Muharrem ayı denilince malum hepimizin aklına Aşure gelir.

Buğday, fasulye, nohut, kayısı, incir gibi bakliyat ve yemişlerin birlikte kaynatılması ile hazırlanan yiyeceğe “aşure”; bu yiyeceğin Hicri takvime göre Muharrem ayında pişirilmesi ve dağıtılması etrafında oluşan uygulamalara ise Aşure geleneği adı verilir. Aşure adı, İbranice onuncu anlamındaki “asor” kelimesinden gelmektedir. Aşure geleneğini uygulayan toplulukların bu güne yükledikleri anlama göre Aşurenin içine konan malzeme, yapılış tarihi ve amacı değişiklik gösterir.

Aşure ayı olarak bilinen Muharrem’de gerçekleştiğine inanılan olaylara ilişkin birçok rivayet vardır. Bunlardan en yaygın olarak bilinenler; Nuh’un gemisinin karaya oturması, Hz. Adem’in tövbesinin bu günde kabul edilmesi, Hz. İbrahim’in ateşten kurtulmasıdır. Muharrem ayının 10. gününde aşure, yaygın olarak Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilişini anmak için yapılmaktadır. Ben Aşure tarihi hakkında yazı yazacak değilim. Aşurenin ne dini kökenlerini ne de mutfak kısmını anlatacak değilim.  Sadece ben çocukken yapılan aşureler geldi aklıma, o günleri paylaşmak istedim sizinle…

Aslında ben çocukken bizde aşure yapılmazdı, çok sonradan girdi evimize. Anneannemin ve hacı annemin aksatmadan her cuma gittikleri, toplu ibadet ve sonrasında da uzun sohbetler ettikleri Hacı Fatma annenin evi  vardı. Şimdi konuyla ne alaka diyeceksiniz değil mi? Konuyla çok alakası var efendim Muharrem ayı gelince bu Hacı Fatma Anne aşure pişirirdi. Ama öyle bildiğiniz gibi değil. Koca koca kazanlarda pişerdi aşure ve civar ilçelerde yaşayanlar ellerinde tencereleriyle dört bir yandan akın ederlerdi Hacı Fatma Anne’nin evine. Bizim sıtıl dediğimiz, içine 1 ya da 2 kilo alacak şeklide büyük kaplarla gelirler ve Fatma Ana’nın aşurelerini evlerine götürürlerdi. Bu Aşure bilinenin dışında tatlı da değildi.  Aksine tuzlu ekşi ve acılıydı. J  Yanlış okumadınız, tadı bildiğimiz ekşiydi. Ben de aşureyi ekşi ve acı birşey olarak bilirdim. Tatlı aşureyle tanışmam çok yıllar sonra oldu…

Ben çocukken anneannem beni sıkı tembihler, elime de bir kap sıkıştırıp Hacı Fatma Ana’nın evine gönderirdi. Bütün ilçe Adı Fatma olan bu teyzeye nedense Hacı ve anne ekleri getirip Hacı Fatma Anne derdi, kadın hacı mıydı bilmem ama herkesin dini konularda akıl danıştığı biriydi. Çok küçüktüm o yüzden kadını hayal meyal hatırlıyorum, yüzünü bütün çabalarıma rağmen anımsayamıyorum ama sadece ince uzun boyunu hatırlıyorum (ya da bir çocuğun gözünden uzun görünüyor olabilirdi). Teyzenin dik bir yokuşun başında olan evine, elimde kap kacak çıkardım, anneannemin tembihini yerine getirir ve gerisin geri o yokuştan inerdim. Nedense sanki benim evden çıkmamı bekler gibi hep te o sırada yağmur yağardı ve ben eve sırıl sıklam dönerdim. Eve getirilen aşure anneannemin anlattığı HZ Nuh hikâyesi eşliğinde yenilirdi. Tadı o dönem bana çok güzel gelirdi. Ekşili aşure Fatma teyzenin ölümünden sonra kayboldu gitti. Kimsede rastlamadım. Geçenlerde aklıma geldi, telefona sarılıp annemi aradım, tarifini istedim. Anneme tuhaf geldi, nereden hatırladığımı o denem çok küçük olduğumu söyledi ama tarifi de vermeyi ihmal etmedi. Ben de sizlerle paylaşmak istedim..

Ekşili Aşurenin tarifi ve malzemeler:

1 su bardağı Nohut (önceden ıslatılıp gazı alınacak)

1 su bardağı fasulye (önceden ıslatılıp gazı alınacak)

1 su bardağından biraz az mercimek

1 çay bardağı iri bulgur

Yarım su bardağı buğday (ya da bizim yarma dediğimiz buğday çeşidi)

Yarım su bardağı pirinç

Kuru kayısı, ceviz, badem, fındık, fıstık

1 su bardağı kuru üzüm

2 bardak suda çözülen sumak (Urfa sumağı makbuldür dememe gerek var mı acaba?)

Tuz

Tereyağı salça karabiber ve evde olan bilimum baharatlar

Nohut, kuru fasulye buğday her biri ayrı ayrı haşanır sonra büyükçe bir tencerenin içinde buluşur. Bulgur, pirinç ve mercimek konularak tekrar haşlanır. Suyunu çekmeye yakın süzülmüş sumak suyu konulur, kuru yemişler eklendikten sonra iyice pişirilir. Ayrı bir tavada sosu hazırlanır tereyağına az domates salçası eklenip kızartılır. İsteğe göre pul biber, karabiber ve baharatlar konulabilir. Sos iyice kızardıktan sonra tencereye cosss sesi gelecek şekilde dökülür. Sonra mı? sonrası afiyet olsun, ekşili aşuremiz hazır.

Aşuremizin tarifini verdikten sonra gelelim benim tatlı aşure ile tanışma macerama;

1997 yılında Kanal E ‘de çalışırken kanal bir gün kapatma cezası almıştı. Biz de boş günümüzü değerlendirmek amacıyla haber müdürümüzden bahaneler uydurarak izin almıştık. Biz derken o dönem benimle birlikte editör yardımcılığı (sonradan adı prodüktör oldu) yaptığım Ayfer Filiz Samur ile birlikte Beşiktaş’a geçmiştik. Niyetimiz oradan da Ortaköy’e gitmekti ama Ayfer tatlı yiyelim deyince ben de hayır diyemedim ve en yakın pastaneye girdik. Tatlı alacağız. Arkadaşım Aşure isteyince ama ben tatlı yemek istiyorum  diye söylenmeye başladım. Kandırılmışlık hissiyle karışık duygularla masada beklerken iki kase aşure geldi. Ama bir de ne göreyim, benim bildiğim gibi değildi aşure. Artık bu da fazla ses tonuyla garsona söylenmeye başladım. Ben aşure istemiştim, bu ne laubalilik diye çemkirirken zavallı garsonun beni ikna etmesi  evlere şenlikti…

Böylece o gün hem tatlı aşure ile tanışmış oldum hem de onun pastanelerde satılan bir tür tatlı olduğunu öğrenmiş oldum J. Şimdi kendisiyle çok güzel bir ilişkim var, çok sevdiğim tatlardan birdir artık kendileri.

ASİYE SAKLIM

Yorumlar

Yorum