Bir Mayis Sabahı

AYŞEN KARAKULLUKÇU MERT

Mayıs ayı kanatlı mı acep, bir çırpıda üçte biri tükenmiş. Günleri mi tüketiyoruz, günler mi bizi tüketiyor ??? Bence karşılıklı ömürden yiyoruz, günler bizden çok tekrar edecekler, gün gelecek bizsiz geçecekler, çok da umurlarında, biz neyiz ki, günlere aksesuar, ama günün mana ve önemi biziz, günler bizimle hayata geçiyor, günlere isimlere kazıyanlar var.

Kalkalı 2 saat olmuş, kahvemi suyumu içmişim, camı ön taraftan açmışım, orası daha yeşil, daha sessiz, aklımda güne dair liste, gözüm saatte, kızı kaldıracam, fırında öğle yemeği için ıspanaklı börek var, açmadım, tabiki, adı Pınar olmayandan aldım, Dinazorlu beslenme kabına koyacam dermişim.

“Sabahlar olmasın !” diyenlere inat gün doğumu ile başlamayı seviyorum, uzuuuun uzuuuun bakacağım bir miktar gökyüzü hala görüş alanımda, bu arada radyodan trafik ile ilgili haberleri dinlemek pek iç açıcı değil ama hayatın gerçeği işte. Hayat da biz de gerçeğiz, bu gerçeklerin kendi yolları var, bir kavşakta denk gelip iyi bir alışveriş yapmak dileğimiz. Bir ömür mutluluk istemek akıllıca değil, olmaz zaten, olmasın zaten, olmuyor zaten.

Ödev kitaplarımı okudum bitirdim, Dün akşam biraz da Mişima ile ilgili okudum, Mişima takma adı, Fuji dağının karlı tepelerini gören bir kasaba adı imiş, soyadı da karla uyumlu bir şey onu unttum, yine bakarım. 45 yaşında, kendine ait 100 kişilik ordusundan seçtiği üç, dört kişi ile Genel Kurmayı basıp, generali esir alıyor, Japonya’nın silahsızlanma yasağına karşı bir manifesto okuyor, bu arada TV’de canlı yayın var, sene 1970, Geleneksel Japon yöntemi ile intihar ediyor, karnını deşip, bağırsaklarını dışarı döktükten sonra yanındakilerden biri de başını kesiyor, aynı şekilde ona eşlik eden biri daha var, böylece hem kitapları hem de kendi tarihe geçmiş oluyor, ama ölmeden kitaplarından zengin olmayı başarıyor, başka dillere çevrildiğini görüyor,

Ben en çok kadınları yazan erkek kitaplarını beğeniyorum, çünküüüüü bire bir doğru duygular yakalamış oluyorlar, bu da “kadınları anlamak zordur” tezini çürütüyor, kadını iyi gözlemler iseniz, tel tel çözersiniz, bu teoriyi ortaya atanlar o zahmete girmeyenler. Japon dünyasını ilgi ile takip ediyorum, Muraki’nin 5 kitabını okudum, festivallerde en az bir Japon filmi izlerim, kadınları çıtı pıtı geyşa olur iken, son derece gelenekci, muhafazar iken vahşet dolu geleneksel intiharlar yaman çelişki değil mi? her yanından zerafet akan, saygı dolu bir ülke, kiraz ağaçları, kimonolar, tiyatroları, çay saatleri, minik adımlarla yürüyen kadınlar … Parayı ve sağlığı denkleyince bi Japonya yapsam iyi olur.

Okumak, film izlemek, müzik dinlemek … güzel şeyler. Bunları anlayarak, tadını çıkararak yapanlar kötü insan olmaz, kötüleri görüp ders alır, kötülüğün zararlarını idrak eder mi acaba ???? Eder, eder, okumak ufuk çizgisini devamlı taşımak demek, ufuk genişleyince görüş alanı da genişliyor, görmenin zenginliğine ulaşıyor insan da bunun yerine çağımızın insanı fotoğraf bakmayı tercih ediyor, direkt göze hitap, kısa yorumlardan analiz, hislerimizi sembollere taşıdı hayat !!! yalnız kalb sembolü biraz genişletilmeli, ben çoğu zaman “muhteşem” yerine değil, “sevindim sizin adınıza, ne güzel olmuş” için kullanıyorum, bana da bunun için kullananları anlıyorum, vakti geniş buldum, yazdıkça yazıyorum, okunma ve okutma kaygım yok valla, her zaman büyük resme bakar ve resmi tahlil ederim.

Sabah sabah öz güven tazeleme iyi oldu, canım var olduğunu bildiğim bir şeyi neden saklayım di mi 🙂

Cümleten günaydın, “dünya daha güzel bir dünya olacak, farkında olarak yaşarsak !” diyorum

Ayşen Karakullukçu Mert

Yorumlar

Yorum