Sahnelerden İmparatoriçeliğe “Theodora”

GÖZDE ALTURAN

Theodora’nın 1. Justinianos ile evlenip, dramatik bir yükselişle imparatoriçe olmadan önce sokak dansçısı olması, adının çıkmasına neden olmuş ve günümüze kadar gizemli bir figür olmaya devam etmiştir. Theodora ile ilgili bilinenlerin birçoğu, ona karşı hep önyargılı olan Prokopios’un Gizli Tarih adlı eserinden alınmıştır.  Hakkında yazılanları okumadan önce İtalya’nın Ravenna şehrinde San Vitale Kilisesi’ndeki ünlü portresine bir bakın. Belki de Theodora’nın dünyasının metinlerle ifade edilmeyen yönlerini bu tasvirde hissedebilirsiniz.

theodora

Justinianos ile İmparatoriçe Theodora’nın  saltanatları; Bizans İmparatorluğu’nun her köşesinde yükselen mimari eserlerin sayısı, yasal düzenlemeleri, şiir, sanat ürünleri, zengin ekonomisi ile altın bir dönemdi. 537 de tamamlanan Ayasofya Kilisesi bu saltanatın mimari başyapıtıydı.

497 yılında Konstantinopolis’te doğan Theodora, babasını genç yaşta kaybeder. Babasını kaybettikten sonra, o ve iki kız kardeşi anneleri tarafından dansçı yapılır. Dansçı olmak, bir kadının çeşitli piyesler, mimler ve müzikli eğlenceler sergilemesinin yan sıra, cinsel suistimale de açık olduğu anlamına gelirdi.

Theodora ile ilgili skandallar, imparatoriçe olduktan sonra daha da abartılı olarak kayıtlara geçmiştir. Bunlara bir örnek verecek olursak;

“Sık sık tiyatroda herkesin gözünün önünde, kostümünü çıkarır ve baldırlarındaki cinsel organını örten bir kemer dışında çıplak olarak ortada dururdu, o da onu sergilemekten utandığından değil, sahnede tamamıyla çıplak durulmasına karşı bir yasa olduğundandı. Böylece bir şeritle örtülü olarak sahnenin zeminine çöker ve sırt üstü uzanırdı. İşi bu olan köleler, arpa tanelerini bu tutku çiçeğinin “çanağına” saçar, daha sonra bu iş için eğitilmiş kazlar, taneleri tek tek gagalarıyla alıp yerlerdi.”

Theodora, onu gören herkesin gözbebeklerini çok çabuk parlatıyordu. Uzun siyah saçları, koyu renkli, canlı iri gözleri, makyajla bile renklendirmediği süt gibi teni, yüz ifadelerindeki şehvetli zarafet dikkat çekiyordu. Narin bedeni ve sevimli yüzüyle tam anlamıyla büyüleyiciydi.

Dünyaya keyif almak için gelmiş olduklarını varsayanların belleğinde, Theodora hep muhteşem bir kadın olarak kalmıştır. Efsaneye ve dedikodulara bakılırsa bir akşam Theodora seks maratonuna dönüşen bir orjide on davetli ve on beş uşakla ilişkiye girdikten sonra öfkeyle “Ne yazık ki doğa bana sadece üç delik vermiş, memelerimi deldirtmek isterdim, hala açım“ dediği söylenir.

Yalnız, Theodora’nın kalçalarının kıvraklığı, zekâsının kıvraklığıyla boy ölçüşemezdi. Fakat bu geçmişe rağmen Justinianos, Theodora ile evlenirken, utancı aklına bile getirmedi. Oysa tüm Roma İmparatorluğundaki kadınlar arasından en soylu kökene sahip, en iyi eğitimli, özenle yetiştirilmiş, erdemli ve güzel bakirelerden istediğini seçebilirdi. Onun yerine tüm erkeklerin “orta malı” olanı kendinin yapmayı tercih etti ve onun geçmişine aldırmadan Theodora’yı seçti.

Aslında erdemli ve dinine düşkün bir yaşamı seçip ahlaksız olanı geride bırakmak, muhtemelen erken Bizans’ta bilinen bir kalıptı.

