BEYOĞLU PERA 60’LAR 70’LER

CEM CİNOL

Taksim’den Galatasaray’a, ardından Tünel’ kadar uzanan Cadde-i Kebir veya İstiklal Caddesi denen o büyük caddenin çevresini donatan bir sokaklar ve binalar yumağıdır bizim Beyoğlu dediğimiz mahalle. Aslında çok daha geniş bir alana yayılmış mahalleler topluluğuyla, Paris’te “Six-eme arrondissement” (6. Bölge) diye bilinen Belediye biriminin kentin en mamur bölgesi olmasına öykünerek, özel olarak adlandırılmış olan, İstanbul’un meşhur 6. Belediyesidir Beyoğlu.

Neler vardan çok, neler yoktur demek en doğrusu olacak Beyoğlu için. Döneminin en varlıklı ailelerinin, sanatçılarının, başta Levantenler olmak üzere, Rum, Ermeni, İtalyan, Fransız, İngiliz, Alman, Rus, Macar, kısacası tam deyimiyle otuz iki milletin iç içe yaşadığı bir ayrı dünyadır Beyoğlu.

Konutları, otelleri, pasajları, lokantaları, barları, gece kulüpleri, tiyatroları, sinemaları, café chantant’ları, pastaneleri, mağazaları, genel evleri, kiliseleri ve okullarıyla çılgın bir ressamla, dahi bir müzisyenin, yüz elli yılda, el ele yarattıkları müthiş bir senfonik cennet – cehennem tablosudur Beyoğlu.

Salah Birsel dostumun dediği gibi ‘ah Beyoğlu, vah Beyoğlu! Yandı bitti kül oldu’.

Geçmişte belki de dünyanın en zengin ve renkli yaşam alanı Beyoğlu bugün, bir açık hava mimarlık müzesi oluşturabilecek yapılarının, hoyrat ellerde, geri dönülemez bir biçimde tahrip edildiği, tiyatro ve sinema salonlarının, kitapçılarının kapandığı, lokanta ve barlarının tatlıcı, kebapçı ve lokumcuya dönüştüğü, parfüm rüzgarları yerine ter kokularının estiği, kötünün iyiyi kovduğu ama her şeye rağmen ‘la noblesse oblige’ diyerek ayakta kalmaya, son bir umut ve çabayla geçmişine tutunmaya çalışan bir alaca karanlık kuşağı öykü kahramanına dönüştü.

Bizden önceki kuşaklardan dinlediklerimize, kıyısından köşesinden de olsa, ulaşabildik biz. Beyoğlu’nun müthiş serüveninin güzel ve aydınlık bir bölümüne tanıklık ettik.

60’lı 70’li yıllarda tiyatrosundan sinemasına, lokantasından barına, pavyonundan randevu evine, kitapçısından pastanesine, mağazalarından terzilerine dek uzun soluklu sarhoşluğunu tadabildik Beyoğlu’nun.

Sanırım artık bize kalan, gördüklerimizi, tattıklarımızı, kokladıklarımızı, kısacası yaşadıklarımızı bir Beyoğlu öyküsü olarak derleyip, bizim kuşağımıza anımsatmak ve gelecek kuşakların toplumsal hafızasına bir kayıt düşmeye çalışmak olacak.

Beyoğlu’nda 55 yıl geçirmiş, en kalantor mekanlardan en izbe aralıklara dek yuvarlanmış, gündüzünü, gecesini ayrı yaşamış biri olarak ebedi sevgilime minnet borcumu ödemek zorundayım çünkü….

