Bizans Dönemi Şarap Kültürü

Bizans’ın şarapla imtihanı özellikle benim neslimin hafızalarında,   Cüneyt  Arkın’ın, her ne kadar  kendisine kara denilemese de  başrolünü oynadığı ‘Fatih’in Fedaisi Kara Murat’ film serisinden ibarettir. Çocukluk dönemimin filmlerinde, seyircilerin alkışları ve nümayişleri eşliğinde, elinde altın bir kadeh tutar şekilde hafif frikik pozisyonunda uzanmış bir Bizans dilberini öpen kişi Kara Murat olmaktadır. Biz işte bu Bizans’la büyümüşüzdür.

Peki gerçek nasıldı? Şarabın Bizans’taki yeri gerçekte neydi? Bazı yazarlar, Roma İmparatorluğu’nun başkenti, henüz Bizans topraklarına taşınmadan yaklaşık bir asır öncesi için, Bizanslıların şaraba düşkün, hatta antik dünyanın en  sarhoşları olduklarına dair  çok eski  bir hikayeyi  bize aktarırlar.

murat-yanki-1

Efsaneye göre, Bizanslılar şarabı o kadar çok seviyorlardı ki, kimi Bizanslılar çok uzun zaman meyhanelerde kalıyorlardı  ve bu sürede  evlerini şehirlerinden geçen yabancılar ve eşlerine, tüccarlara kiraya veriyorlardı. Şunu da belirtmek gerekir ki  savaş ortamı  özellikle tacirler için  dayanılmazdı. En büyük şarap tüketimi savaşlar sırasında yaşanıyordu.  Ancak tabii ki savaş zamanlarında şarap tedariki de hiç kolay olmuyordu. Ayrıca sorun şu ki Bizans topraklarında savaşlar da pek ender olaylardan değildi.

Bizanslılar  içki şölenlerinin ve ziyafet masalarının huzuruna alışık oldukları için savaş borusunu rüyalarında bile duymaya dayanamazlardı . Buna askerler de dahildi. Rivayete  göre bir zamanlar General Leonidis askerlerine surların yukarısında  meyhanelere bir süreliğine yerleşmeleri emrini vermiş ve sadece bu yolla askerlerin meyhanelere gitmek için birliklerinden kaçmalarını engelleyebilmiş. Bu hikayelerin  sözünü eden yazarlar Menandros’un komedilerinden  bazı kısımları temel alarak Bizans Şarap Kültürü’nü yorumluyor ve  ‘Her daim sarhoş  tüccarlar Bizans’ı  oluştururlar . Ölçüsüz içilen geceden sonra sanki  dört tane kafaları varmış gibi  kalkarlar.’ Demekteydiler. *

Bizans’ta şarap kültürü ile ilgili tacirlerin  sarhoş olduklarına dair bu anekdotta , eski gelenek dışında bizi asıl ilgilendiren ,bölge halklarının şarapla daha çok iç içe geçmiş olmasının dışında bir başka şey de ticari öneminden  ötürü bölgenin önemli bir geçiş yolu olmasıdır.

Aynı yazarlar  şunu da ekliyorlardı: Spartalılar’da köleler devletindi; Aynı şekilde Bizanslılar da  Bitinyalıları boyundurukları altına aldılar. Oldukça ilginç bir nokta  söz konusuydu şöyle ki;  Bitinyalıların şaraba ilgisini biliyoruz  ama özellikle Bizans döneminde şaraplarıyla nam salmış bir taşra iliydi. Günümüzün Bursa, Kocaeli ve Sakarya’sını kapsayan Bitinya’nın özellikle Olympos ad Bithynia (Uludağ) ve Nikaea (İznik) bölümünde harika üzüm bağları bulunuyordu. Hatta 6. Yüzyılda İmparator Justinianus’un dahi İznik Gölü’ne nazır bir üzüm bağı olduğundan söz edilmekteydi. Özellikle İznik’in bağcılık ve şarap kültürü konusunda bu kadar ileri gitmiş olmasının başlıca nedeni  kuşkusuz bu bölgenin Hıristiyanlık açısından durduğu yerdi.

Roma’dan İstanbul’a imparatorluk  başkentinin henüz nakledildiği 320’li yıllar, paganizme ve dolayısıyla Dionisos’a olan inancın hala egemen olduğu bir dönemi ifade ediyordu, ancak  diğer taraftan bu dönemde artık  insanlar arasında, dini bir kaynaştırıcı unsur olarak,  tek tanrılı dinlere yönelim vardı ve bu konuda tek gerçek bağlayıcı unsurun  Kurtarıcı İsa olduğu belirtiliyordu. Genç din ilk aşikar zaferinden sonra varlığını güçlendirmek için çabalıyor ve  üzümü ile şarabın hakimiyetini kazanmak için ciddi bir mücadele veriyordu. Bizans şehri bu mücadeleye liderlik ediyordu ve sanki her şey   yeniden hayat buluyordu ve  sonuç olarak eski şaraplar yeni tulumlarda depolanıyordu. **

murat-yanki

Dionysos, Doğulu bir tanrıydı ve bu yüzden Anadolu topraklarında büyüyüp serpilmişti. Diğer tanrıların aksine Olimpos Dağı’nda yaşamayan bu insan-tanrı belki de gerek doğulu olması gerekse insanlarla birlikte yaşaması ve insanca duyguları ifade etmesi sayesinde yeni dinde Hz. İsa ile vücut bulmuş ve sembolü olan şarabı da ona aktarmıştı belki de.

Roma,  Antakya ve İskenderiye’den de   yardım alarak   genç    dinin sosyal ve politik talepleri  başarılı bir şekilde  aktarılmaktaydı ;Diğer yandan  hem bir geçiş yolu olarak hem de kültürlerin  aşamalı olarak  uzun bir zamanda kaynaştığı  dönemin en genç halkı bu topraklarda oluşmaktaydı. İlk zamanlardan beri  İmparatorluk  ideolojisinin  şarap ve bağcılık  kültürüne kolay adapte olması Dionysos’un şarap  kültürü ile üstü kapalı bir  yer değiştirme  olması  belki de bir tesadüf değildi. Yeni ideoloji , imparatorluğu ‘bağ’-‘asma’ devletleri de ‘üzüm’ gibi veya  yeni şarap karışımlarının oluştuğu bir şarap merkezi  olarak ortaya koyuyordu ve sonuç olarak  diğerlerinin dışında şarabın yeni bir adı oluyordu ‘to krasi’.(Çağdaş Yunanca da şarap demektir). Bin yıldan uzun süre şarabın adı olmuş ‘oinos’ sözcüğü de böylece ‘karıştırmak’ anlamına gelen krasi’ye dönüşüyordu. Bunun nedeni  ise Homeros’tan beri bir Helen geleneği olan şarabı suyla karıştırarak içme alışkanlığıydı. Yani içkinin adı artık şarap değil, karışımdı.

Bizans bağcılık ve şarapçılık kültürü konusunda anlatılacak daha çok şey var. Dilerseniz onları da bir sonraki yazımıza bırakalım.

*, **,  Evangelia Balta, çeşitli makaleler.

Murat YANKI

Yorumlar

Yorum