Theodora ve Justinianos, ikisi de birbirinin onayı olmadan hiçbir şey yapmazdı. Justinianos’un bir işi bir memura Theodora’ya danışmadan vermesi halinde, Theodora’nın o memuru buna pişman ettiği söylenir. Buna göre standart yönetim şekilleri, Theodora’nın ısrarı üzerine, tüm kararların paylaşılması ve karşılıklı fikir birliği olmasına dayanırdı.

Theodora’nın düşüncesi, devletteki her şeyi kendisine uyacak şekilde denetimi altına almaktı. Hem devlet hem de kilise kurumları onun avucunun içinde olmalıydı. Emirlerine uyması konusunda çelişkiler yaşayabileceğini düşündüğü hiçbir dürüst beyefendiye üst düzey bir makam verilmezdi.

Toplumsal reform ve hayırseverlik, gelenekler uyarınca İmparatoriçe Theodora’nın rolünün bir parçasıydı. Manastırlar, kiliseler ve rahibe manastırları kurması, ayrıca Antakya ve Kudüs’teki kilise yaptırma faaliyetleri Malamas’ ın Vakayinamesinde kayıtlıdır. Gizli Tarih (Prokopios) te övgü mü yergi mi olduğu belirsiz bir şekilde Theodora’nın kötü yola düşmüş kadınlar için bir kurum kurduğu anlatılır. Bu kurumun adı Tövbe Manastırı’ydı. Justinianos ve Theodara’nın, Tövbe Manastırı’nı kurarak aşırı yoksulluk içinde çırpınan kadınlara yardım ettikleri ve genelevlerin pisliğini temizledikleri söylenir.

Önceleri, Justinianos’a erişmek kolaydı ve hatta kendisiyle özel olarak konuşmak bile kolaydı, ama Theodora’nın etkisiyle bu durum da değişmişti. Kraliçenin huzuruna en yüksek memurlar bile beklemeden ve sıkıntı çekmeden giremiyorlardı. Kimileri belki birkaç gün bekledikten sonra imparatoriçenin huzuruna korku içinde girerler, görüşme bittikten sonra onun ayaklarını öpmeden gönderilmezlerdi. O izin vermeden konuşmak ve bir şey istemek yasaktı. Theodora, Justinianos’a gösterilen aynı törensel ritüelin kendisine de gösterilmesinde ısrarcıydı.

İmparatoriçe Theodora, yüksek yargıya başvuru sürecinin yerine imparator ve imparatoriçeye kişisel başvuru uygulamasını getirmişti. Theodora, monofizit eğilimlerini yaşamı boyunca sürdürerek, zulüm tehdidi altındaki monofizit düşüncenin önderlerini korudu. Kilise meseleleri üzerinde kayda değer bir nüfuzu vardı. Karşı öğretiyi destekleyebildiği gerçeği, onun bağımsızlığının ve bu tür konuları Justinianos ile şahsi ilişkisi içinde dengeleyebilme kabiliyetinin bir göstergesidir. Theodora, Antakyalı Severus dahil, mezhebin önemli piskoposlarını, keşişlerini ve liderlerini zulümden koruduğu gibi, kimilerini de Hormisdas Sarayı’nda saklamayı başarmıştır. Ortodoksluğun rakibi olan ve kimi zaman Hristiyanlık açısından daha güçlü bir kol haline gelen bir mezhebin varlığını sürdürmesinde önemli rol oynamıştır.

Theodora’nın ölümünden sonra Justinianos ülke yönetiminden yavaş yavaş elini eteğini çekti, çünkü Theodora onun için sadece yönetimde bir yardımcı değil, aynı zamanda aşık olduğu kadındı. Sık sık Havariyun’daki Theodora’nın mezarını ziyaret ederdi. Theodora ile ilgili ne denirse densin, bir çeyrek yüzyıl, büyük bir tutku ve kendine has sadakat anlayışıyla Justinianos’un yanında durdu. Bu tutkulu aşk, Theodora’nın ölümünün ardından Justinianos’a şu sözleri söyletti : “Çünkü biliyoruz ki her ne kadar iffete aşık olsak da, hiçbir şey aşkın coşkusu kadar ateşli olamaz.”

Gözde ALTURAN

 

kaynakça:
Carolyn L. Connor – bizansın kadınları -çeviri: Barış Cezar : yapı kredi yayınları
Gilles Martin-Chauffier – Konstantinopolis’in Romanı-çeviren :Ela Güntekin

Yorumlar

Yorum