Fethiye

EGEMEN DEMİRCİOĞLU

Pammakaristos III Murat döneminde camiye çevrildi. Azerbaycan’daki bir fethin şerefine adı Fethiye Camii oldu.
Ondan önce de kiliseyi camiye çevirme girişimleri olmuştu. Kilisenin yükseklerdeki havadar ve manzaralı konumu Osmanlı muktedirlere çok çekici geliyordu. Fatih’in oğlu Beyazıt döneminde mesela böyle bir girişim oldu. Fatih’in fermanları ortaya çıkarılıp kilise kurtarıldı. Benzer şeyler Yavuz ve Kanuni dönemlerinde de yaşandı.
Kilise nihayet camiye çevrildikten sonra, duvarlar yıkılıp Müslüman usulü, bölüntüsüz geniş bir iç mekan elde etmeye çalışıldı. Bu çerçevede, şapeli kiliseye bağlayan duvar da yıkıldı, şapel caminin bir parçası oldu.
1960’a gelindiğinde yapı metruktü ve harap bir haldeydi. O yıllarda yapının restorasyonuna girişildi, Amerikan Bizans Enstitüsü de şapele el attı, mozaikleri ortaya çıkardı.
İlginç not: tepedeki Pantokrator İsa ve peygamberler mozaiğinin ortaya çıkarılması gerekmedi çünkü bu mozaikler hiçbir zaman kapatılmamıştı. Demek, yüzyıllar boyunca Müslümanlar Pantokrator İsa’nın bakışları altında namaz kıldılar.
Bugün gördüğümüz, şapeli camiden ayıran duvar söz konusu restorasyonda örülmüştür; yani yepyenidir. Kilise camiye çevrildiğinde, dört sütundan kuzeydeki (camiye yakın olan) iki sütun kaldırılıp buraya Osmanlı usulü bir kemer yapılmıştı. Şapelin restorasyonunda o kemer de kaldırıldı ve kaldırılmış olan iki sütunun yerine mermer süsü verilmiş betondan iki sütun kondu (bunlar iyi taklitler ama; güneydeki orijinal mermer sütunlardan ayırt etmek zordur).
Üç Kahin
Müzenin giriş kısmına yöneldiğimizde, oranın büyük ölçüde çıplak olduğunu gözlemleriz. Bir iki fresk parçası kalmıştır sadece. Ama bunlar, bu bölümün, tıpkı Kariye’nin nartekslerinde olduğu gibi, bir zamanlar İsa’nın – ve herhalde Meryem’in de – hayatını anlatan tasvirlerle dolu olduğunu düşündürür. Freskler arasında özellikle “Üç Kahin” sahnesini tanımak kolaydır (İsa’nın doğduğu gün bebeği ve Meryem’i ziyaret edip Meryem’e hediyeler veren üç doğulu kahin).
Müzenin güzel bahçesindeki güzel çim alanda durup yapıyı gözlemleyelim.
Farklı renkte tuğlalar kullanılarak elde edilmiş desenler, madalyonlar vs., tipik Bizans unsurlarıdır.
Kemerler Bizans yapılarında çoğunlukla yarım daire şeklindedir. Pencerelerden birinde Osmanlı işi bir “kaş kemer” dikkat çeker (yani tepesi sivri). Herhalde bir Osmanlı onarımının izidir.
Ben derim ki bu kiliseden de çıkalım artık. İstikamet Çarşamba’nın göbeği!

Egemen Demircioğlu

16143214_10209916976815624_6367349774101070982_n

Yorumlar

Yorum