Mezbelekeşan

Bostancılar devşirme idiler. En azından devşirme uygulaması yürürlükteyken öyleydiler.
Tıpkı yeniçeri adayları gibi, çocuk yaşta ailelerinden alındıktan sonra, dili öğrensinler, kültürü benimsesinler diye bir Türk (yani Türkçe konuşan) çiftçi ailesinin yanına verilmiş olurlardı, saraya Bostancı olarak gelmeden önce.
Bu zerzevat yetiştirici personelin biraz “gündüz külahlı gece silahlı” türden olduğunu da tahmin edebiliriz rahatlıkla. Bostancılar bir nevi saray muhafızları idiler nitekim.
Bu askeri görevlerini sonraya bırakırsak, bostancılar sebze meyve yetiştirme dışındaki birçok başka üretken alanda da faaldiler.
Örneğin, bunlardan biri “mezbelekeş”’likti. Yani çöp toplayıcılık! (Mezbele = çöp; keş = çeken).
Mezbelekeşan “ocağı”, biraz sonra değineceğimiz – yine Sarayın içinde yer alan – balıkhane ile Sarayburnu arasında bir yerdeydi. (Reşat Ekrem Koçu, bu ocağın yeri konusunda emin: “İshakiye Köşkü’nün yanındaydı” diyor; bu durumda, Marmara surlarının kabaca Müze’nin Hazine bölümüne denk düşen yerinde oluyor).
Sarayın atık suları sarayın Marmara’ya bakan – şu anda incelediğimiz – tarafından denize dökülürdü. Özellikle mutfak ve hamamın atık suları söz konusuydu. Mutfağın uzun bir sıra halindeki bacalarını başımızı kaldırsak görürüz zaten yukarıda. Hamam da, yine başımızı kaldırınca göreceğimiz, şimdi Müze’nin Hazine bölümüne dahil olan iki kubbenin bulunduğu yerdeydi.
Mezbelekeşan’a, Eremya Çelebi ve Evliya Çelebi “Arayıcıyan” diyor (Evliya Çelebi onları “Arayıcıyan Esnafı” diye anıyor). Çelebilerin dediğine göre bunlar, atık suları ve bunların çamurlarını sopalarla yoklayarak içinde değerli şeyler ararlarmış. Senede birkaç kere de Marmara sularına dalarak dibi tararlarmış. (Aktaran Gülru Necipoğlu. Reşat Ekrem Koçu işin çöp toplayıcılık bölümüne hiç değinmeyerek, “Mezbekeleşan sarayın çöplerini mavnalarla uzağa taşıyıp denize boşaltırdı” diyor).
Çöp toplama deyip geçmeyin! Karlı bir iş olmalı ki, birincil kaynaklardan Flachat adında bir Avrupalı “bu işten çok zengin olanlar” vardır diyor (aktaran yine Gülru Necipoğlu). Karlılığı, atığın ne de olsa saray atığı olmasından. İlla ki (yeterince arar ve sabrederseniz) hamamda düşürülmüş bir yüzük şudur budur çıkardı atık sulardan.
Balıkhane de bostancıların sorumluluğundaydı.

Egemen Demircioğlu

Yorumlar

Yorum