Gizli Bahçe

Ahırkapı’ya doğru, minik limanı izleyen ikinci burcun hemen solunda bir kapı vardır. Demir kapısı özenle yenilenmiştir. Kapı her zaman açıktır ve müthiş davetkardır.
Kapı ve içinden görülen arkadaki yabani yeşillik inanılmaz bir şekilde “Gizli Bahçe”’yi (bkz. Frances Hodgson Burnett’in romanı) hatırlatır. Nitekim, Topkapı Sarayı, tıpkı “Gizli Bahçe” gibi, on dokuzuncu yüzyılda padişahlarca terk edilerek tümüyle kendi haline bırakılacaktır.
Davete icabet ederseniz kendinizi belinize kadar gelen otlar arasında bir patikada yürür bulursunuz.
Patikada ilerleyebilseniz, çok heyecan verici yerlere varırsınız.
Ama ilerleyemezsiniz… çünkü biraz sonra bir düdük sesi… ve nöbetçi asker sizi uyarır: “Yasak!”.
Nitekim, artık kullanılmayan rayların ötesinde askeri bölge vardır.
Ben iki kere denedim; ikisinde de böyle oldu. İkincisinde nöbetçi asker kibarca “buralar tehlikelidir” diye uyardı.
Nitekim, daha birkaç sene önce buralarda bir yerde manşetlere yansıyan bir cinayet işlendi, hatırlarsınız. Amerikalı bir kadıncağız öldürüldü. Katili olan berduş yoğun bir takiple yakalandı (bu başarının sahibi olarak bilinen emniyet müdürü Çapkın’ın şu andaki durumu malumumuz).
Bu “Değirmenkapı”’dır. Kapının hemen yakınında, surların içinde, İkinci Mahmut’un yaptırdığı fırınlar vardı. “Değirmen” onunla ilgili herhalde (“Fırın Kapısı” diye de anılıyormuş zaten).
Eski fırınları, Mütareke döneminde Fransız işgal kuvvetleri de – onarıp – bir süre kullandılar.
Nitekim, patikayı izlemeye devam edebilseydik, Fransızların İstanbul’un işgali döneminde gerçekleştirdiği kazıların alanına varıp araştırmalarının konusu olan heyecan verici Bizans kalıntılarını kendimiz keşfetmeye çalışabilirdik.

Egemen Demircioğlu

Yorumlar

Yorum