Şimdi İstanbul’da Erguvan Zamanı

AHMET FAİK ÖZBİLGE

Şimdi İstanbul’da Erguvan Zamanı

Nisanı mayısa bağlayan günlerde bir başka güzeldir İstanbul, bilen bilir. Özellikle Boğaziçi’nin, henüz binalarca ele geçirilmemiş tepeleri, farklı bir renkle haber verirler baharın geldiğini. Erguvan ağaçları çiçek açar. Mor ve pembe karışımı bir renk, kısa bir süre için de olsa ruhumuzu şenlendirir. Şehrin hem Asya, hem de Avrupa kıyılarını kaplayan erguvan ağaçlarını seyretmek özel bir zevk halini alır. Herkesin gönlünde ayrı bir erguvan fırtınası kopar.

Benim erguvan ağaçlarıyla tanışmam Boğaziçi Üniversitesi’nde okuduğum yıllara uzanır. Bahar ayları geldiğinde, kışlıklar rafa kalkar, kızlar açılıp saçılıp aklımızı başımızdan alır, dersler de artık dinlenmez olurdu. Sınıfta durmak büyük zulüm halini aldığından, ders biter bitmez hepimiz kendimizi bahçelere, teraslara, çayırlara atardık. Ben de böyle günlerden birinde, kız arkadaşımla, okulun yakınındaki Tevfik Fikret’in Aşiyan’ına doğru yürürken fark etmiştim erguvanları. İsmini daha sonra öğrendiğim ağacın çiçekleri, bir kaç günde yok olup gitmişlerdi. Ayrı dünyaların insanı olduğumuzdan mıdır, yoksa erguvanın etkisinden midir nedir, bizim ilişkimiz de pek fazla sürmemişti zaten. İlerleyen yıllarda, rehberlik yaparken, daha çok şey öğrendim, bu Boğaziçi’nin olmazsa olmazı erguvanlar hakkında. Özellikle mayısın ilk yarısındaki Boğaz turlarımda da, bildiklerimi anlattıkça anlattım, sevgili turistlerime.

erguvan

Erguvan, dilimize farsçadan gelmiş bir kelime. Aslında, mor-pembe rengi ifade eden bir sıfat, erguvan rengi ya da erguvani. Öte yandan, erguvan ağacının batı dillerindeki karşılığı ise “Yahuda’nın ağacı”. İsa’nın 12 havarisinden birisi olan Yahuda, 30 gümüş karşılığında İsa’ya ihanet ediyor. İsa’nın yakalanıp, çarmıha gerilmesine sebep oluyor. Ama daha sonra, bu yaptığına bin pişman olup, büyük bir vicdan azabı çekmeye başlıyor. En sonunda, bu acıya daha fazla dayanamayan Yahuda, kendisini bir erguvan ağacına asıyor. Efsaneye göre de, ağacın daha önce beyaz olan çiçekleri, bu yüzden utançtan kızarıp, erguvan rengini alıyorlar.

Aziz Markos, çarmıha gerilmeden önce, İsa’ya erguvan renkli bir giysi giydirildiğini anlatır. Askerler, daha sonra da, kendisini Roma valisine götürüp, “Selam! Ey Yahudilerin Kralı!” diye alay ederler. Bazı kaynaklara göre, İsa’nın gerildiği çarmıh da erguvan ağacından yapılmıştır.

Aynı zamanda Bizans İmparatorluğu’nun resmi rengidir erguvan. Bir inanışa göre, Bizans, erguvan çiçeklerinin açtığı mayıs ayında kurulmuştur. İmparatorlar, sarayın erguvan renkli odasında dünyaya gözlerini açarlar, erguvan renkli giyisiler giyerlerdi. Erguvan rengi boya, oldukça ender bulunan dikenli deniz salyangozundan elde ediliyordu. Sadece imparator ailesinin giyebildiği erguvan renkli ipek elbiseleri boyama hakkı, Erguvan Boyası Loncası’na aitti. İmparatorluğun en eski loncalarından olan bu lonca, VII. yüzyılda, Heraklius tarafından hipodrom yakınlarındaki Zeuksippus hamamlarının bir bölümünde, yeni atölyeler açılarak kurulmuştu. İmparatorlar için hazırlanan ve metni altın yaldızla yazılan İncillerin ciltleri de, burada erguvan rengine boyanırdı. Bunlara “erguvan rengi codex” denirdi.

Günümüzde, nasıl Fenerbahçe taraftarları, kanlarının sarı lacivert, Galatasaray taraftarları da sarı kırmızı aktığını söylüyorlarsa, Bizans soyluları da, kanlarının erguvan rengi aktığını söylerlerdi. Osmanlı devrindeyse, ağacın pek sağlam olan dalları baston yapımında kullanıldı. Ayrıca Osmanlılar, bahar geldiğinde salatalarını, üzerine erguvan çiçekleri koyarak süslemekten çok hoşlanırlardı. Erguvan ağacı kabuklarını kaynatıp, suyunu hastalıkları kovmak için içmekse, ucu Orta Asya’ya kadar uzanan bir Şaman geleneğiydi.

