Bir Ağır Sanayi Tesisi: Tersane-i Âmire

Hüseyin IRMAK

Hepimiz Haliç’i bir özel isim gibi kullanır ve Haliç deyince İstanbul’u aklımıza getiririz fakat durum böyle değildir. Dünyanın çeşitli yerlerinde de haliçler vardır. Haliç, kelime anlamı olarak akarsu yatağına denizin dolmasıyla oluşmuş girinti anlamına gelir. İşte İstanbul’daki haliç te böyle oluşmuş bir yerdir ve yanlış hatırlamıyorsam bundan 7 bin yıl önce denizin Kağıthane ve Alibey dere yataklarına dolmasıyla oluşmuştur.

Bu oluşumu, şehrin önemli kuruluş nedenlerinden biri saymak pek yanlış olmaz sanırım. İki denizin geçiş yolu olan ve büyük bir denetim olanağı sunan boğazın yanı sıra Haliç’in sunduğu arka plan savunma olanağı, şehrin ilk yerleşimcileri için müthiş davetkâr bir avantajdır.

Bizim artık özel isim gibi kullandığımız Haliç, şehir kuruluşundan bu yana stratejik savunma alanı özelliği gösteren bir iç limandır. Byzas döneminden itibaren durum bu merkezdedir. Bizans zamanının korku saçan görkemli donanmasının barındırıldığı yer de burasıdır.

Konstantinopolis’in kurulmasıyla birlikte bugünkü Eminönü bölgesi liman haline getirilir ve Neorion Limanı ismiyle başlangıçta tersane tesislerini de barındırır. Fakat bir süre sonra bugünküne nazaran eskiden daha geniş ve içerlek olan Kasımpaşa Koyu, imparatorluğun büyük donanmasının inşası ve barındırılması için en uygun yer olarak tespit edilir. Neorion’daki tesisler buraya alınır. Kayıtlara göre gemi mürettebatı ve askerleri için barınaklar ile donanma tesislerinin de bu civarda olduğu varsayılmaktadır.

Aynı bölge, Bizans’ın ardından Osmanlı İmparatorluğu’nun da tersanesine mekân olur. İyi bir donanmaya sahip olmanın önemini kavramış olan Osmanlı, tersaneyi büyütüp genişletir. Gemi ustaları ve marangozları şehir de tutmaya çalışır. İşçiler ve mürettebatı tersane civarına yerleştirir.

Bugün Haliç, Camialtı, Taşkızak Tersaneleri’nin bulunduğu bölge, Hasköy Tersanesi’ni de katarsak Osmanlı İmparatorluğu’nun Tersane-i Âmire’si olur ve ve imparatorluğun bütün tersaneleri idari olarak buraya bağlanır. Tersane-i Âmire, (x) Kasımpaşa Koyu’ndan başlamak üzere Kağıthane Deresi’nin ağzına kadar uzanır.

İstanbul’un fethinden sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk etapta Kasımpaşa Koyu’nda bir tersanesi, Kadırga Limanı’nda (Kontoskalion) eski Bizans tersanesi ile birlikte Gelibolu’nda bir tersanesi bulunmaktadır.

Sultan II. Mehmet, 11 Aralık 1455’te bugünkü Haliç Tersanesi’nin bulunduğu yerde faaliyeti başlatır. Oğlu II. Bayezıd, Kasımpaşa’daki tersaneyi daha da genişletir. I. Selim, donanmanın büyütülmesine ihtiyaç duyduğu için 1513’te Kasımpaşa’ya yeni bir tersane daha kurmaya başlar. Kapudan Cafer Paşa nezaretinde Gelibolu’daki tersane küçültülerek çıkan malzeme Kasımpaşa’da getirilir ve burada kullanılır.

1513 sonbaharı ve 1514 başında ilk dört göz tamamlanır, 1514 Haziran’ına gelindiğinde 50 göz yapılmıştır. Aynı yılın yazında (Temmuz) ise toplam 100 göz hazırlanır. Her biri için 50 bin akçe tahsis edilen bu gözler, kıyıda bitişik nizam, dış duvarları kalın, çatıları hafif ve kiremit kaplı yapılardır. Enleri beş buçuk ile yedi metre, boyları ise yirmi ile kırk metre arasındadır.

