Sevgili Ege’li Boyoz hikayesi

Boyoz.. Küçük ince ince özenle yapılmış, yapanın tüm hamur açma marifetini ortaya koyarak orta boyda hazırlanmış ama 500 yıllık uzun bir geçmişi içinde barındıran özellikle İzmir’de sabahları özgün fırınlanmış kahve renkli yumurtası ile yenmesi tercih edilen lezzetli börek çeşidi. Gerçi bana kalsa her öğün yerim. Boyoz İspanya’nın Osmanlı İmparatorluğu’nun Anadolu Ege kısmına göçlerle ve Yahudilerin eliyle gelen bir yemek mirası. Boyoz, İspanyolca yazılışıyla bollos, “küçük somun” anlamına gelen bollo sözcüğünün çoğuludur. İspanyolca iki L harfi Y sesiyle okunur.

Birçok mutfakta çörek, börek benzeri unlu mamullerin Sefarad kültürüne özgü bir uygulamasıdır. Beni tanıyan herkes yemeğe çok meraklı olduğumu bilir. Allah’tan spora giderim ve ailecek haraketli bir yapıya sahip olmamız kilomuzu dengede tutuyor.

Boyozu salt lezzetli bir börek çeşidi olarak görmemeliyiz. Yerken tadının güzel olma sebebi uzun köklü bir tarih, hayat, kültür, emek, samimiyet, mutluluk ve birliktelik duygularını bir arada bulundurması.

Elhamra Kararnamesi, Kastilya ve Leon Kraliçesi I. Isabel ile Aragon Kralı II. Ferdinand tarafından 31 Mart1492’de Elhamra Sarayı’nda imzalandı ve bu kararnameye göre İspanya’da yaşayan Musevilerin ve Müslümanların yanlarına hiçbir şey almadan İspanya’yı terk etme zorunluluğu oldu..

Tabi İspanya’yı terk eden Museviler Avrupa ve Afrika’nın her yerine yayıldılar.. İspanya 15. Yy’da Avrupa’da en parlak dönemindeydi. Farklı dinlerdeki vatandaşlar 1492’daki Elhamra kararnamesine kadar yanyana, hep beraber ahenk ve uyum içinde yaşıyordu…

Seferadlar İspanya ve Portekiz’den Osmanlı topraklarına güzel yemekler haricinde kültürünü ve matbaa gibi tüm dünyayı şimdiki internet gibi değiştiren, fakat geldiği dönem bizim topraklarımızda çok yaygın kullanılmayan icadı da getirdi. (Tabii yemek ve kitap benim hayatımda iki öncül gıda) 2015’de 6 günlüğüne İspanya’nın Endülüs özerk bölgesine gittim.. Kesinlikle ruhuma ve köklerime hitap etti.. Tüm yemekleri çok güzeldi. Fakat yediğim hiç bir börekte bizim burada yediğimiz annemin çok güzel yaptığı her katı ince ince açılmış boyozun tadını alamadım. Ve kendimde yüzyıllar önce yapılmış ve Osmanlı topraklarında hala korunabilmiş boyozu yemenin ayrıcalığını hissettim..

Evet bizim evde Ladino İspanyolca da konuşulurdu.. Fakat Türkçeyi en iyi şekilde konuşmak ailemizde verilen baş disiplin idi.. Hele Milas doğumlu fakat küçük yaştan beri İzmir’de yaşayan rahmetli sevgili babacım Jak Uygun’un Türkçesi ve genel kültürü çok beğenilirdi..

1492 yılını dönüm noktası olarak belirleyerek İspanya ve daha sonra Portekiz’den Osmanlı topraklarına yoğun bir şekilde yüzyıllar boyu Seferad Musevisi geldi.. Museviler uzun bir dönem belirli bir yere yerleşen, köklerini salan ve genelde talihsiz bir sebepten dolayı yerini değiştiren bir topluluktur. Milattan sonra 1. yüzyılda eski dünyaya, Roma İmparatorluğu tarafından bir çok Musevi sürgün edildi.. Musevilikte bir çok mezhep vardır fakat çoğunluğa yayılmış olan 2 adet önemli mezhep bulunur.