Erguvan, baklagiller familyasından, boyu 10 m’ye kadar çıkabilen bir ağaç. Meyvesi fasulyeyi andırıyor. Güneş ışığını seviyor. Kışın don oldu mu, bazen kötü etkilenebiliyor. Havalar güzel gittiğinde, sonbaharda da çiçek açabiliyor. Çiçeklerinin rengi, genelde pembeye çalıyor. Ancak İstanbul’da, beyaz erguvan çiçeklerine de rastlanabiliyor. Altı açık, üstü ise koyu yeşil olan yaprakları kalp şeklinde. Anavatanı Güney Avrupa ve Önasya. Türkiye’de, Marmara Bölgesi dışında, Ege’de de görülüyor. En kolay yetiştiği yerlerden biri de İstanbul. İstanbul’da, kış hariç her mevsim dikilebiliyor. Erguvanın çiçek açması için beş, altı yıl beklemek gerekiyor.

erguvan3

İstanbul’un sevimli erguvanları edebiyata da sıkça konu olmuşlar. Birçok şiir yazılmış, erguvan çiçeklerinin kelebekvari kısa ömründen esinlenilerek. Böylesine bir güzelliğin birdenbire ortaya çıkışı, hem de bunun yaşam sevincinin arttığı baharda meydana gelişi, ama çok fazla sürmeyip, tadı damakta bırakarak vakitsizce ayrılışı, derinden etkilemiş haliyle, sanatkâr ruhları. Birçok şair gibi, Hilmi Yavuz da bu kervana katılmış. Hatta kitaplarının birinin adını da “Erguvan Sözler” koymuş. Bakın nasıl harmanlamış, erguvanla aşkı bir şiirinde…

“Kim bilir ki dün’dür, ölgündür kalbimiz

Yollarsa her zaman biraz küskündür

Yokuşlarda ve inişlerde…

Zamandır seni sardığım kumaş

Bekledin örtünsün ki yavaş yavaş..

Erguvandın, kayboldun dile gelişlerde.”

Homeros’un İlyada’sında da kendine yer bulmuş, erguvan. Adı bu kez asaletle birlikte anılmış, Bizans’ta olduğu gibi. Truva kahramanlarından birisinin cenaze töreninde, erguvanı karşımıza şu şekilde çıkarmış, Homeros…

“Kemikleri alıp koydular bir altın kutuya

Erguvan renkli yumuşak örtülerle sardılar kutuyu

Ve indirdiler onu o derin çukura”

erguvan2

Son yıllarda, İstanbul’da erguvan sevgisi iyice arttı. Kendilerine Erguvan Dostları diyen bir grup, harika çalışmalar yapıyor. Her sene, erguvanlar çiçek açtığında, fidan dikme günleri düzenliyorlar. Boğaz’da tekneyle, erguvan gezilerine çıkıyorlar. Erguvan Şenliği’ni sürdürebilmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Bu erguvan aşıklarından Prof. Dr. Haluk Dursun İstanbul’daki erguvan ağaçlarını tek tek saymış. Rumeli Yakası’nda 500, Anadolu Yakası’nda 700 civarında ağaç tespit etmiş. İstanbul’da saptadığı en yaşlı erguvan ağacı Ayasofya yakınındaymış. Haluk Bey, bu ağacın gövdesinin çapını 170 cm olarak ölçmüş.

Bazen de, kendisini bir anda politikanın içinde buluvermiş, erguvan ağaçları. Kadir Topbaş’ın belediye başkanı olmasıyla, Bizans’ı ve Hıristiyanlığı çağrıştırdığından mıdır nedir, aslında lale gibi şehrin önemli sembollerinden olmasına rağmen, biraz üvey evlat muamelesi görmüş sanki erguvanlar. Eski İstanbul Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna döneminde, belediyenin de önemli katkılarıyla düzenlenen Erguvan Şenliği, Kadir Topbaş’ın başkan olmasıyla belediye desteğini birden kaybedivermiş. Görünen o ki, yeni belediye, yalnızca Osmanlı lalesiyle ilgilenmeyi tercih etmiş. Ama neyse ki, bu pek uzun sürmemiş ve Sayın Topbaş, kendisi de erguvan ağaçları dikerek şenliklere katılır olmuş.

Erguvan, yüzyıllar boyu, Bursa şehrinin de simgesi olmuştu. Yıldırım Beyazıt’ın damadı, Anadolu erenlerinden Emir Sultan, her yıl, müritleriyle Bursa’da, erguvan açma mevsiminde buluşurmuş. Bu nedenle, XIV. yüzyıldan itibaren, şehirde erguvan şenlikleri kutlanmış. Bu gelenek XIX. yüzyıla kadar sürdürülmüş, ama sonra yok olmuş. Günümüzde, bu şenlikleri yeniden canlandırma çabası devam ediyor. Bursa’nın her yanına erguvan ağaçları dikiliyor.

erguva2

Şehir hayatının tozu, dumanı, makine sesleri, koşuşturması arasında, erguvanların varlığı yaşama sevincimizi artırıyor. Erguvanlar, hala şairlere ilham kaynağı olmayı sürdürüyor. Zamanı geldiğinde, çok kısa sürse de, Boğaziçi hoş bir renge bürünüyor… Umarım, erguvan dostları artmaya devam eder. Umarım, İstanbul gibi müstesna bir şehir, bu en güzel renklerinden birini asla kaybetmez.

 

Yorumlar

Yorum

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir