Taş Odalar

Bakışlarımızı yine Petrion’a çevirelim fakat bu sefer tepelere değil, aşağılara, daha yakınımıza, göz hizamıza bakalım: Haliç surlarının dışında bir dizi taş yapı görürüz. Bunlar muhakkak dikkatimizi çekmiştir bu yoldan arabayla vs. geçerken.
Bunlar, bir zamanlar Fener Beylerinin oturduğu konaklara ait yapılardır.
İstanbul’un alınmasından bir yüzyıl geçtikten sonra Rum cemaati oldukça toparlanmış görünüyor. Rumlar, imparatorluğun geniş bir alan üzerinde sınırları kaldırmış olması sayesinde kolaylaşan ticaretten en çok yararlananlar oldular. Müslümanlar ticaretle çok ilgilenmezdi. Onun için bu iş gayri Müslimlere kaldı. Gayri Müslimler arasında da, gemicilik becerilerinden ötürü olsa gerek, en çok Rumlar öne çıktı ve ticaretten zengin olmuş bir “Fener Beyleri” sınıfı ortaya çıktı. “Peşkeş” olayından dolayı Patrikhane ileri derecede bu Fener Beylerine bağımlıydı demiştik. Siyasi merkez artık Patrikhane olduğundan, Fener Beyleri de siyasi iktidar odağı olarak gözlerini Patrikliğe çevirmişlerdi. Onun için Fener Beylerinin konakları hep Patrikhane yakınındaydı (bu konaklar hep surların dışındadır; Bizans zamanında da Haliç surlarının dışında bir sahil şeridi vardı).
Fener Beyleri bir tarihten sonra Osmanlı devletine “Dragoman” olarak da hizmet vermeye başlayacaklardır. Yani, tercüman. Tercüman deyip geçmeyin; bu kişi dışişlerinin başı gibi bir şeydi.
Fener Beyleri, Müslüman yapı geleneğine uyarak konaklarını ahşaptan yaptırıyorlardı. Ama ahşap konağın içinde taştan yapılmış küçük kısımlar da olabiliyordu (bunlar örneğin “selamlık” (yani beyin konuklarını kabul ettiği yer) gibi özel işlevlere sahip oluyordu).
Nitekim, bugün Fener’de gördüğümüz bu taş yapılar, ahşap kısımlar çabucak kaybolup gittiği halde taş oldukları için bugüne kadar kalabilen bu kısımlardır.
Eskiden – sadece Fener Beylerinin konaklarında değil, bütün konaklarda – yangına karşı dayanıklı olsun diye taştan yapılmış, içinde değerli eşyaların saklandığı, bir nevi kasa gibi odalar bulunurdu. Bunlar saklama amacının yanı sıra gizli eğlence veya toplantılar için de kullanılırlardı. Bir nevi ev içinde ev gibiydiler yani.
Bu yapılara “taş oda” deniyor. Fener’de gördüğümüz taş yapıların en azından bir kısmı da işte bu “taş odalar”’dandır.
Taş Odalar, Dalan’ın buradaki temizlik harekatı sırasında az daha güme gideceklermiş. Son anda fark edilip yıkımdan kurtulmuşlar.
Taş evlerimizi de gördüysek yeterince, artık Fener sokaklarında dolaşmaya başlayabiliriz.
Ama önce Fener evlerinden birinde dinlenip karnımızı doyuralım mı?

Egemen Demircioğlu

14572180_10209146396711603_1740956424580398839_n

Yorumlar

Yorum