Bizans Oyunu

ERKUT YABEYLİ

Bizans İmparatorluğu, modern tarihçiler tarafından Doğu Roma İmparatorluğu’na, yok olmasından çok sonraları verilmiş olan isimdir. Bu adlandırma burada kalmamış, içinden birçok başka terim de türemiştir. Bunların en önemlilerinden biri, 19.yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanan “Bizantinizm”dir.

Genel olarak, Bizans İmparatorluğu’nun ve onun artçıları sayılan Rusya ve Hristiyan Balkan devletlerinin siyasal ve kültürel sistemini ifade eder.

Öte yandan bu terimin ilk akla getirdiği anlamlar, karmaşa ve otokrasiyi içeren olumsuzluklardır. Kamu yönetimi ve askeri işlerdeki kaypaklığı anlatmanın yanı sıra, Bizans sisteminin entrika, komplo, suikast, vb’ne olan eğilimini vurgular.

Ancak, günümüz bilim adamlarından birçoğu, bu yaklaşımı eleştirmekte ve Bizans tarihi ile kültürünü doğru anlatmayan haksız bir genelleme olduğunu ifade etmektedirler. O nedenledir ki; batı dünyası çoğunlukla bu bakış açısını terk etmiştir.

Ama batılılar bu konuda ne bilebilirler ki? Sonuçta Bizans ile yüzyıllar boyunca komşu olan ve iç içe yaşayan biziz. Ve bize sorarsan; kalleşliğin, ihanetin, aldatmanın, entrikanın, komplonun dilimizdeki karşılığı “Bizans oyunu”dur.

Peki, kendisini Bizans’ın mirasçısı olmaktan çok uzak gören, hatta bunu hakaret sayan bizler, bu hainlerin huyundan suyundan biraz kapmış olmayalım? Maazallah!

En iyisi, Bizans’ın uzun tarihi içindeki bu çetrefilli işlerinden küçük bir bölümüne göz atalım. Arada benzerlik var mı yok mu herkes kendisi karar versin.

Bizans’ın güç çekişmelerini anlamak için öncelikle imparatorluğun içindeki hizipleri kısaca da olsa tanımak gerek. Bu hiziplerin temel kaynağı; Maviler ve Yeşiller diye bilinen iki gruptu. Aslında bu gruplar ilk bakışta, hipodromda yapılan atlı araba yarışlarının takımlarından ve onların taraftarlarından başka bir şey değillerdi. Bir de Maviler’in yancısı olan Beyazlar ile Yeşiller’in yancısı olan Kırmızılar vardı. Ancak onlar nispeten küçük ve güçsüz gruplardı. Asıl rekabet, Maviler ile Yeşiller arasındaydı.

Yeşiller; genelde Suriye ve Mısır eyaletleri kökenli, alt sınıf, küçük esnaf ve zanaatkarlardan oluşan, doğu kaynaklı heterodoks bir din anlayışına sahip ve sayıca daha kalabalık bir gruptu. Maviler ise; daha ziyade Greko-Romen kökenli, varlıklı, asilzade ve çoğunlukla ortodoks din anlayışına sahip kişilerden oluşmaktaydı. Elbette, her grubun içinde bu tanıma tam olarak uymayan üyeler de mevcuttu.

Başlangıçta bölgesel bir farklılık olan bu ayrım, zamanla siyasi ve dini ayrışmaya dönüştü. Gruplar organize olarak siyasi birer güç haline geldiler. Asıl büyük tehlike ise, kendi silahlı milis kuvvetlerini kurmuş olmalarıydı. (Adeta cemaat örgütlenmesi)!

İmparatorluk ailesinin üyeleri de genelde bu çekişmenin bir tarafında yer almışlardır. Hatta, 610 yılında tahta çıkan Heraklius’un zamanına kadar, imparatorlar taç giymelerini bu iki gruptan birine ithaf ederlerdi. Dolayısıyla bu durum, dışlanan taraf için büyük bir gerilim kaynağı olur ve kargaşaları tetiklerdi.

Bu gruplar, Bizans’ta birçok ayaklanma çıkarmışlardır. Kalkışmaları hep birbirlerine olmuştur. Bir istisna hariç; Nika İsyanı… 532 yılının 11 Ocak’ında, Maviler ve Yeşiller beklenmedik bir şekilde İmparator Jüstinyen’e karşı birleşmişlerdir. Tüm Bizans tarihinin en kanlı ve dehşet vericisi olan bu ayaklanmada, bazı kaynaklara göre 30.000 ile 80.000 arası ölüden bahsedilir. Önemli kamu ve dini binalar başta olmak üzere, şehrin büyük bölümü yanmış, yıkılmış ve yağmalanmıştır.