Afrika Pasajı, Alman Mektebi, Anadolu Pasajı, Anabala Pasajı, Atlas Pasajı, Avrupa Pasajı, Aya Triada Rum Kilisesi, Aznavur Pasajı, Baudouy Binası Tepebaşı, Belediye 6. Bölge Binası Pera, Bon Marche, Botter Apartmanı, Bristol Oteli, Casa D’Italia Tepebaşı, Cercle D’Orient, Crespin Pasajı, Çiçek Pasajı,Decugis Binası, Deniz Palas, Doğan Apartmanı, Elhamra Han, Eseyan Ermeni Okulu, Galatasaray Müzesi, Beyoğlu Postanesi, Galatasaray Pasajı, Galatasaray Sultanisi, Mektebi Sultani, Galileo Galilei İtalyan Mektebi, Grand Hotel Pera, Hacopoulo Pasajı, Halep Pasajı, Hotel d’Angleterre Pera, Hotel Royal, Karman Pasajı, Londra Oteli, Metro Han, Mısır Apartmanı, Narmanlı Pasajı Tünel, Notre Santa Maria Draperis Kilisesi, Palazzo Corpi, Panayia İsodion Rum Ortodoks Kilisesi, Park Otel Taksim, Passage Oriental, Pera Palas Oteli, Pinto Fresko Pasajı, Redcliff Mektebi Pera, Rumeli Pasajı, Saint Antoine Apartmanları, St. Antoine Katolik Kilisesi, Ses Tiyatrosu, Societa Operaia Pera, Suriye Pasajı, Surp Asdvadzadzin Ermeni Katolik Kilisesi , Surp Hovhan Vosgeperan Ermeni Katolik Kilisesi, Surp Yerrortutyun Ermeni Katolik Kilisesi, Tünel, Tepebaşı Dram Tiyatrosu, Tokatlıyan Oteli, Topçu Kışlası Taksim, Üçhoran Ermeni Ortodoks Kilisesi (Surp Yerrortutyun), Union Francaise, Zapyon Rum Mektebi, Zoğrafyon Rum Mektebi; Alkazar, Atlas, Elhamra, Emek, Fitaş, Dünya, Lale, Lüks, Rüya, Saray, Ses, Sinepop, Yeni Melek, Venüs sinemaları; Fransız, Hollanda, İsveç Sarayları, Rusya Sefareti, İngiliz Konsolosluğu, Palazzo Corpi Tepebaşı; Concordia, Elhamra, Karaca, Naum, Şark, Gen-Ar, Ses, Arena, Şark, Devekuşu Kabare, Dram ve Fransız Tiyatroları, Küçük Sahne, Şehir Tiyatroları Beyoğlu Sahnesi; Atlantik Büfe, Pam Pam, Papağan ve Ye-Ye Kuruyemişcileri, Pasifik, Burç ve BAB Kafeteriya, Kristal, Şey, Levent Büfe, Karaköy ve Saray Muhallebicileri, Doğa ve Lale İşkembecileri, Hacı Bekir, İnci, Konak, Tilla, Markiz ve Baylan Pastaneleri, Hasan Ecza Deposu, Rebul Eczanesi; Hacı Salih , Abdullah, Degüstasyon, Fisher ve Rejans Lokantaları; Kara Kedi, Yılmaz, Lale ve Odeon Plakçıları; Müzik Evleri, Artist ve Figüran Kahveleri, Genel Evler ve Randevu Evleri, Travesti Kulüpleri, Pavyonlar ve Barlar; Japon Mağazası, Lion, Bon Marché, Mayer, Lazzaro Franco, Edip, Mudo, Sylvio ve Vakko Mağazaları; Beyoğlu Spor, Şişli ve Galatasaray Spor Kulüpleri; Rekor, İpeker ve İlya Gülerşen Kumaş Mağazaları; Foto Gör-Çek ve Foto Süreyya; Tanca, Zoto, Şeref ve Mahmut Kundura Mağazaları; Şafket Vuraldı Baba ve Kuaför Vili.

Tüm bu saydıklarım belleğimde yer etmiş, anılarımda hala taptaze duran, her birinin yaşanmış bir çok öyküsü olan mekanlar. Beyoğlu’ndan artık geriye ne kaldıysa!…”

Cem CİNOL

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yorumlar

Yorum