1522’de, I.Süleyman zamanında, göz sayısı 114’e çıkarılır. 1550’lere doğru sayı 125 olur. 1517’deki İnebahtı Savaşı’na kadar da bu sayıda kalır.

Her bir göz, arka arkaya iki kadırga alabilen ve aynı zamanda çeşitli depoların bulunduğu yapılardır. Bütün bu tesislerin merkezinde Divanhane (Kapudan Paşa’nın makamı) bulunur. Giderek güçlenen donanması ile dünyanın en önemli denizcilik merkezlerinden biri haline gelen Tersane-i Âmire’deki faaliyetleri takip etmek isteyen diğer denizci devletler Galata ve Pera’daki Venediklilerden ajan olarak yararlanıp düzenli bilgi alırlar, kendi elçileri de düzenli rapor sunar. (xx)

Tersane bölgesini Galata’dan ayıran ve yine dünyaca bilinen ünlü “banyol” (“Bagno”) isimli hapishane de buradadır. Beylik Zindanı da denilen Bagno’da, kadırgalarda kürekçilik yapan savaş esirleriyle kürek cezasına çarptırılan mâhkumlar tutulur.

1539’da çıkan büyük yangın, tersanenin bazı kısımlarını ve batısındaki hapishaneyi tahrip eder. Fakat tamamı kısa sürede tamir edilir.

1536-41 arasında gözlerin sayısı 154 olur ve “baştarda” tabir edilen gemiler için üç büyük göz daha eklenir. Mimar Sinan tarafından bir de zift ambarı yapılır.

1547’de Sokollu Mehmet Paşa tersanenin etrafını yüksek taş duvarla çevirtir. Dışarıyla irtibat ise açılan altı adet kapıdan sağlanır. Bu kapılar, Galata’ya açılan Azepler Kapısı (Azapkapı), Kasımpaşa deresine açılan Kasımpaşa Kapısı, kara tarafına açılan Nakkaşhane Kapısı, Zindan Kapı, Şahkulu Kapısı ve Hasköy’e açılan Hasköy Kapısı’dır. Bir başka duvar da hapishaneyi çevirmektedir.

 

1647’de (veya 1648) büyük kalyon  ilk kez inşa edilir. Uzunçarşı esnafının bağışladığı paralarla yapıldığı için ismi “Uzunçarşı” olarak konur.

Yeni büyük gemi yapım faaliyetleri sebebi ile 1676’da göz sayısı 110’a düşürülür.

  1. yüzyılın ikinci yarısında donanmaya, kadırganın yanısıra artık eski tersane gözlerine sığmayan, yüksek bordalı ve birden çok güverteli yelkenli gemi olan kalyon eklenir. Kalyon ve kadırgaların yapımının uzun, ömürlerinin kısa olması tersane çalışmalarını olumsuz etkilese de tesislerin büyümesi devam eder. Yeni inşa edilecek binalar için padişahın tersane bahçesi ve komşu bahçelerindeki bazı kısımlar verilir.

1707’de Sadrazam Çorlulu Ali Paşa, tersane merkezine, adına daha sonra Kışla Camii denilecek olan camiyi yaptırır. Aynı dönem Hasköy’de yeni bir lengerhane (çıpa döküm atölyesi) kurulur. (Hasköy Lengerhane Binası günümüzde R. Koç Müzesi’nin sahildeki bölümüdür.)

İlk kez yapılan üç ambarlı (güverteli) bir gemi 6 Ekim 1718’de törenle denize indirilir. 1722-23’te ise büyük bir Divanhane binası inşa edilir. (xxx) 1770’de Kaptan-ı Derya Gazi Hasan Paşa, yaklaşık 40 metre yüksekliğinde bir kollu vinç, (darağacı macunası) Aynalı Kavak Kasrı cıvarında yeni depo binaları ve gemi kalafatlanmasında kullanılan tesisleri yaptırır.

Galata’nın liman semtlerinden mürettebat toplamak yerine artık Ege ve Doğu Karadeniz kıyı bölgelerinden insan getirtilmeye başlanır ve bunların eskiden olduğu gibi Galata ve Kasımpaşa bekar odalarında barınmalarına izin verilmez. Bu insanlar tersanenin doğusunda bulunan ve donanma askerleri için yaptırılan Kalyoncular Kışlası adındaki yeni kışlaya yerleştirilir.

Tesislerin teknik olarak çağın gerisine düşmeye başlamasının fark edilmesi ile 1773’te matematik okulu (Mekteb-i Rıyazziye), 1776’da da Mekteb-i Hendese kurulur.

Büyük gemilerin bakım ve tamiri için bir kuru havuz inşaasına ihtiyaç duyulması üzerine III. Selim zamanında ilk dok inşaatına başlanır. İsveçlilerin yaptığı kuru havuz çalışması, 1796’da başlar, 1799’da tamamlanır. (xxxx)

III. Selim zamanında giderek genişleyen tersane arazisine yer açmak amacıyla, tersane bahçesinde yer alan Aynalıkavak Sarayı yıktırılıp arazisi Tersane-i Âmire’ye verilir. 1805’te Taşkızak ve Ağaçkızak tesisleri böylece kurulur.

  1. Mahmud döneminde ikinci bir kuru havuza ihtiyaç duyulması üzerine, birinci havuzun inşasında çalışan Osmanlı mühendisler görevlendirilerek Kasımpaşa Deresi ile Azapkapı arasında 1821’de çalışma başlatılır.

İlki örnek alınarak yapılan ikinci havuz başmühendis Ali Bey ve Manol Kalfa gözetiminde başlar. Ertesi yıl Ali Bey’in yerine Mühendishane üçüncü halifesi Abdülhalim Efendi getirilir. Havuz 1825’te tamamlanarak hizmete alınır.

1818’de yeni bir Divanhâne binası inşa edilir. Ayrıca bir tür yüzer vinç olan maçunaların yapımına önem verilir. Bir yandan tersanenin büyütülmesine, diğer yandan yan sanayisinin geliştirilmesine çalışılır. Bu amaçla 1828’de Eyüp’te İplikhane-i Âmire (halat ve ip fabrikası) kurulur.

Zaman içinde yeni makineli gemilerin boylarının eskilerine göre daha uzun olması nedeniyle ikinci havuzda küçük gelmeye başlar.

Sultan Abdülmecid zamanında ise üçüncü ve diğerlerinden daha büyük bir havuzun inşasına girişilir. Bu iş için tersane ve havuz inşaatlarında tecrübeli Vasil Kalfa görevlendirilir. Bugün Haliç Tersanesi’nde “1 numaralı havuz” olarak adlandırılan havuzun yapımı 1857’de başlar. Havuz için bölgedeki odun depoları istimlak edilir.

1861-1869 arasında havuz çalışmasının durdurulması nedeniyle inşaat toplamda 13 yıl sürer. Ancak 1870 yılında, Sultan Abdülaziz zamanında tamamlanabilir. Bu havuzla birlikte dönemin büyük savaş gemileri inşa edilmeye başlanır. (xxxxx)

Tersane-i Âmire, okul özelliği göstermektedir. İmparatorluğun çeşitli tersanelerinde başarılı işler yapan bütün yöneticiler, mühendis ve teknik adamlar buradan yetişir. Sultan Aziz döneminde Divanhane yıktırılıp yerine mimarbaşı Sarkis Balyan’a yeni bir Divanhane binası inşa ettirilir. Bu bina, günümüzde Kuzey Deniz Saha Komutanlığı olarak kullanılan binadır.

Gemi boylarının büyümesi havuzların dar gelmesine neden olunca 1875’te en eski havuz genişletilerek uzunluğu 153, genişliği 16, derinliği 9,5 metreye çıkartılır.

Havuzların suyu ise mandaların döndürdüğü dolaplar vasıtasıyla boşaltılır. Gözleri bağlanan mandalar, ağır ağır yürüyerek çarkları çevirir. Bu devinim, pompayı çalıştırır ve suyu tahliye eder. Yıllarca çalışan mandaların emekli edilmesi sırasında daima özel bir tören yapılır ve hayatlarının sonuna kadar Okmeydanı’nda başıboş otlamak üzere Hasköy kapısından salınırlar. Ferit Halit Paşa, buhar makinelerini devreye sokana kadar bu sistem böyle devam eder.

  1. Abdülhamid zamanında Bahriye Nazırı Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa’nın girişimiyle ise bu üç havuzdan ayrı olarak Avrupa’dan bir yüzer havuz satın alınır. Parçalar halinde getirilen havuz, tersanede monte edilir. Böylece 150 tona kadar olan küçük gemilerin tamiri yüzer havuzda yapılır.

