Küllerinden Doğan Şehir : BEYRUT

Aslında çirkin bir şehir, ama bir o kadar da güzel. Biraz asi, çoğu zaman ise şaşırtıcı…

Savaş ve barış, eski ve yeni, hüzün ve keyif… hepsi iç içe bu şehrin sokaklarında… Yanyana duran cami ve kilise adeta el ele vermiş, başka bir dünyanın mümkün olduğunu fısıldıyor insanlığa. Çalkantılı bir coğrafyada, harmoni ve hoşgörü; bu şehrin insana tam olarak hissettirdiği sanırım bu…

1960’larda altın çağını yaşayan ve Ortadoğu’nun Paris’i olarak anılan Beyrut, 1975’e kadar gezginler için adeta bir cennetti. Sonra hüzün geldi o güzelim topraklara. 1990’a kadar iç savaşın pençesine düşen şehirde müzik sesleri yerini silah seslerine bıraktı. Beyrut’u harab eden 15 yıllık iç savaşın izleri, bugün hala terkedilmiş binaların duvarlarında kendini gösteriyor ve sanki sürekli “o kötü günleri sakın unutma” diye haykırıyor. Neyse ki umut, yaşanan tüm acılara meydan okuyor ve Beyrut yine ve yeniden bütün canlılığı ile göz kamaştırıyor.

Geçmişini ara sokaklarında gizleyen şehir, kalbini yürüyenlere açıyor. Fransız döneminden kalma kolonyal yapıdaki nefes kesici binalar, insanın aklını çelen küçük sanat galerileri ve butikler, birbirinden cool restoranlar, cafeler, barlar… Bu kentin sesi duvarlarında, rengi ise merdivenlerinde…

Ne yapmalı, ne etmeli, ne görmeli?
Corniche: 
İzmir’in Kordon’u varsa Beyrut’un da Corniche’i var. Kulağa oldukça klişe gibi gelecek, ama sen sen ol bu sahilde şöyle bir yürü. Zira burada güneşin batışı, şehrin tüm ihtişamını gözler önüne seriyor. Unutma; Raouche’da yer alan ve şehrin simgesi olan Güvercin Kayalıkları’nı (Pigeon’s Rocks) görmeden yürüyüşünü tamamlamış sayılmazsın. Bu arada dilersen bisiklet de kirayalayabilirsin.

Al-Omari Cami: 
Mavi kubbesi ile Beyrut’un zarif simgelerinden biri. Burası aslında Romalılar tarafından bir Pagan tapınağı olarak inşaa edilmek istenmiş, ama kısmetinde Bizans kilisesi olmak varmış. 13. yy’da ise Memlük hükümdarı tarafından camiye dönüştürülmüş.

Aziz George Yunan Ortodoks Katedrali:
Şehrin en eski kilisesi olan Aziz George Yunan Ortodoks Katedrali, Beyrut Ortodoks Başpiskoposluğu’nun ve Yunan Ortodoks Büyükşehir Piskoposu’nun koruması altında. İhtişamı görmeye değer.
Roma Hamam Kalıntıları:
Romalıların Beyrut’a bıraktığı bir miras. Şehrin ortasında eski medeniyetlerin günlük hayatına küçücük bir bakış belki de
Mar Mikhael Merdivenleri:
Şöyle en renklisinden bir Instagram fotoğrafım olsun istiyorsan, burası tam yeri. Osmanlı dönemine ait bu merdivenler, A.L.B.A Tasarım okulu tarafından rengarenk boyanmış. Amaç, tarihi dokunun korunmasına dikkat çekmek.

Sursock Müzesi:
Şehrin önde gelen modern sanat müzesi. Sanat kısmı ile ilgilenmiyorsan bile müzenin tepesinde yer alan mekanda şöyle bir soluklan. Atmosfer şahane!

Ulusal Müze:
Arkeoloji meraklıları için bir cevher.
Byblos:
2016’da Arap dünyasının turizm merkezi seçilen Byblos, aynı zamanda UNESCO dünya mirası listesi’nde yer alıyor. Afrodit’in ölümlü sevgilisi, yakışıklılığı ile dillere destan Adonis’in doğduğu topraklar, 7000 yıldan uzun bir süredir Mısırlılardan Perslere, Romalılardan Yunanlılara, Memlüklerden Osmanlılara kadar birçok medeniyete ev sahipliği yaptı. Byblos’a ulaşmak için araba kiralamanı öneririm. Bu keyifli sahil kasabasını gezmek için 2-3 saat gayet yeterli bir süre. Kendine ya da sevdiklerine bir hatıra almak istersen, balık fosillerinden alabilirsin.

