Pertev

Osmanlılarda keyfi idamın son bulmasının simge ismi – daha doğrusu simge kurbanı – Pertev Paşa’dır.
Başa dönersek: genç bürokrat Pertev Efendi bir gün katiplerden birinin yazısını görüp beğenir ve “kim bu?” diye sorduğunda “Yozgatlı Akif Efendi” cevabını alınca “Allah Allah, ben Yozgat’tan bir tek deveci çıkar bilirdim, demek katip de çıkıyormuş” der.
Sen misin diyen!
Bu sözü öğrenen Akif o andan itibaren ona diş bilemeye başlar.
Akif de Pertev de ileride paşa olacaklar (ikisi de reisülküttaplık, yani dışişleri bakanlığı yapacaktır) ve kariyerleri boyunca birbirinin kuyusunu kazmaya çalışacaklardır.
Uzatmadan İlber Ortaylı’ya bırakalım sözü: “Akif Paşa, Pertev Paşa aleyhine her entrikayı çevirdi ve nihayet Pertev Paşa azledilip idam edildi. İkinci Mahmut devrinin son kanlı entrikasıdır bu ve Pertev Paşa da siyasetin son katledilen Osmanlı veziri”.
(Akif, intikamını almış olmaktan memnun, Takvim-i Vekayi’de “hastalığından dolayı aniden öldü” diye adeta alay edercesine ilan etmekten geri kalmadı idamı.)
Mustafa Reşit Paşa, onun gibi bir dizi başka yenilikçi Tanzimat devlet adamı gibi, Pertev Paşa’nın himayesinde yetişmişti. Ve bu cinayete çok içerledi.
Nitekim, cirit meydanında okuyacağı Tanzimat Fermanı’na keyfi idamı kaldıran maddeleri eklemesinde bu kötü hatıranın etkisi olduğu söylenir.
Ferman’ın ilgili bölümü şöyle: “… davaları kavanin-i şeriyye iktizasınca alenen ber-veçh-i tedkik görülüp hükmolunmadıkça hiç kimse hakkında hafi ve celi idam ve tesmim muamelesi icrası caiz olmamak…” Yani, “davaları herkese açık olarak ve her yönüyle incelenip hükme bağlanmadıkça kimse gizli gizli veya açıkça idam edilmeyecek (ve zehirlenmeyecek de!)”.
* * *
Bir de “yırtan” sadrazamı var İkinci Mahmut’un. Onun hikayesi, Balıkhane’yle ilgili en meşhur anekdottur.
Yine iki devlet adamı yine şahsi husumet söz konusu.
Halet Efendi, İkinci Mahmut üzerinde çok etkili biri. Ama melun bir tip (Padişah’ın da başının belası zaten). Sadrazam Mehmet Emin Rauf, “Halet Efendi’yi biraz İstanbul’dan uzaklaştırsak mı?” diye İkinci Mahmut’a telkinde bulunuyor. Sen misin onu yapan? Halet Efendi karşı hamleyle Mehmet Emin Rauf’un azlini elde ediyor. Ama azil (ve ona eklenen sürgün) tatmin etmiyor. Bir yolunu bulup idam fermanını da alacak Mahmut’un elinden.
Onun için Bostancıbaşı’na “Balıkhane’den bir yere ayrılma sakın” diyor. Hatta arada bir gidip kontrol ediyor.
Ama Mahmut, çok yakışıklı bir adam olan Mehmet Emin Rauf’a kıyamıyor; “o güzel başa kallavi sarık çok yakışıyor, kıyamam” diyor ve Halet’in ısrarlarına rağmen idam fermanını vermiyor.
Bütün bunlardan habersiz Balıkhaneye yollanan Mehmet Emin Rauf, orada Bostancıbaşı’nı görünce, dizlerinin bağı çözülüyor (altına ediyor yani, çok affedersiniz). Neticede gerçeği öğrenince rahatlıyor ve uslu uslu teknesine binip sürgüne gidiyor. Ama, Reşat Ekrem Koçu’ya göre, bu olay yüzünden erkekliğini kaybediyor!
Olayı aktaran söz konusu sadrazamın kendisi.
İzleyen yıllarda gene sadrazamlık yapacaktır Mehmet Emin Rauf ama etliye sütlüye dokunmayan, biraz “mıymıntı” bir sadrazam olacaktır. Bu yüzden eleştirildiğinde de, “beni bu sefer kallavi de kurtaramaz” diye savunacaktır kendini. Reşat Ekrem Koçu’nun kastettiği budur belki.
Not 1: Pertev Paşa’nın idamı ile ilgili biraz daha ayrıntı vermek gerekirse: Akif, hasmının azlini elde ediyor padişahtan – gerçekten ağır bir entrika ile. Zavallı Pertev Edirne’ye sürgün de ediliyor. Ama Akif idam fermanını alamıyor bir türlü. Yılmıyor. Nihayet, Mahmut’un içkiyi biraz fazla kaçırdığı bir anda istediğini almayı başarıyor Padişah’tan ve zavallı Pertev, sürgün yeri olan Edirne’de iken vali tarafından konağına davet edilip cellada teslim ediliyor ve boğularak can veriyor. Mahmut ertesi gün ayılınca “ben ne yaptım?” diyor ama çok geç!
Not 2: Osmanlılarda birçok “son” Mahmut zamanında yaşandı, malum. Nitekim, tarihimizin son idam edilen sadrazamı da bu padişahın sadrazamıdır: Benderli Ali Paşa. Bu da Halet Efendi’nin kurbanıymış ve üstelik Patrik Gregorios’u Patrikhane’nin kapısına astıran da oymuş!
Resim: Mustafa Reşit Paşa Cirit Meydanında Gülhane Hattı Hümayunu’nu okuyor; o sırada Abdülmecit, devlet erkanı ve sefirlerle beraber Gülhane Kasrı’nda, onu izliyor.

Egemen Demircioğlu

Yorumlar

Yorum