Sefarad, yani bizim söylediğimiz Seferad İbranice İspanya demektir.. Ayrıca Eşkenaz, Rusya, Ukrayna, Moldovya, Avusturya, Almanya, Romanya, Polonya , Macaristan, Litvanya, Çek Cumhuriyeti, Fransa’nın Alsas bölgesi, Hollanda tarafında yaşayan Musevilere denir.

Osmanlı imparatorluğu sonsuz hoşgörüsü ve başarılı öngörüsüyle tüm bu coğrafyadan gelen Musevileri topraklarına kabul edip vatandaşı yaptı..

İspanya’nın güneyi ve kuzeyinde ortak temel kültür ve dinde buluşan fakat İspanya’nın çeşitli bölgelerde yaşarken farklı coğrafi koşullar ve kültür etkileşimden dolayı değişiklik gösteren Museviler Osmanlı topraklarına geldiğinde, yerleştiği yerin yeni özelliklerini kendi kültürüyle birleştirip yaşamaya devam etti. İzmir’imizin yaşamı da özellikle 16. yüzyıldan sonra İspanya ve Portekiz’den gelen Museviler ile nüfus, kültür ve din yönünden çeşitlenmeye başladı.

İzmir her zaman Ege’nin müthiş bir kıyı şehri olmuştur. Ülkemizdeki diğer şehirler gibi kendine has bir karakteri vardır. Özellikle Ege antik çağdan beri aydınlanmanın öncülüğünü yapmıştır. İzmir 16. yüzyıldan sonra önemli bir liman şehri oluyor ve eski antik ihtişamına geri dönüyor. İzmir’e genelde Seferad, İtalyan ve çok az da Eşkenaz Musevisi geliyor

Öteki şehirlerin aksine Musevilerin çoğu sadece sürülüp bu şehre gelmedi ayrıca kendi isteğiyle ticaret yapmak için İzmir’e yerleşti. İzmir’in nüfusu yüzyıllar boyunca ahenk ve mutluluk içerisinde, Ege’nin tatlı esintisi meltem rüzgarı tadında huzur içerisinde yaşadı ve yaşamakta.

EV BOYOZU ÖZLEMİ

İşte bundandır bizlerin boyozu sevmemizin nedeni.. Bütün bu kültürü, barışı güzel tadı ve hatıraları içinde barındıran duygularımız ve huzurumuz..

İstanbul’da yaşadığım için ara ara boyoz krizlerim geliyor.. Hele annemin ev boyozu..

Ve karar verdim acil bir şekilde aile özlemimi gidermeliyim.. İstanbul’dan İzmir’e geldim.. İstanbul’a aşık olsam da nasıl özlemişim ailemi, Ege’mi.. Nasıl müteşekkirim Tanrıma İzmir’de doğdum, zengin Ege ve İzmir Sefaradic kültürüyle büyüdüm.. Ve tabii her yaz Çeşme’mizin güzel, berrak suları.. Kalbimde derin bir şekilde özlediğim annem ve annemin güzel yemekleri duygularıyla eve girdim

Evin içinde mis gibi bir yemek kokusu. Allah’ım bu koku nedir? İnanmıyorum annem benim için sürpriz boyoz yapmış.. Hem de ev boyozu. İnce ince yoğurmuş ve kat kat tek tek uğraşmış sırf kızı ev boyozunu özlemiştir diye. Kokusuyla, yememle tüm anane hikayelerimiz gözümde ve yüreğimde canlandı.. Sırf midem değil uzun zamandır İstanbul’da yaşadığım için uzak kaldığım bana ait o zengin maneviyatım doyuruldu. Tabi bu kadar mutluluktan sonra anneciğim hemen bana handrajo (kabak, peynir ve soğan karışımlı), ıspanaklı, tahanlı ve patatesli yumurta eşliğinde bir tabak hazırladı ve ben de yüzümde kocaman bir gülümseme ile annemle, çocukluğumuzdaki günleri de anarak afiyetle yedim.. Hayat seni seviyorum.

Emi Uygun

Yorumlar

Yorum