Oyuncak Sanayimizin İlk Markası: Eyüp Oyuncakları

HÜSEYİN IRMAK

Zengin-fakir, kadın-erkek herkes dünyaya gözlerini açtıktan sonra bir şeylerle oynamaya başlayarak hayatı öğrenir. Özellikle bebeklik ve çocukluk yıllarımız bu yönde ağırlıklı bir meşguliyeti barındırır.

“Oyuncak” diye tabir edilen nesneler bu meşguliyetin ana araçlarındandır. Çocukluğun bütün evrelerine hitaben farklı farklı oyuncaklar söz konusudur ve her yaşta farklı şeyler öğretirler. İnsanoğlunun sahip olduğu bilinç düzeyi ve gelişmişliğine paralel olarak oyuncaklar da değişmiş, teknolojik seviye ile doğru orantıda şekillenmiştir. Oyuncakların tarihi bu anlamda sanayi, kültür ve eğitim tarihi hakkında da bilgi vermektedir.

Bir zamanlar belki bir taş veya bir dal parçası oyuncak demek olurken, daha sonraları bir parça demir, ilerleyen zamanlardaysa topraktan, tahtadan ya da deri malzemeden işlenmiş nesneler oyuncak tanımlamasında karşılığını bulmuştur. Şimdilerde ise plastik veya metal ürünlerde uzay çağına denk düşen elektronik nesnelerde anlam bulmaktadır. Hızlı toplumsal değişim içinde kimi oyuncaklar kaybolmuş, onların yerini başkaları almıştır. Fakat oyuncaklar değişirken oyuncak olgusu baki kalmıştır.

Türkiye ise yüzyıllarca toprak, tahta ve deriden üretilmiş, adına “Eyüp Oyuncakları” denilen  malzemeyi kullanarak sanayi dönemine kadar gelmiştir. Fakat sanayi dönemi atmosferinde Eyüp Oyuncakları da kaybolan değerler arasındaki yerini almıştır.

İsim olarak bölgeselmiş gibi dursa da aslında bütün ülkeye hitap eden bir sektör olarak, bir zamanlar sadece İstanbul’a değil Anadolu’ya da üretim yapan Eyüp Oyuncakları’nın yalnızca oyuncakçılarda ve seyyar satıcılarda değil,  aktar dükkânlarında da yeri vardır.

Fakat bu işin Eyüp semtinde ne zaman başladığı kesin olarak bilinemiyor.

Sünnet çocuklarının Eyüp Sultan türbesine götürülmesi nedeniyle bölgedeki çocuk hareketliliği nedeniyle ortaya çıkan bir arz-talep ihtiyacından dolayı mı, Kağıthane ve Haliç çamurunu hammadde olarak kullanarak gelişen Eyüp/Haliç çömlekçiliğinin bir yan ürünü olarak mı ya da oyuncağa meraklı, el işçiliğinde mahir birinin gelip Eyüp’e yerleşmesiyle mi başlamış bilinmez ama zamanında kaymağı ve kebabıyla meşhur Eyüp semti, oyuncak imaliyle de asırlarca namını yürütmüştür. Eyüp Oyuncakları için sektörünün ilk markası dense yeridir.

İstanbul’un üretim hayatında, esnaf camiasında ciddi bir yere sahip olan Eyüp oyuncakçılarının görkemli esnaf alaylarında da yeri vardır. Bunlardan 1635’lerde gerçekleşen birini Evliya Çelebi şöyle anlatmaktadır:

“Eyup oyuncakçıları kamış borular, fırıldaklar, def, dümbelek, kemençe, sıçan ve kuşlarla, gözler görmedik şeytan işi oyuncaklarla geçerler. Bunların alayında ak sakallı, gözleri sürmeli çelebilerin, suratı tıraşlı, kelepuşlu, ayağı nalınlı, bazısı selâmiye avret takkeli, avret kılıklı müşekkel (çocuk kılıklı) adamların ellerine düzme dadıları, anne veya babaları yapışıp, alayda geçerken avret takyeli koca çelebi ‘a dadı! ben bu oyuncağı isterim’ yahut ‘istemem’ diye kimisi ağlayarak ellerinde teberleri, dümbelekleri çalarak geçerler. Tuhaf esnaf mukallitleridir. Ama ‘Mukallidin imanı sahihdir’ diye fetvaları vardır.”