İsyandan önceki haftalarda, halktaki hoşnutsuzluğu üst seviyelere çıkaran bazı olaylar yaşanmıştı. Bunların temelinde askeri harcamaların çok artmış ve yükün çeşitli şekillerde halkın sırtına binmiş olması yatıyordu. Bu duruma karşı gösteri yapan grupların elebaşları tutuklandı ve idama mahkum edildi. Bir kısmının infazı gerçekleştirilirken bazıları kurtulmayı başardılar. İlginçtir ki; bu elebaşları arasında hem Yeşiller’den hem Maviler’den liderler vardı.

11 Ocak günü, halk atlı araba yarışlarını izlemek üzere hipodromda toplandı. Önce Jüstinyen lehine tezahürat yapıp, tutuklu ve hükümlüleri affetmesini, valiyi azletmesini, vergileri kaldırmasını, vs. istediler (sırtını sıvazlama aşaması). İmparator buna olumlu karşılık vermeyince tüm gruplar birlikte onun aleyhine döndüler. Topluca hipodromdan çıkıp şehrin sokaklarını dolduran insanlar, Yunanca’da zafer manasına gelen “nika, nika” nidalarıyla isyanı başlattılar (çatışma aşaması).

Askerler, şehri isyancılara terk etmişler sadece saray ve çevresini koruyabiliyorlardı. Jüstinyen senatoyu topladı. Senatör ve bürokratlar halkın isteklerini yerine getirmesini tavsiye ettiler. İmparator onlara pek güvenmiyordu (demek ki; aralarında paralel senatör ve bürokratlar olduğunu düşünüyordu Jüstinyen Reis)! Yine de çaresiz bir açıklama yaptı ve isteklerin yerine getirileceğini ve kimsenin isyandan dolayı suçlanmayacağını bildirdi (ne istediniz de vermedik aşaması). Hipodromun imparatorluk locasından bu açıklamayı yaparken elinde İncil vardı (sanki bu da tanıdık bir sahne). Fakat ok yaydan ve işler kontrolden çıkmıştı. Kendine güveni gelen ve Jüstinyen karşıtları (iç ve dış mihraklar) tarafından galeyana getirilen isyancılar eylemlerine devam ettiler.

nika-ayaklanmasi

İsyanın 4.günü olan 14 Ocak’ta, isyancılar imparatorluk ailesinin bir ferdi olan Hypatius’u yeni imparator ilan ettiler. Jüstinyen pes etme noktasına gelmişti. Sarayın deniz tarafından gemi ile şehri terke etmeye hazırlanıyordu. O sırada tarihin akışını değiştiren bir şey oldu. Kocasının karşısına dikilen İmparatoriçe Theodora şöyle dedi: “Yeterince altınımız var, ömrümüzün sonuna kadar rahat ederiz. Ama bir gün kendine soracaksın, ya kalsaydım diye!” (Demek ki, bir yerden sonra zenginliğin önemi kalmıyor. Önemli olan güç ve iktidar.) Bir an duraksayan Jüstinyen karşısında sözlerine şöyle devam etti: “Benim inancıma göre eğer erguvani pelerini (Bizans imparatorluk sembolü) omzuna taktıysan, onu çıkarmamalısın. Bana gelince, ben atalarımızın sözüne her zaman inanmışımdır, erguvani pelerin kefenim olsun!”  (Beyaz kefen değil miydi o? Hani gerektiğinde evdeki çarşaf veya perdelerden de yapılabilen.)

Artık bu sözlerden cesaret bulduğu için mi, yoksa karısından fena halde korktuğu için mi bilinmez, geri dönen Jüstinyen askerlerine saldırı emri verdi. İki koldan hipodroma giren seçkin askerler tam bir katliam gerçekleştirdiler. Kadın, erkek, yaşlı, genç demeden orada bulunan herkesi kılıçtan geçirdiler. Böylece Nika İsyanı sona erdi.

Ancak pek çok alanda devam eden etkileri oldu. Yarışlar durduruldu ve hipodrom kamusal toplantılara kapatıldı. Şehir savunucuları adıyla, küçük davalardan pazar yeri denetlemelerine kadar birçok işte yetkili bir memuriyet oluşturuldu. Şehirde malı, işi veya ailesi olmayan göçmenlere Konstantinopolis’e giriş yasaklandı. Ama en önemlisi; ayaklanma bahane edilerek birçok üyesi sürgüne gönderilen senato, bir daha asla eski gücüne kavuşamadı. O zamana kadar, imparatorların her kararlarını senatoya danışmaları bir gelenekti. Ancak, paranoyaklaşan Jüstiyen tüm kararlarını kendi başına almaya başladı. (Bunlar da mı çok tanıdık geldi? Neyse…)

Ah Bizans! Biz Çinlilerin kurnazlığından bıkıp, ta Orta Asya’dan kalktık Anadolu’ya geldik. Şuracıkta edebimizle delikanlı gibi yaşayalım dedik. Ama burada da karşımıza sen çıktın. Bizi de bozdun be kahpe Bizans!                    

Erkut YABEYLİ

Yorumlar

Yorum