Manastır

Haris Spataris, Vodina Caddesini Manastır Yolu diye anıyor. Çünkü Vodina Kafe’nin komşusu olan geniş arazide (15 dönüm gibi oldukça büyük bir alan) Kutsal Mezar Manastırı bulunuyordu.
İsa çarmıhtan indirildikten sonra, zamanın usulüne uygun olarak cansız bedeni kayadan oyulmuş bir mezar odasına konuldu ve mezarın girişi ağır bir taşla kapatıldı.
Gel gelelim, üç gün sonra, Mecdelli Meryem (yani Maria Magdalena) mezara gidip baktığında mezarın boş olduğunu gördü.
İsa dirilmişti!
Dirildikten sonra, İsa Havarilere tekrar görünecektir (Hamsin veya Pentikost gününde). İşte o gün Kilise’nin doğum günü, Kudüs de doğum yeri kabul edilir.
Ne var ki, izleyen on yıllarda Yahudiler Roma yönetimine isyan edecek, isyan Romalılarca vahşice bastırılacak ve Yahudiler Kudüs’ten (ve Filistin’den) sürüleceklerdir; o zamanlar bir Yahudi mezhebinden başka bir şey olmayan Hıristiyanlar da onlarla birlikte.
O nedenle, Kilise’nin doğum yeri olmasına rağmen Kudüs Hıristiyanlığın gelişip yayılmasında önemli bir rol oynamamıştır. Onun yerine, Hıristiyanlığın önemli mekanları olarak Roma, Antakya ve İskenderiye öne çıkmış, onlara sonradan, önceden andığımız sebeplerle Konstantinopolis eklenmiş, böylece 4 patrikhane ortaya çıkmıştır. Kudüs de, yukarıda belirttiğimiz öneminden dolayı “fahri” patrikhane olarak bunlara katılacaktır.
İsa’nın mezarı, bugün (şehrin sonradan genişlemesinden dolayı) Kudüs’ün içindedir ve üzerine herhalde Hıristiyanlığın en kutsal kilisesi olan Kutsal Mezar Kilisesi yapılmıştır.
İşte söz konusu arazide de, Haris Spataris’in zamanında bu kilisenin temsilciliği olan manastır bulunuyordu.
Manastır’ın içindeki Kiliselerden biri Vodina Kafenin hemen dibindedir. Bugün hala Kudüs Patrikliğinin temsilciliği (metohion) niteliğini taşıyan kilise budur.
Arsanın büyüklüğü, etrafını çeviren yüksek duvarlar, o duvarlara rağmen bütün ihtişamlarıyla görünen asırlık ağaçlar dışarıdan çok ilgi çeker. Dikkatle bakıldığında yukarıda bahsettiğimiz kilisenin çatısı ve haçı da görülür ve merakımız daha da artar. Gel gelelim arsayı ziyaret çok kolay değil. (Oranın bekçiliğini yapan bir adamcağız var gerçi. Biraz naz edip sonunda içeri alıyor.)
İçeride yarı-vahşi birtakım köpeklerin yanı sıra bir kenarda duran dev boyutlu küpler dikkat çeker.
Haris Amca’nın yazdıklarına göre, burası, kabaca Ekim Devrimine kadar oldukça canlı bir yermiş. Zaman zaman içeride kalanların sayısı 500’ü buluyormuş (bir de, Kudüs Patriğinin hoşlanmadığı tipleri gönderip kurtulduğu bir yermiş burası). Haris’in dediğine göre, burası Patrikhane’den ve burada düzenlenen törenler de Patrikhane’nin törenlerinden daha etkileyiciymiş. Haris bunu Ruslara bağlıyor. Benim de bildiğim kadarıyla, Rusya, Osmanlı Hıristiyanlarının koruyuculuğunu üstlenme gayreti içinde Kutsal Mezar’a büyük önem veriyordu. Manastır, başka büyük Avrupa devletleri temsilcilerinin de sık sık uğradığı yerlerdenmiş. Yani, şu gördüğümüz arsa, zamanında hayli diplomatik hareketliliğe sahip ve çok canlı bir yermiş. Ekim Devriminden sonra önemini kaybetmiş (ve böylece şimdiki metruk ve harap haline düşmüş demek ki.)
Neyse, bu ayrıntıları bilince, o koca küplere bir anlam verebiliyoruz.
Kilisenin narteksine sokuyor bizi bekçi; naosa almıyor. Nartekste Kudüs Patriklerinin fotoğraflarından ve Kudüs Patrikliğiyle ilgili başka nesnelerden oluşan bir sergi görürüz.
Arazinin içeriden fotoğraflarını çekebilmek, özellikle küpleri, ağaçları, köpekleri filan size gösterebilmek isterdim. Ama oraya girmek her zaman kolay olmuyor. Adamcağız da fotoğraf çektirmiyor. Şimdilik bunlarla idare edelim. Gittiğimizde kendimiz çekeriz fotoları artık (gizli ve illegal foto konusunda uzman olan Ertan kardeşimize güveniyorum bu hususta!).
Haris Amca Manastır’dan uzun uzun bahsetmiş ve çok ilginç ayrıntılar vermiş. Bunları da bir şekilde aktarmaya çalışacağım. Hepsini okumanızı öneririm. Çok şirin şeyler. Aşık olunca cüppeyi bırakan papazın “hazin” hikayesini muhakkak okuyun! Onun için gerçekten hazin ama bizim için epey gülümsetici).

Egemen Demircioğlu

14915159_10209207222792217_8891626584504340183_n

Yorumlar

Yorum