Kasır

Gülhane Kasrını Abdülaziz yıktırdı (1865), çevredeki başka kasırlarla birlikte. Orada kurulu askeri okulların komutanı bunların lüzumsuz masraf olduğuna inandırdı onu.
Ama ben o kasrı sanki görür gibi oluyorum uzaklardan.
Ekli resimde, Adalet Kulesi’nin tam altına denk düşen, yeşillikler içinde ve bir set üzerinde minik (çok minik) bir köşk var.
Tamı tamına eskiden Gülhane Kasrının olduğu yerde duruyor. Orası askeri bölge olduğu için ne yazık ki gidip görmek, sorup soruşturmak gibi bir şansımız pek yok.
Kasrın Sedat Hakkı Eldem tarafından “restitüe” edildiğini biliyoruz; yani, ünlü mimarımız kasrın nasıl bir şey olduğunu kalıntılara, o zamandan kalma kayıtlara vs. bakarak belirlemiş. Dolayısıyla, bu restitüsyona dayanılarak kasır yeniden yapılmış olabilir; bu yönde bir bilgiye rastlamadım ama.
Gülhane Kasrı bir istinat duvarı üzerine yapılmıştı. Önündeki alana epey tepeden bakıyordu yani. Önünde koca bir düzlük vardı. Orası Cirit Meydanı idi.
Sarayın bu kısmının adı eskiden beri “Gülhane” idi. Muhtemelen başlangıçta gül yağı üretilen bir yer vardı orada; orada bulunan gül bahçelerinden dolayı bu adı aldığını söyleyenler de var.
Cirit Meydanında spor müsabakaları gerçekleştirilirdi. Nitekim muhtemelen aynı yere, Padişah etkinlikleri izlesin diye bir kasır daha Lale devrinde yapılmıştı (“Tomak Kasrı” diye. “Tomak”, cirit gibi bir şey).
Gülhane Kasrını yaptıranın İkinci Mahmut olduğu bellidir. Yaptırma tarihi de tam Yeniçeri teşkilatının ortadan kaldırılışı (1826) sonrasına denk geliyor, muhtemelen. İkinci Mahmut’un kasrı ciritten çok yeni ordusunun talimlerini, resmi geçitlerini vs. izlemek için kullandığını düşünebiliriz. Esasen son cirit müsabakası İkinci Mahmut zamanında yapıldı; ondan sonra İkinci Mahmut bu tür etkinlikleri yasakladı ve bunlar için kullanılan alanları modern ordunun eğitimine tahsis etti. Sarayın bu kısmının askeri bölge olması o günlere kadar gidiyor yani.
Kasrın Tanzimat’la bağı, fermandan öncesine uzanır. Nitekim, daha İkinci Mahmut döneminde, Tanzimat-ı Hayriye ve Tanzimat-ı Mülkiye (hayırlı reformlar ve devlette reform – ne kadar güncel!) çalışmaları için oluşturulan (1838) Yüksek Kurul (Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye) bu kasırda toplanıyordu. Demek ki, fermanın okunacağı yer rasgele seçilmemiş.
Kurul, (atanmış) üyeler arasında müzakereler sonunda oy çokluğuyla karar alarak reform yasalarını çıkarmakla görevliydi ve bunların uygulanmasını denetlemek yetkisine de sahipti. Üyeler arasında rütbe, kıdem vs. farkı gözetilmeyecekti ve, en önemlisi, kuruldakiler kelleyi kaybetme korkusu olmadan görüş beyan edebileceklerdi! (Başka bir kaynağa göre, görüş bildirenlerin kelle garantisi henüz yoktu! Ama zaten bu ilk kurul büyük ölçüde kağıt üzerinde kaldı.) Bu gelişmeyi, yasama meclisine doğru çok minik bir adım olarak düşünebiliriz.
Tanzimat’ın ilanı, Mahmut’un çocuk yaşta tahta çıkan oğlu Abdülmecit’e nasip oldu. Mustafa Reşit Paşa kendi kaleme aldığı (en azından büyük kısmını) Gülhane Hattı Hümayunu’nu Padişah adına Cirit Meydanı’nda okuyup ilan etti. Padişah, yanında devlet erkanı ve yabancı sefaret mensupları ile birlikte Gülhane Kasrından onu izledi.
İşte bu anı, biraz sembolik olarak biraz da fiilen çağdaşlaşma sürecimizin başlangıcı kabul edebiliriz.

 

Egemen Demircioğlu

Yorumlar

Yorum