 

1908’den sonra giderek önemini kaybeden Tersane-i Âmire tesisleri 1910’da İdare-i Mahsusa’ya devredilir. 1913’te “Doklar, Tersaneler ve İnşaat-ı Bahriye Şirket-i Osmaniyesi” adlı bir şirket kurularak Tersane-i Âmire’nin bir bölümü ile havuzlar bu çatı altında toplanır. Cumhuriyet’in ilanından sonra ise 1924’te Tersane, Türkiye Seyr-i Sefain İdaresi’ne bağlanır.

Daha sonra 1 Temmuz 1933’te kurulan Fabrika ve Havuzlar Müdürlüğü bünyesine alınan tersanenin modernleştirilmesine çalışılır. Kuru havuzlar onarılıp mekanik aletler yenilenir. Gerekli olanlar yeni satın alınır. Bu dönem Van Gölü İşletmesi için yolcu ve yük gemileri, PTT için posta motorları, Kılavuzluk İdaresi için servis motorları yapılır. Büyük bir yolcu iskelesi inşaası da gerçekleştirilir.

Haliç Tersanesi bölümü, 1952’den itibaren Denizcilik Bankası’na devredilir.  Buraya söz konusu üç kuru havuza ek olarak saç teknelerin inşa edilebileceği gemi inşa kızakları kurulur. Saç ve köşebent, makine, marangoz ve elektrik atölyeleri ile diğer yardımcı atölyeler ile bir dökümhane yapılır. 1960’larda Deniz Kuvvetleri için 8 adet çıkarma gemisi inşa edilir.

25 ton kaldırma gücünde, ray üzerinde hareket edebilen 11 adet atölye “kreyn”i kurulur. İlave olarak 125 ton kaldırma gücüne sahip bir yüzer kreyn hizmete sokulur. Camialtı ve Hasköy Tersaneleri, idari olarak Haliç Tersanesi’nden ayrılır ve bağımsız tersanelere dönüştürülür.

Son dönem Haliç Tersanesi’nde yolcu gemileri, araba vapurları, feribotlar inşa edilir. Çeşitli kapasitelerde motorbotlar, römorkörler ve halen çoğu Haliç’te yolcu taşımacılık hizmeti veren 14 adet Haliç tipi motorbot da burada inşa edilmiştir.

Kasımpaşa Deresi ile Atatürk Köprüsü arasında bulunan 69.810 metrekarelik bir alana yayılmış olan, 475 metre uzunluğunda bir rıhtımı bulunan, halen 5800 dwt.’luk gemiler inşa etme kapasitesine sahip Haliç Tersanesi, 1984’te Ulaştırma Bakanlığı Türk Gemi Sanayii A.Ş.’ye bağlanır.

1994 Nisan’ında Camialtı ve İzmir Alaybey Tersaneleriyle birlikte Haliç Tersanesi’nin de satılacağı ilan edilir. Satışa karşı çıkan Dok-Gemi İş engelleyemeyeceğini düşündüğü satışta tersaneleri kaybetmemek düşüncesiyle alıma talip olsa da herhangi bir satış gerçekleşmez.

Günümüzde 2005 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne aktarılan Şehir Hatları Genel Müdürlüğü’nün 2010 yılında yine Büyükşehir Belediyesi bünyesinde kurulan İstanbul Şehir Hatları Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş,’ye dönüşmesiyle tersane de bu kuruluş bünyesine alınır. Buradaki üç kuru havuz ve iki inşa kızağı tarihi değerdedir.

Camialtı Tersanesi

Günümüzde Askeri Taşkızak Tersanesi ile Kasımpaşa Deresi arasında yer alan, adına 1952’de Camialtı Tersanesi denilen yer ise aslında, eski tersanenin bir bölümüdür ve kuruluşu 1455’e dayanmaktadır.

1484’te genişletilen bu bölümün başlangıçta bir kaç göz kızağı, bir divanhanesi ve bir de mescidi vardır. Kemal Burak Reis ve Pirî Reis’in inşa ettirdiği donanmanın büyük bölümü, kaynaklara göre, burada yapılmıştır. Yavuz Sultan Selim’in tersane büyütme çalışması sırasında buraya üstü kapalı gemi inşa ve onarım kızakları kurulur. Kanuni zamanında kızakların sayısı 200’e çıkarılarak ambarlar ve mahzenler inşa edilir.

