Deve Güreşleri

AHMET FAİK ÖZBİLGE

Deveye sormuşlar, “Boynun neden eğri ?” diye. “Nerem düzgün ki!” demiş. Hakikaten, bir yaratık dizayn et deseler, kimsenin aklına gelmez herhalde deve gibi bir şey çizmek. Ya da tiplerine bakıldığında, ancak Star Wars gibi bilimkurgu filmlerinde, başka gezegenlerde yaşayan hayvanların yaratılmasına ilham kaynağı olurlar, bu badem gözlü, eğri boyunlu ama dik başlı, örümcek bacaklı, sırtı kambur, sağa sola tüküren, asla hendek atlamayan tuhaf, komik ve gururlu yaratıklar.

Yüzyıllar boyu bir şehirden diğerine yük taşıdılar, insan taşıdılar cefakar develer. Dağları, tepeleri, susuz çölleri aştılar, insanoğluna yoldaş oldular. Binlerce deveden oluşan, uçsuz bucaksız muazzam kervanlar arşınlayıp durdular İpek Yolu’nu, Baharat Yolu’nu, bir kıtadan diğerine. Kavurucu sıcağa, açlığa, susuzluğa, uzun yola çok dayanıklıydı develer. Ama, teknolojinin ilerlemesiyle yerlerini yavaş yavaş trenlere, otobüslere, kamyonlara bırakmak zorunda kaldılar. Ve artık turistik yöreler dışında görünmez oldular.

Türkiye’de 1930lu yıllarda sayıları 120 bine yaklaşan develer, bugün 10 binin altındalar. Sayıları hızla azalmakta. Güneydoğu Anadolu’da modern yolların henüz ulaşamadığı bazı yerlerde varlıklarını sürdürmekteler. Bir de Ege’nin meşhur deve güreşi şenliklerinde…

İki tür deve var dünya üzerinde. Çift hörgüçlü Asya devesi ve tek hörgüçlü Afrika devesi. Bu iki tür kendi aralarında çiftleşebiliyorlar. Üstelik ortaya çıkan melez deve hem daha güçlü oluyor, hem de üremeye devam ediyor. Deve güreşlerinde kullanılan tek hörgüçlü erkek deve tülü (tüylü), buhur denilen çift hörgüçlü erkek devenin yoz denilen tek hörgüçlü dişi deveyle çiftleştirilmesinden elde ediliyor.

Deve güreşleri Çanakkale’den Mersin’e, neredeyse Ege ve Akdeniz’in tüm kıyı bölgelerinde, özellikle kış aylarında düzenleniyor. Kumluca, Bodrum, Milas, Nazilli, İncirliova, Selçuk, Kuşadası, Germencik, Torbalı, Ayvacık, bir güreşten diğerine tüm sezon dolaşıp duruyorlar bu cengaver develer.

Güreşler tam bir şenlik havasında, davul zurna eşliğinde, aynı Kırkpınar’da olduğu gibi bir cazgırın anlatımında bütün gün devam eder. Sürekli konuşan cazgır, ilginç hikayeler, maniler ve esprilerle seyircileri coşturmaya çalışır. Güreşler genellikle hafta sonlarına, tatil günlerine denk getirilir ki, kimse işinden gücünden olmasın, bir bayram havası içinde çoluk çocuk eş dost akraba herkes gelip seyredebilsin. Yenilsin içilsin, hatta ateşler yakılsın, mangallar yapılsın, gülünsün eğlenilsin, üstüne çekirdek çıtlatılsın, bol tezahürat edilsin, iddialara tutuşulsun, kazanan develer efsaneleşip kulaktan kulağa yayılsın…

deve-guresi

Develer güreşmeye beş altı yaşına geldiklerinde başlarlar. Yirmi yaşına kadar da güreşebilirler. Yazın buğday, arpa, yulaf ve burçakla beslenen bu pehlivan tülüler, sonbaharda iyicene serpilip gelişirler. Normalde dört yüz beş yüz kilo olan ağırlıkları bu şekilde iki katına çıkar. Ve azmanlaşan tülüler, deveci tabiriyle kızmaya başlarlar. Sırtlarına havut denilen özel bir semer vurulur. Renkli kumaşlarla süslü havutun arka kısmında develerin isimleri yazar. İyice kızan develerin ağzından köpük gelir. Bu onların artık güreş tutmaya hazır olduklarının göstergesidir.