Seyahatnamede sayılandan başka kaynana zırıltıları şeytan minareleri, kursaklı düdükler (sadece içine su doldurarak öttürebilirsiniz),  tahta arabalar, tahta dönme dolaplar, tahta sandalyeler, tahta beşikler, tel dolaplar, el davulları, trompetler, üstü aynalı renkli testiler, toprak testiler, zilli-zilsiz tefler, şakşaklar, cambazlar, sipsi düdükler, kamış zurnalar, mizmar kamış düdükler, minyatür mangallar, hacı yatmazlar, boncuk tıngırdaklı küçük davullar, düdüklü fırıldaklar, iki-üç şerefeli camisiz minareler, tahta kılıçlar, kamış tüfekler, çekirgeler, tahta bardak ve sürahiler, al ve yeşil boyalı sandallar, kırmızı tüylü koyun ve kuzu gibi çeşitleri bulunur.

Eyüp İskele Caddesi’nde, “Oyuncakçılar Çıkmazı” denilen mahalde, iki sıralı olarak yerini alan oyuncakçı dükkânlarının arka tarafı atölye, ön tarafı ise ürünlerin sergilendiği vitrinler olarak düzenlenir.

Genellikle kırmızı, mavi, yeşil ve beyaz renklerin kullanıldığı oyuncaklar toprak boyama usulüyle boyanır. Eyüp oyuncaklarının yapımında toprak ve tahta iki ana unsurdur. Deri, kağıt, teneke, çivi, tel, boncuk, ayna gibi malzemeler tali unsurlardır. Çeşitli desen ve bezemelerle süslenen bu oyuncaklarda insan ve hayvan figürlerine de yer verilmiştir.

Eyüp Oyuncaklarını sokaklarda sırtında sepetiyle seyyar satanlar ise kaynaklara göre genellikle eski tulumbacılar ve külhanbeyli tarzında adamlardır. Mahalle aralarında kursaklı düdük öttürüp maniler söyleyerek gezerler. Düdüklerinden çıkan nağmelerin büyüsüne kapılan çocuklar ise daima annelerini oyuncak almaya zorlar. Dışarıdan bakan için hoş anne-çocuk çekişmeleri yaşanır, seyyar oyuncakçının etrafında…

Fakat bazen dışarıdan bakana hoş görünmeyebilir de.

Rivayet edilir ki; Eyüp’te oyuncakçı dükkânlarından birinin önünde benzeri yaşanan bir anne-çocuk çekişmesine II. Mahmud tanık olur. Çocuğun haline üzülen padişah, camii civarındaki oyuncakçıların derhal kaldırılmasını emreder. Yanında o sırada musahibi Said Efendi vardır.  II. Mahmud, bir zaman sonra yeniden Eyüp Sultan’a gelir. Oyuncakçıların kaldırılmadığını görünce hiddetlenir ve Musahip Said Efendi’ye çıkışır. Said Efendi ise; “devletlüm, her halde biz emrinizi yanlış anlamışız ama sözlerinizi bugünkü gibi hatırlıyorum. Siz oyuncakçıları değil, mezarcıları kaldırınız buyurmuştunuz”

Padişah şaşırarak, “bu da ne demek? Ben mezarcıların kaldırılmasını mı emretmiştim?”

Said Efendi, “Evet sultanım, siz herhalde oyuncakçıların kaldırılmasını istemezsiniz. Zira onlar,  dünyaya yeni gelenleri, mezarcılar ise öbür dünyaya gidenleri beklerler” diye cevap verir. Padişah, bir şey söyleyemez ve oyuncakçılar böylece kurtulur.

Eyüp Oyuncakları ile ilgili kaynaklarda karşımıza çıkan bir diğer isim de yine II. Mahmud dönemindendir. Bu dönem Nizam-i Cedid askeri olarak İstanbul’a gelen, askerlikten ayrıldığında ise Eyüp’e yerleşip oyuncakçılığa başlayan Dökmeci Hasan Ağa, bazı kaynaklar için Eyüp oyuncakçılığının başlangıç ismidir.

Fakat ne “Tükürüklü Oyuncakçı” diye tanınan Hasan Ağa ne de ondan kısa bir müddet sonra aynı işle iştigal etmeye başlayan Gümüşsuyu’lu Darbukacı Halil Efendi ve Pişekâr Küçük İsmail Efendi, bu işin ilklerindendir. Bu bilginin yanlış olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Adı geçen bu insanlardan çok daha önceleri Eyüp oyuncakçılarının varlığı bilinmektedir. Gerek bu isimlerden 100 yıl kadar önce yaşamış ve yazmış olan Evliya Çelebi, gerek esnaf kayıtları, gerekse Eyüp Sultan bölgesi tarih ile ilgili kaynaklar bunu bize göstermektedir.

Evliya Çelebi zamanında oyuncakçıların Eyüp’te 100 dükkân kadar olduğu, 105 nefer ile bir mimarbaşına bağlı esnaf kolu oluşturdukları yazılıdır.

  1. yüzyılın sonuna doğru sayılarının 25-30’a düştüğü söylenen oyuncakçılar, Avrupa’dan başka oyuncakların gelmeye başlaması, seri üretimin el işçiliğinin yerini alması, daha sonra plastiğin günlük hayata girmesiyle arka arkaya darbe yer. Siyasal ve toplumsal düzeneklerimizde kültürel hayatımızın ve tarihsel mirasımızın değerlerine sahip çıkıp, onları bilimsel yöntemlerle korumak ve geliştirmek yönünde perspektif yoksunu olmamız nedeniyle, anıldığında yokluğu içimizi burkan birçok değerimiz gibi Eyüp Oyuncakları da adım adım yok olur.

Yine geçmişte yayınlanan bazı yazılarda Eyüp Oyuncaklarının çocukların gelişimine ve eğitimine bir şey katmadığı iddia edilmiş ve bu yok oluşun nedenlerinden biri olarak gösterilmiştir. Hatta bu iddiada yok oluşa meşruiyet kazandırma gayreti de bulmak mümkündür. Fakat bilimsel araştırmalar bu iddianın tersini söylemektedir.

Bugün sadece bazı özel koleksiyoncuların elinde tek tek bulunabilen Eyüp oyuncaklarından 28 parçalık bir koleksiyon İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı’ndadır. Belediye koleksiyonu 1939-1945 arasında Beyazıt İnkilap Müzesi’nde sergilenmekteyken, 1945’te müzenin taşınması, mekân imkansızlığı gibi nedenlerle sergiden kaldırılır. O tarihten sonra yalnızca bir defa, 1991 yılında geçici bir süre için sergiye konur.      Bundan başka Ankara Eğitim Bilimleri Fakültesi bünyesinde bir oyuncak müzesi bulunmaktadır. 2005 yılında şair Sunay Akın tarafından İstanbul Göztepe’de kurulan Oyuncak Müzesi, içinde Eyüp Oyuncaklarına bir bölüm barındırmaktadır.

Eyüp Oyuncakları ile ilgili semtte bir müze kurulması gayretleri zaman zaman sözkonusu olmuşsa da 2005 yılına kadar bir sonuç alınamamıştır. Eyüp oyuncakçılığını yeniden geliştirme gayretiyle Eyüp Belediyesi’nin desteği Tarih Vakfı’nın sağladığı bilgi desteğiyle Avrupa Birliği ve İŞKUR ortaklaşalığında ev kadınlarına yönelik olarak 2005’te semtte bir atölye çalışması başlatılır. Eyüp Zal Mahmud Paşa Külliyesi içinde başlayan atölye çalışması kısa sürede mütevazi bir müzeye de sahip olur. İlk etapta ev kadınlarına yönelik yapılan atölyede unutulan Eyüp oyuncaklarının bir kısmı yeniden üretilmeye başlanır.

Giderek çocuklara yönelik atölye çalışmaları da yapan birim, Eyüp’ten, Piyer Loti Tepesi’ne çıkan teleferiğin aşağıdaki bekleme salonuna bir de satış standı koyar.