  1. Mahmud döneminde kuru taş havuzun ve eski havuzların inşasına başlanır. III. Selim zamanında 1790’da darağacı maçunası, II. Mahmud zamanında 1830’da haddehane ve dökümhane, 1831’de demirhane, 1837’de Valide Kızağı ile taş kızak, Sultan Abdülmecid zamanında 1848’de küçük çekiç fabrikası kurulur. II. Abdülhamid zamanında ise 1885-86’da kazanhane, çelik fırını ve modelhane kurulur.

 

1842’de ise hemen yanına Foster Rhodes’in çizdiği planlara göre askeri Taşkızak Tersanesi yapılır.

1939’da Devlet Limanları İşletmesi Umum Müdürlüğü Liman İşletmesi’ne bağlı bir Liman Atölyesi haline getirilir. Bu atölye, 1944’e kadar mavna, duba ve Liman İşletmesi’ne bağlı deniz araçlarının tamir yeri olarak kullanılır. Bu tarihte Devlet Denizyolları İşletmesi’ne devredilir.

Yeni Atölye adı ile Fabrika ve Havuzlar Müdürlüğü’ne bağlı olarak faaliyet göstermeye devam eder. 1952’de Denizcilik Bankası’nın kurulmasıyla birlikte bağımsız bir ünite haline getirilerek Camialtı Tersanesi adını alır. Birinci ve İkinci Beş Yıllık Plan çerçevesinde büyütülmesi ve iş hacminin arttırılmasına yönelik yatırımlar yapılır. Bu kapsamda altyapı, kızak ve rıhtımlar inşa edilir. Makine, elektrik, marangoz, inşa ve döküm atölyeleri yenilenir. 1981’de saç raspalama ve boyama bölümleri eklenen tersane, 1984’te Ulaştırma Bakanlığı Türkiye Gemi Sanayii A.Ş.’ye bağlanır. 72 bin metrekarelik bir iş alanına sahiptir. 400 metre uzunluğunda rıhtımı vardır. Burada yolcu vapurları, araba vapurları, feribotlar, kuru yük gemileri, dökme yük gemileri inşa edilmektedir.

 

Hasköy Tersanesi

Şirket-i Hayriye’nin vapurlarının bakım ve onarımı için 1861’de Hasköy Halıcıoğlu arasında kurulur. Başlangıçta bir kaç binadan oluşan tesis, bir süre sonra genişletilir. 1884’te 45 metrelik ağaç kızak yapılır. 1910’da yeni bir kızak daha inşa edilir, torna tezgahı, inşaiye atölyesi ve marangozhane kurulur.

 

Bir Alman teknik müdür tarafından yönetilen tersanenin yönetimi 1938’de Necmettin Kocataş’tadır.

Şirket-i Hayriye’nin 1945’te devlet tarafından satın alınması üzerine Hasköy Tersanesi Devlet Denizyolları ve Limanları Umum Müdürlüğü’ne devredilir.

1952 Mart’ında Denizcilik Bankası’na devredilen tersane, önceleri Haliç Tersanesi’ne bağlı bir başmühendislik olarak çalışır. 1954’te Gemi İnşa ve Tamir İşletme Müdürlüğü adıyla bağımsız ünite haline getirilir. 1984’te Ulaştırma Bakanlığı Türkiye Gemi Sanayii A.Ş.’ye bağlanır.

11.257 metrekarelik bir alanda faaliyet sürdüren tersanenin rıhtım uzunluğu 193 metredir. Biri yaylı diğeri “felekli” 50’şer metre boyunda iki kızağı vardır. 1997’de Rahmi Koç tarafından satın alınan binaya Sanayi Müzesi kurulur.

 

Hüseyin Irmak

 

Kaynaklar:

 

Eser Yücetürk, Haliç Siluetinin Oluşum-Değişim Süreci, Haliç Belediyeler Birliği Kültür Yayınları, İstanbul 2001, s. 42-45.

Wolfgang Müller-Wıener, Bizans’tan Osmanlı’ya İstanbul Limanı, Tarih Vakfı Yurt Yayınları 66, İstanbul 1998.

Eser Tutel, Gemiler Süvariler, İskeleler, İletişim Yayınları, İstanbul 1998, s. 135-156.

Mahmud Raif Efendi, Osmanlı İmparatorluğu’nda Yeni Nizamları Cedveli,  İstanbul 1798, Çev. Arslan Terzioğlu-Hüsrev Hatemi, Turing Yayınları.

 

Dipnotlar:

 

(x) : Tersane sözcüğü Arapça “dâr-üs-sınâ’a” kelimesinden gelmektedir ve gemi inşa edilen tezgah anlamındadır.

 

(xx) : 19. yüzyılın başında Fransa’nın İstanbul sefiri General Sebastiani, Napoléon Bonaparte’a gönderdiği raporda Tersane-i Âmire’den ve donanmadan şöyle bahseder: “Osmanlıların deniz kuvveti 27 üç ambarlı harp gemisi ve 20 kadar fırkateynden meydana gelmektedir. Bu filo Avrupa’daki mevcut filoların en güzelidir. Bu filoyu Brun ile Benoit adlı iki Fransız mühendisi inşa etmiştir.”

 

(xxx) : 1740’da “Niheng-i Bahrî”, 1746’da “Fetih-i Bahrî”, 1747’de “Birr-i Bahrî”, 1749’da “Nusretnüma”, 1750’de “Berid-i Zafer” ismi verilen gemiler tamamlanarak denize indirilir.

 

(xxxx) : Dok inşası için Fransa ve İsveç’ten uzmanlar çağrılır. İki heyetin hazırladığı raporlar alınır. Farklı iki yöntem sunan raporlarda, İsveçlilerin yöntemi daha uygun ve ucuz bulunur.  2.2 kat daha ucuz olan İsveç teklifi ihaleyi kazanır. İsveç-Osmanlı Savunma Anlaşması gereğince Rhode isimli bir başmühendis başkanlığındaki İsveç heyeti 1795’te İstanbul’a gelir.

Önce yer tespiti için muayene kuyuları açmakla işe başlayan grubun 18×18 metre boyutlarında ve 10.5 metre derinliğinde açtığı ve suyun boşaltma yöntemini de gösterdiği çalışması takdirle karşılanır. Kuru havuzun bir de tahta maketini yapan İsveçli mühendisler grubu, Osmanlı teknik elemanları ile birlikte 1796’da inşaata başlar. Tespit edilen yerde “palplanş” (birbiri içine geçme perde çakarak deniz suyunun boşaltılması) yöntemiyle başlayan çalışma sonucunda 75×37,5 boyutlarında 10,5 metre derinliğinde çukur kazılır. (Bazı kaynaklarda 85 metre boy, dipte azami 16 metre en olarak geçmektedir)  Zemin oturmaları ve oluşan çatlaklar giderildikten sonra taş malzeme için devonien mavi kalkeri kullanılır. Havuzun taş blokları birbirine kenetlenecek şekilde kesilip işlenir. Harç olarak su altı inşaatlarında yararlanılan ve su değdikçe sertleşme özelliğine sahip puzzolan harcı kullanılır. Bir tür volkanik külün kireçle karışımından elde edilen harç, İtalya’dan (Vezüv), havuz tabanına 75 santimetre kalınlığında döşenen taşlar ise İstinye taş ocaklarından getirtilir.

Hafif kıvrımlı yan duvarlar eski doklarda olduğu gibi basamaklar halinde teraslandırılır, havuzun dibine böyle inilir.

 

(xxxxx) : O devirde Haliç tersanelerinde yapılan savaş gemileri şunlardır: Mesudiye (118 toplu), Selimiye (62 toplu), Tavus-u Bahrî (82 toplu), Aslan-ı Bahrî (76 toplu), Âsar-ı Nusret (76 toplu), Bahr-i Zafer (72 toplu), Mesken-i Zafer ( 50 toplu), Hüma-yı Zafer (50 toplu), Zafer-i Küş (26 toplu), Cengâver (26 toplu), Şüca-i Bahrî (26 toplu), Saika-i Bahar (26 toplu), Ateşfeşan (26 toplu), Selâhetnüma (26 toplu). Âsar-ı Nusret ile Bahr-i Zafer adlı kalyonlar İsmail Kalfa, Hüma-yı Zafer Dimitri Kalfa, diğerleri ise Fransız Brun tarafından inşa edilmiştir.

Yorumlar

Yorum