Güreşçi develer aynı pehlivanlardaki gibi güreşlerine ve yaşlarına göre, ayak, orta, baş altı, baş gibi gruplara ayrılırlar. Sarvan denilen seyisleri ve sahipleri tarafından güreş alanına getirilip rakiplerinin karşısına çıkartılırlar. Güreş boyunca develerin etrafında onlarla beraber toz duman içinde dönüp duran sarvan, deve sahibi, hakem ve gerektiğinde develeri ayıran urgancılar güruhu şarka özgü ilginç görüntüler oluştururlar. Hele güreş bittiğinde develeri ayırmak için devreye giren urgancıların cansiperane mücadelesinin seyrine doyum olmaz.

Dışarıdan bakıldığında, güreş boyunca sadece birbirlerini itekliyormuş gibi görülen develerin aslında kendilerine özgü oyunları vardır. Bazı develer rakiplerinin ayağına çengel atıp üzerlerine yüklenerek çökertmeye çalışırlar, bunlara çengelci denir. Bazıları da rakiplerinin başını döşünün altına alıp üzerine oturmak suretiyle sonuca gitmek isterler, bunlara da bağcı denir. Bir de tekçi denilen develer vardır ki, bunlar da rakiplerini tüm güçleriyle ittirip yıkmaya ya da kaçırtmaya çalışırken bir yandan da başlarıyla ayaklarını yoklarlar. Deve sahipleri için en makbulü tekçilerdir. Ayrıca sağdan güreşen develere sağcı, soldan güreşenlere de tahmin edileceği gibi solcu denir.

Develer galeyana gelip birbirlerini ısırmasınlar diye, güreşten önce ağızları bağlanır. Güreş develerin fazla yıpranmaması için azami on beş dakika sürer ve genellikle bir devenin diğerini yıkması, kaçırtması ya da bağırtmasıyla son bulur. Bazen de deve sahibi devesinin zarar göreceğini anlayıp urgan atarak pes eder. Kazanan deve havutuna bir halı atılarak ödüllendirilir. Yenişemeyen develer de berabere ilan edilir.

İlk deve güreşlerinin tam olarak nerede ve ne zaman başladığı bilinmemekte. Yaklaşık iki yüz senedir yapıldığı söyleniyor. Önceleri devecilerin kendi aralarında vakit geçirmek, iddialaşıp eğlenmek için düzenledikleri deve güreşleri artık Ege ve Akdeniz’in geleneksel eğlencelerinden biri haline gelmiş. Meraklısı çok. İnternette siteleri de var deve güreşi severlerin. Güreşlerin takvimi, çeşitli video klipler, yorumlar, hikayeler, deve güreşleriyle ilgili her şeyi bulmak mümkün… Şimdiden efsane olmuş bir sürü deve var; Kara Lök, Bodrumlu Gelidonya Müskebi, Vefakar Mercan, İncirliova’dan Aydın, Macuroğlu, Çılgın Özer ve dahası…

Peki güreşte sakatlanan ya da artık güreşemeyecek kadar ihtiyarlayan develere ne oluyor dersiniz?… Aydın yolu üzerinde İncirliova’dan geçerken yol kenarında satılan boğum boğum bir şeyler dikkatinizi çeker. Üzerinde de yazar zaten kocaman, deve sucuğu diye… İşte bana kalırsa, emekliliklerinde de, ne acıdır ki sucuk oluyor bu gariban kadirşinas devecikler…

Ahmet Faik Özbilge

 

Yorumlar

Yorum