Günümüzde Eyüp girişinde sizi “Oyuncakçılar Çarşısı” yazan ışıklı bir tabela karşılar ve tabelanın altından devam ettiğinizde vaktiyle oyuncakçı dükkanlarının olduğu bölgeye gelirsiniz. Fakat burada ne yazık ki; bu işi yapan tek dükkân kalmıştır. Diğer dükkânlar sadece dini yayın ve objeler satmaktadır.

Oyuncak satan dükkanda ise 2000’li yılların başlangıcında, bilinen anlamda Eyüp oyuncağı, yıllar öncesinde üretilmiş ve elde kalmış iki çeşit üzerine 20-30 parçadan ibaret iken, şimdi Eyüp’teki atölyenin ürettiği malzeme de satılmaktadır. Dükkanda geleneksel oyuncakların dışındaki diğer oyuncaklar ise günümüz sanayisine ait üretim örnekleridir.

2003 yılında sözkonusu çarşıda kalan tek dükkanın sahibi kadın ile bu konuyu konuşsaydınız eğer, size geleneksel Eyüp oyuncaklarını yapabilen sadece bir kişinin kaldığını, onun da artık oyuncak üretmediği gibi oyuncak satmadığını ifade ederdi. Fakat 2005 itibarıyle Eyüp Oyuncağı yapan insan sayısı, Zal Mahmud Külliyesi’ndeki atölye sayesinde çoğalmıştır.

Oyuncak dünyası hızlı değişen ve dünya trendini kaçırmamak zorunda olan bir sanayi dalı olarak günümüzde varlığını sürdürmektedir. Türkiye oyuncak sektörü de bu hızlı değişim ve gelişimi mutlaka atlamamak durumundadır elbette ama bu topraklarda oyuncağın kökeni ve tarihi markalarına karşı biraz daha duyarlı olmak ta gerekli değil midir? Buranın koşullarında ortaya çıkmış oyunlar, oyuncaklar daha fazla ilgiyi hak ediyor diye düşünüyor, bu anlamda Pelit Fabrikaları’nın Başakşehir’deki merkezinde çukulata ve pastadan yapılan minik oyuncak müzesinin de dikkate değer bir çalışma olduğunu vurgulamak istiyorum.

 

HÜSEYİN IRMAK

 

 

Yararlanılan Kaynaklar

“Seyahatname”, Evliya Çelebi, Çeviren Zuhuri Danışmıan Cilt 2, Zuhuri Danışman Yayınevi, Kardeş Matbaası, İstanbul 1969, Sayfa 302-303

“Eyüp Oyuncakları” , Nurullah Tilgen, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, 1959, c 6, s 121.

“Bir Zamanlar İstanbul”, Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey, Tercüman 1001 Temel Eser, sy. 194.

“Türk İstanbul”, Sadi Yaver Ataman, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yayınları no:39, İstanbul 1997, sy.  177-181.

İstanbul Ansiklopedisi, Reşat Ekrem Koçu, c. 10, sy. 5461-5462

İstanbul Ansiklopedisi, Kültür Bakanlığı-Tarih Vakfı, c. 3, sy. 252-253

“Eyüp Oyuncakçıları”, Fadime Geleş, 5. Eyüp Sultan Sempozyumu Tebliğler Kitabı, Eyüp Belediyesi Kültür Yayınları, no: 17, İstanbul 2002, sy. 218-223

“Eyüp’deki Çocuk Oyuncakları İşliği ve Müzesi”, Cengiz Bektaş 5. Eyüp Sultan Sempozyumu Tebliğler Kitabı, Eyüp Belediyesi Kültür Yayınları, no: 17, İstanbul 2002, sy. 80-83.

“Çocukların Sevinci Eyüp Oyuncaklarıydı”, Yrd. Doç. Dr. Tosun Yalçınkaya, 5. Eyüp Sultan Sempozyumu Tebliğler Kitabı, Eyüp Belediyesi Kültür Yayınları, no: 17, İstanbul 2002, sy. 96-99.

“Oyuncak Müzesi”, Milliyet Gazetesi Çocuk Eki, 12 Ekim 2003.

Yorumlar

Yorum