması. St.Petersburg – Moskova arasında toplam 16 asansörden geçiliyor ve 0 metreden 163 metre yüksekliğe ulaşılıyor.
Mandrogi…
St.Petersburg’a uzaklığı 270 km.  Küçük hediyelik eşyaların üretilip satıldığı  küçük atölyeler, votka müzesi ve güzel ürünlerin üretildiği pastahanesi görülmeye değer. Açık havada mangal keyfini de eklemeliyim. Çok sayıda kocaman mangalları var. Birkaç gemi aynı anda geldiğinden herkese birden hızlı biçimde hizmet edebiliyorlar. Salla geçilen bir bölümde ise ağaç oymacılığı ile üretilmiş heykeller var. Salın hareket mekanizması ise çok basit bir sistem. Bu bölümde bir de mütevazi bir hayvanat bahçesi var. Hayat çok doğal görünüyor. Her taraf ormanla kaplı olduğundan herşey  ağaçtan yapılmış. Hatta at arabasının gideceği yol bile kütüklerden yapılmış. Herşey eski bir tarihte donmuş gibi. Bir İstanbullu olarak burada uzun süre yaşamak zor olur düşüncesindeyim.
Kiji Adası…
Kiji Adası Avrupa’nın ikinci büyük gölü Onega Gölü içinde. Rusya’nın önemli bir  mimari harikası, ülkenin kuzey batısındaki Karelya Cumhuriyeti’nin de yer aldığı bir adadadır. Çok sayıda antik kilise ve binadan oluşan “Kiji” Müze-Ormanı, Rusya’da doğayla tarihin buluştuğu cennet köşelerden biri. Rivayete göre, adadaki mimari güzelliklerin hepsi yalnızca bir balta yardımıyla yapılmış ve daha sonra yapıları inşa eden usta bir daha aynılarını yapamasın diye göle atılarak öldürülmüştür.
Adadaki başlıca mimari yapılar Şatrova Çan Kulesi, Pokrovskaya Kilisesi, Voskreşeniya Lazarya Kilisesi, Mihail Arhangel Saat Kulesi ve Preobrejeniya Gospodnya Kilisesi’dir. 1714 yılında inşa edilen 37 metre yüksekliğindeki Preobrejeniya Gospodnya Kilisesi bölgede yer alan en görkemli yapıdır. Hiçbir metal malzeme ve çivi kulanılmadan inşa edilen ahşap kilisenin içinde 22 salon vardır. Tam bir doğa ve mimari harikası olan “Kiji” Müze-Ormanı 1990 yılında Dünya Mirası Listesi’ne girerek UNESCO tarafından koruma altına alınmıştır.
Buradaki rehberimizden söz etmeden geçemeyeceğim. Kendi olanaklarıyla çok kısa sürede Türkçe öğrenmiş. Çok akıcı biçimde konuşabiliyor. Yeterince bilgilendirdi bizleri. Adanın önemli bir özelliği de belirlenmiş küçük bölgeler dışında sigara içme yasağı olması.
Goritsi…
Rotamız Goritsi… Bu şehrin özelliği de, çok büyük bir manastıra sahip olması. Tarihi 13.yüzyıla kadar giden bu manastır Ekim ihtilalinden sonra Etnografya Müzesi, daha sonra da Sanat Müzesi olarak kullanılmış. Kuruluşunun 600. yılı olan 1997’de manastırın bir bölümü Rus Ortodoks Kilisesi’ne geri verilmiştir.
Yaroslavl… 
Yaroslavl, Kotorosl Nehri’nin Volga’ya döküldüğü yerde 1010 yılında kurulmuş Rusya’nın en eski şehirlerinden birisidir. Kurucusu Akıllı Yaroslavl’dır ve şehrin ismi kurucusundan gelmektedir. Caddeleri, katedralleri, meydanları ve eşsiz rıhtımıyla oldukça güzel bir şehir olan Yaroslavl kuruluşundan kısa bir süre sonra hızla gelişmiş ve önemli bir ticaret merkezi durumuna gelmiştir. 17. yüzyıl başlarındaki Polonya işgali sırasında bir dönem Rusya’ya başkentlik de yapmıştır. Bugünkü nüfusu 630.000 olan Yaroslavl sahip olduğu fabrikalar ve işletmelerle önemli bir sanayi merkezi olmasının yanı sıra üniversiteleri ve kültür kurumları ile önemli bir eğitim ve kültür merkezidir.
 Uglich…
Küçük fakat şirin bir şehir. Uglich 937 yılında kurulmuş Rusya’nın en eski şehirlerinden birisidir. Rus tarihinde Rurik Hanedanlığı’nın sona ermesine yol açacak olan korkunç İvan’ın küçük oğlu Dmitri’nin ölümü burada gerçekleşmiştir. 18. yüzyılda yapılmış olan mükemmel akustiğe sahip Tecelli Kilisesi ve Küçük Dmitri Kan Kilisesi şehirdeki önemli tarihi yapılardır. Günümüzde 30 bin nüfuslu küçük bir şehir olan Uglich, Volga Nehri’nin kıvrılarak köşe yaptığı yerde yer alır. Bu nedenle isminin Rusça köşe anlamına gelen “ugol” dan geldiği söylenmektedir. Uglich’de birçok hediyelik eşyanın yanı sıra burada üretilen, üzeri değişik taşlarla bezenmiş “Çayka” marka saatleri bulabilirsiniz.
Moskova
Herkesin bildiği gibi Moskova çok büyük bir şehir. Geniş bir alana yayılmış. Nüfus da çok kalabalık.  Şehirdeki inşaat faaliyetleri de son hız sürüyor. Çok katlı büyük lüks binalar yapıyorlar. Lenin’in mozolesi önünde çok uzun kuyruklar oluşuyor, ama beklediğimize değiyor. İçeride fotoğraf çekmek yasak, Sovyet Devriminin önderi uykudaymış gibi yatıyor.
MOSKOVA’DA NAZIM HİKMET
Moskova’da vazgeçilmez ziyaret yerlerinden olan, büyük şairimiz Nazım Hikmet’in mezarı Novodiçi Mezarlığında. Ünlülerin mezarlığında tanıdık bir çok kişinin mezarlarını görmek mümkün.
Beyaz Geceleri geride bırakarak Moskova’dan uçağa binerken yapacağımız yeni yolculukların hayallerine dalmıştık.

METE SAADETLİOĞLU

Yorumlar

Yorum