Baalbek Mabetleri:
Şehrin biraz dışında yer alan Baalbek Mabetleri’ne Ortadoğu’daki en önemli Roma kalıntısı desek yeridir. Güneş tanrısı Jüpiter için inşa edilmiş olmasından dolayı Yunanlılar tarafından “Heliopolis”, yani güneşin şehri olarak da anılır.

Nerde yiyip içmeli?
İtiraf ediyorum; Beyrut’a gitmemin asıl nedeni, Lübnan mutfağı’na olan tutkumdu. Beyrut’a seyahat etmeden önce azıcık diyet yapmak, benim gibi yiyicilere en büyük tavsiyemdir
Kahvaltı ile başlayalım hadi. Zaitunay Bay’de Zaater ‘w’ Zeit’a git mesela ya da Urbanista’da organik susamlı baget ekmeği içinde zaater, salatalık, zeytin ve labneh’nin ferahlatıcı lezzetini deneyimle.

Basit bir öğle yemeği için Tabliyit masaad güzel bir lezzet durağı. Tavuk dürümlerini şiddetle tavsiye edebilirim.

Öğlen ya da akşam üzeri şöyle ayaküstü birşeyler atıştırayım diyorsan, Beyrut’un en iyi Falafelcisinde, yani Sahyoun’da almalısın soluğu. Patlayana kadar yemek isteyeceğine garanti verebilirim.

“Sokak yemekleri tam bana göre” diyenlerdensen, Souk el tayip’teki tezgahlara bir göz at derim.

Akşam yemeği için şehrin organize karmaşıklığından biraz uzakta, krallara layık bir sofrada yemek isteyenler için Mounir enfes bir seçenek. Elinde bir kadeh Arak ile güneşi burda batır. Pişman olmazsın.

Abd el wahab çok ünlü bir restoran, ama bence bu şan ve şöhrete o kadar da layık değil. Gidersen de mutlaka terasta bir masa talep et. Havan direkt değişir.

Onun dışında her yer şahane cafelerle dolu. Eski bir dikiş makinası fabrikası olan Memory Lane bunlardan sadece bir tanesi…

Nerede eğlenmeli?
Beyrut denilince kimilerinin aklına savaş geliyor kimilerinin ise günü aydıran partiler. Aklı gece alemlerinde olanlar için Beyrut’ta birçok seçenek olduğunu sanırım söylemeye pek de gerek yok. Şehrin genç kalbi Mar Mikhael ve Gemmayzen’de atıyor. Yan yana sıralanmış bar ve restoranlardan gönlüne göre birini seçebilir ve Beyrut’un hipsterlarının arasına kolayca karışabilirsin. The Bohemian ya da Internazionale bu mekanlardan sadece ikisi. Bu arada bir bira seversen, Almaza marka yerel birayı mutlaka dene; oldukça başarılı
Gece kulübüne gitmeden evvel şöyle havalı bir yerde 1-2 kadeh birşeyler içeyim dersen, 1920’lerden kalma bir binanın tepesinde yer alan Centrale Bar’a gidebilirsin. Oldukça ilginç bir mimariye sahip bar, sadece Lübnan’ın değil dünya’nın da en iyileri arasında gösteriliyor.
Sabahlamak isteyenler, geceyarısından sonraki karanlıkta bir fabrika binasının içinde yer alan Factory’ye gidebilir. BO18 de sabaha kadar partilemek isteyenler için diğer bir seçenek. “Gece saat 2’ye ya da 3’e kadar eğlensem de yeter bana” diyenlerdensen, o zaman Skybar ve White’ tam sana göre olabilir. Tüm kulüplere önceden rezervasyon yapmakta fayda var.
Yazmadan edemeyeceğim; Lübnanlılar oldukça açık görüşlü insanlar. Kadın olarak tek başına bile rahatsız edilmeden eğlenebilirsiniz. Tahmin edilenin aksine oldukça güvenli…
Nerede kalmalı?
Konaklama için bohem ve trendy olarak tanımlanabilen Gemmayzen bölgesini önerebilirim. Burada Airbnb’den bir ev kiralayabilir ve kendini yerel yaşamım akıntısına bırakabilirsin.
Ulaşım:
Gemmayzen’de kalırsan zaten gitmek isteyeceğin birçok yer yürüyüş mesafesinde. Araca ihtiyaç duyarsan, Über kullanabilirsin. Sistem burada gayet iyi çalışıyor.
Seyahat etmek, yaşamaktır. Güzel yaşa, emi…

SELDA SUSAL

Sevgili Selda’nin blog’unda yayinladigi diger yazilari asagidaki link’ten okuyabilirsiniz;

https://angelgiller.wordpress.com/about/

 

 

Yorumlar

Yorum

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir