Topkapı Sarayı’nda Günlük Yaşam -III-

16.ve 17. yüzyıllarda Topkapı Sarayı’nda Günlük Yaşam ve Törenlerden Kesitler

Aysel Çötelioğlu

Harem

Arapça mahrem-haram-dokunulmaz anlamında “harim”’den türemiş olan harem kelimesi, Müslüman ülkelerde mahrem aile yaşantısını tanımlar. Osmanlı sarayında da hanedan ailesinin yaşadığı özel ve yasaklanmış yerdir. Koruyuculuğunu harem ağaları da denilen karaağaların yaptığı Harem, valide sultan, padişah kadınları, çocukları, kız ve erkek kardeşleri ile yüzlerce cariyenin yaşam alanıdır. Padişah ailesi 16. yüzyılın ikinci yarısında ilk kez Topkapı Sarayı Harem’ine taşınmış, bu tarihten önce Fatih’teki Eski Saray’ın Harem’inde yaşamışlardır. Harem’i meydana getiren yapılar topluluğu, tıpkı Saray’ın diğer bölümleri gibi hiyerarşik bir düzene sahipti. Bu düzenlemede ilk giriş bölümünde Karaağalar Dairesi, bundan sonra sırayla cariyeler, padişah kadınları, valide sultan ve hünkâr daireleri yer alır. Hiyerarşi yapısal özelliklerde de belirgindir. Padişah daireleri geniş, yüksek kubbeli, fenerli, aydınlık mekanlar iken valide sultan daireleri ve daha alçak ve mütevazidir. Kadın efendi daireleri daha küçüktür. Cariyelerin ise geniş koğuşları alt katlardadır. Hiyerarşik yapılaşma dışardan Harem dairesi siluetine bakıldığında açıkça görülür.

 

Başlıca görevleri Harem’in kapılarında nöbet tutmak, giriş-çıkışları kontrol etmek ve dışarıdan içeriye kimseyi sokmamak olan karaağalar, İmparatorluğun Orta Afrika kesiminden genellikle Habeş kökenli çocuklardan seçilirdi. Saray hareminde sıkı bir disiplinle yetiştirilirler ve hadım edilirlerdi. Protokoldeki yeri sadrazam ve şeyhülislamdan sonra gelen ve karaağaların başında bulunan kızlarağası (darüssaade) ağası, Harem’in en üst düzeyde sorumlusu olarak padişah ve valide sultana en yakın Saray ağalarından biriydi. Kızlarağası olarak atanan şahsa padişahın hatt-ı hümâyûnu gönderilir ve padişahın huzurunda samur kürk giydirilirdi. Bundan sonra Harem-i Hümâyûn masraflarına bakan hazinedar ağa, diğer ağalar, kalfa ve acemiler haremdeki farklı işlere göre hiyerarşik olarak görev yaparladı. Kızlarağası’nın en önemli görevlerinden biri de her yıl yapılan haç ziyaretlerinde haç kafilesinin yani Surre Alayı‘nın başında bulunmasıydı.

Karaağalar bölümünden sonra cariyelerin yaşadığı bölümlere girilir ve burası Harem’deki mahremiyetin başlangıcını oluştururdu. Küçük yaşlarda imparatorluğun gayrimüslim halkından devşirilen veya ganimet olarak Hareme alınan cariyelerin güçlü kuvvetli olanları hizmetli olarak seçilirdi. Bunlar Harem’de çamaşır, temizlik, ikram gibi işlerde çalışırdı. Her ne amaçla seçilmiş olursa olsun yeni gelen cariyelerle, kendilerinden önce haremde yaşayan ve usta, kalfa denilen eski cariyeler ilgilenir ve onları eğitirlerdi. Kahya kadın tarafından yönetilen büyük koğuşlarda kalan cariyeler belli bir süre Harem’de kaldıktan sonra isterlerse evlenebilirlerdi. Padişah evlendirdiği cariyelerin tüm evlilik giderlerini karşılar, onlara zengin çeyizler verirdi. Cariyelerin bir kısmı da eğitim verilmek üzere seçilir ve eğitimleri tamamlanan cariyeler, Enderun Mektebi’nde eğitim görerek üst düzey devlet görevlerine atanan iç oğlanlarla evlendirilirdi. Burada amaçlanan üst düzey devlet görevlilerinin eşlerinin de eğitimli ve kültürlü olmasını sağlamaktı. Haremde yaşayan cariyelerin sayısı her dönemde değişiktir. Ancak zaman zaman sayılarının 300 civarında olduğu bilinir.

Hareme giren cariyeler arasından en güzel ve en akıllı olanları seçilir ve ileride padişah eşi olmak üzere özel olarak eğitilirdi. Bunlara has odalık denirdi. Has odalıklar özel bir eğitim aldıktan sonra padişaha sunulur, padişah beğenirse onunla birlikte olurdu. Padişahla birlikte olan has odalığa “gözde” denilir, kendisine özel bir oda ve nedimeler verilirdi. Padişahtan çocuk doğuran gözdeler kadınefendiliğe yükselir, kendilerine ayrı bir daire verilir, hizmetçilerinin sayısı arttırılır ve maaşı yükseltilirdi. Kadınefendiler arasında ilk erkek çocuğu doğuran kadın veliaht annesi olarak haseki veya başkadınefendi ünvanını alırdı

Haremin üst düzey gruplarından birini de padişah kızları oluştururdu. hanım sultan denilen padişah kızları iyi bir eğitimle yetiştirilir ve genellikle sadrazam, vezir, paşa gibi üst düzey devlet adamlarıyla evlendirilirdi.

Haremde, hiyerarşinin çeşitli kademelerindeki kadınlar için farklı eğitimler verilmiştir. Ancak Harem’e girdikten sonra her biri önce Müslümanlığı kabul eder ve din eğitimi alırlar ardından teşrifat kurallarını, okuma ve yazmayı öğrenirlerdi.  Dikiş, nakış, müzik, enstrüman çalma, şarkı söyleme, raks ve hikaye anlatma gibi becerilere dayalı eğitim kendilerinden önce Harem’e girmiş olan cariyeler veya dışarıdan getirilen hocalar tarafından verilirdi. Sıradan harem sakinlerine kazandırılan başlıca becerinin nakış olduğu bilinmektedir. II. Bayezid (1481-1512) ve I. Selim (1512-1520) döneminde Enderun’da iç oğlan olan Cenevizli Menavino, yeni alınan genç kızları eğitmek üzere Eski Saray’a her sabah on nakış hocası geldiğini anlatır.

Doğum Şenlikleri/Beşik Alayları

Harem yaşamının en önemli törenlerinden biri padişahın kız veya erkek çocuklarının doğumu sırasında yapılırdı.  Veladet-i hümâyûn denilen bir dizi tören ve şenliklerle kutlanan doğum, Harem’de ilk önce darüssaâde ağasına duyurulurdu. İsmail Hakkı Uzunçarşılı teşrifat defterlerine göre, 17. yüzyıldan itibaren şehzadelerin ve sultan denilen padişah kızlarının doğumlarının ilk önce bir hatt-ı hümâyûnla sadrazama bildirildiğini, doğan çocuk erkek ise sadrazama gönderilen hatt-ı hümâyûnun darüssaâde ağası, kız ise yüksek rütbeli bir saray ağası tarafından iletildiğini belirtir. Doğumun bildirilmesi üzerine sadrazam, şeyhülislam, vezirler ve diğer üst düzey devlet erkânı saraya giderek padişaha tebriklerini bildirirler ve tebrik sonrası kendilerine kürk ve hil’at giydirilerek onurlandırılırlardı.

 

Şehzade veya sultanın doğumu top atışlarıyla İstanbul halkına duyurulurdu. Atılan topların adedi ve şenlik günleri doğan çocuğun kız veya erkek oluşuna, padişahın ilk ve sonraki çocukları oluşuna göre değişirdi. Top atışları sürerken dellallar İstanbul sokaklarına dağılarak padişahın bir çocuğu olduğunu halka duyururdu. Tüm şehir renkli kandillerle donatılarak şenlik ilan edilir ve bu şenlikler bazen günlerce devam ederdi. İstanbul halkı doğumu kutlarken, Haremde de eğlenceler düzenlenir, Saray ve Harem mekanları renkli kandiller, fanuslar ve fenerlerle süslenir, özellikle loğusa odası kıymetli kumaşlar, altın işlemeli örtüler, murassa eşyalarla donatılırdı. Tüm yurda ve yabancı ülkelere de fermanlar gönderilerek doğum haberi verilir, her yerde yine top atışları ve şenliklerle halka padişahın bir çocuğu olduğu bildirilirdi.

Doğum kutlamalarının en önemli olaylarından biri de 17. yüzyıldan itibaren yapıldığı bilinen iki Beşik Alay’ıdır. Bebeğin doğumundan önce biri valide sultan diğeri sadrazam tarafından iki beşik yaptırılırdı. Bebeğin doğumu üzerine, valide sultan tarafından Fatih’teki Eski Saray’a gönderilen beşik, beşik örtüsü ve üzeri değerli taşlarla işlenmiş yorgan törenle Topkapı Sarayı’na getirilirdi. Alaya katılacak olan Saray ağaları Eski Saray’da hazır bulunurlar, teşrifatçının törene başlanmasını işaret etmesi üzerine, valide sultanın baş ağası beşik, beşik örtüsü ve yorganı Eski Saray’dan çıkararak valide sultan kethüdasına teslim ederdi. Kethüda Bey beşiği valide sultanın kahvecibaşına, yorganı ikinci kahveciye, beşik örtüsünü de üçüncü kahveciye teslim ederdi. Teslim aldıkları eşyaları başlarının üzerinde taşıyan kahveciler, Eski Saray’dan harekete geçerdi. Halk, Alay’ın geçeceği yola dizilir, alayı dualarla selamlardı. Beşik Alayı, Bayezid, Divanyolu ve Ayasofya önünden geçerek Bab-ı Hümayun’dan girerdi. Beşik Alayı’na katılan ağalar, Bab’üs-selam kapısı önünde atlarından iner ve iki sıra halinde kapıdan geçerek Harem’in Arabalar Kapısı önünde durulardı. Beşik, yorgan ve beşik örtüsü bu kapı önünde valide sultanın başağasına teslim edilir, o da hepsini ayrı ayrı öptükten sonra darüssaâde ağasına teslim ederdi. Darüssaâde ağası eşyaları Harem’e götürdükten sonra geri dönerek törene katılanlara rütbelerine göre in’am ve ihsanlarda bulunurdu.

 

Doğumun altıncı gününde yapılan sadrazamın Beşik Alayı daha kalabalık ve görkemli olurdu. Sadrazamın doğumdan önce hazırlattığı beşik, yorgan ve beşik örtüsü inci, zümrüt ve elmas gibi değerli taşlarla donatılır, doğan çocuk erkekse bir de murassa sorguç yaptırırdı. Beşik Alayı’nın yapılacağı gün, sadrazam beşik, yorgan ve beşik örtüsünü Kethüda Beye teslim ederdi. Kethüda da çuhadara beşiği, ikinci çuhadara yorganı ve mehterbaşına da yorganı verirdi. Başlarının üzerine aldıkları eşyalarla Mehter takımının çaldığı marş ve ilahilerle yürüyüşe geçen alay, Divanyolu’ndan geçerek Bab-ı Hümuyun’dan girerdi. Valide Beşik Alayı’nda olduğu gibi Orta Kapı’dan geçerek Arabalar Kapısı’nda darüssaade ağasına teslim edilen beşik ve diğer eşyalar lohusa odasına götürülürdü. Valide Sultan, harem kadınları ve davetli hanımlar beşiği ayakta karşılardı. Bu sırada valide sultan beşiğe bir avuç altın atar, odada bulunanlar da aynı şekilde beşiğe altın atarlardı. Ebe dualarla bebeği beşiğe yatırır, üç kere salladıktan sonra kucağına alırdı. Bu sırada davetliler beşiği kıymetli kumaşlarla örterlerdi. Beşikteki altın ve değerli kumaşların tamamı ebe kadına ait olurdu. Üç gün süreyle misafir edilen davetliler kocalarının mevkilerine göre hediyelerini sunarken padişah da onlara hediyeler verirdi. Loğusa münasebetiyle Harem’de kına geceleri yapılır, oyunlar oynanır, müzikli eğlenceler düzenlenirdi.

 

Düğün

Şehzadelerin sünnetleri ve hanım sultanların evlikleri de Sur-ı Hümayun denilen görkemli törenlerle yapılırdı. Çoğu kez şehzadelerin sünnet şenlikleri sırasında padişah kızlarının ve kız kardeşlerinin düğünleri birlikte yapılırdı. Düğünden üç-dört ay önce bütün eyaletlere ve komşu ülkelere haber gönderilir ve hazırlıklara başlanırdı. Sünnet düğünlerinin günlerce sürenleri vardı. İstanbul’da At Meydanı, Haliç, Okmeydanı gibi yerlerde gösterilerin izleneceği çadırlar kurulurdu. Şenlikler başladıktan sonra cambaz-güreşçi-rakkas-havai fişek gösterileri yapılır, zanaatkârların ustalıklarını sergilediği esnaf alayları düzenlenir, halka ve konuklara ziyafetler verilirdi. Davetliler de padişaha ve şehzadelere hediyeler sunarlardı. Harem kadınları için gösterilerin düzenlendiği meydanlarda seyir mekanları yaptırılır, ayrıca Harem’de eğlenceler düzenlenirdi. Şehzedelerin sünnetleri Hekimbaşının maiyetindeki cerrahbaşılar tarafından yapılırdı. Cerrahbaşı, sünnet işlemi bittikten sonra kesilen deri parçasını şehzadenin annesine götürürek sünnetin hiçbir tehlike olmadan tamamlandığını bildirirdi. Tarihçi ve şair Gelibolulu Mustafa Âlî (1541-1600)’nin 1582 yılında III. Murad’ın şehzadesi Mehmed için yapılan sünnet düğününü anlattığı “Câmi’ul-Buhûr Der Mecâlis-i Sûr” adlı eserde sünnet detaylı bir şekilde yer alır. Buna göre sünnet sırasıyla şu şekilde gerçekleşmiştir; sabah erkenden şehzade için hamam hazırlanmıştır. Hamam sünnetten önce vücudun temizlenmesi ve yumuşaması içindir. Aynı zamanda gelin hamamı gibi sünnet hamamı da bir gelenektir. Padişah hamamda bulunanlara ve şehzadeye çok değerli giysiler ve hamam takımları vermiştir. Şehzade ve çevresindekiler hamamdan sonra hekimbaşı ile birlikte buradan ayrılarak sünnetin yapılacağı İbrahim Paşa Sarayı’na gitmişlerdir. Sünnetten önce ve sünnet sırasında oyuncular ve sazendeler şehzadeyi eğlendirmişler, Cerrah Mehmed Paşa sünneti bizzat gerçekleştirmiştir. Cerrahbaşı, kesilen deri parçasını, altın bir tepsi içerisinde şehzadenin annesi Safiye Sultan’a, sünnet usturasını altın bir tepsi içerisinde şehzadenin babaannesi Nurbanu Valide Sultan’a takdim etmiştir. Sultan Murad ve Valide Sultan Cerrah Mehmed Paşa’ya altın ve değerli hediyeler vermişler, o gece türlü eğlenceler düzenlenmiş, padişah altın ve gümüşü etrafa yağmur gibi yağdırmıştır.

 

Hanım Sultan denilen Padişah kızları ve kız kardeşlerinin düğünlerinde yapılan nişan, çeyiz ve gelin (arus) alayları son derece gösterişli olur ve bu sırada teşrifata titizlikle uyulurdu. Padişah alayın geçeceği yol üzerinde bir yere giderek Alay’ı seyrederdi. Nişan ve nikah genellikle aynı günde yapılırdı. Darüssaâde ağası gelinin, yüksek rütbeli bir devlet adamı da damadın vekili olurdu. Nikah, ikişer şahit ve davetlilerin önünde şeyhülislam tarafından kıyılırdı. Nikahtan sonra törene katılanlara padişah namına kürk ve hil’at giydirilir, damada eşi olan sultan tarafından gönderilen bir hil’at giydirilirdi. Sultanların düğünlerindeki görkem ve zenginlik babalarının sağ olup olmamasına ve padişahın gözde evlatlarından olmasına göre değişirdi.

 

Harem’de Sultan düğünleri sırasında yapılan en önemli eğlencelerden biri Kına gecesiydi. Devlet erkânının hanımları kına gecesine davet edilir ve onlar da geline hediyelerini sunarlardı. O gece Harem’de misafir edilen hanımlar gecenin geç saatlerine kadar eğlenirdi. Nikahtan sonra Sultanın damadın konağına gidişi törenle olurdu. Gelin Alayı denilen bu törende Sultan Osmanlı hanedanına mahsus kırmızı atlastan cibinlik içinde olarak iki çifte atlı arabayla yeni evine gönderilirdi. Bu sırada şehirde şenlikler düzenlenir, havai fişekler atılır, çeşitli eğlenceler düzenlenirdi. Aynı gün gelinin Çeyiz Alayı da yapılır, gelinin zengin çeyizi halka gösterilirdi. Gelini kapıda damat karşılar, töre gereği sultan bir süre arabadan inmemek için direnirdi. Sonra sağ koluna damat sol koluna darüssaâde ağası girerek inmesine yardım ederlerdi. Damadın konağında kadın ve erkeklere ayrı ayrı ziyafetler verilirdi.

Üst düzey Saray ve Devlet erkânının katıldığı Gelin ve Çeyiz Alaylarında nahıl denilen balmumundan süsler olurdu. Nahıllar evlilik şenliklerinin yanı sıra sünnet şenlikleri sırasında yapılan alayların da vazgeçilmez süsüydü. Padişahın güç ve zenginliğini gösterecek biçimde, değerli madenler ve taşlarla süslenenen nahıla “düğün mumu”, bir yerden başka bir yere taşınmasına da “mum alması” denirdi. Ağaç formunda ve bazen oldukça büyük boyutlarda hazırlanarak üzerine insan, hayvan, çiçek şekilleri asılır, araları parlak tellerle ve yaldızlı kağıtlarla süslenirdi. Sultan III. Murad’ın oğlu Mehmed’in (III. Mehmed) 1582 yılında yapılan sünnet şenlikleri sırasında dev nahılların geçeceği yol üzerindeki cumba ve saçaklar ile sokak köşelerindeki bazı evler yıktırılarak yol genişletilmiştir. Halkın büyük bir beğeniyle izlediği nahılları meyve bahçeleri, şeker tasvirleri, çeyiz bohçaları, para keseleri ve mücevher kutuları izlerdi.

 

Eğitim

 

Şehzadelerin eğitimine, beş-altı yaşlarına geldiklerinde Harem’de Dârüs-sa’âde Ağası dairesindeki Şehzadeler Mektebi’nde törenle başlanırdı. Bed-i besmele denilen bu törende şeyhülislam şehzadeye alfabeyi okuturdu. Şehzade de onun elini öper ve tören dualarla son bulurdu. Şehzade derse başlarken sadrazam kendisine elifba, cüz kesesi, hilâl (okuma çubuğu) hediye ederdi. Sadrazam Kur’an-ı Kerimi hatmeden şehzadeye işlemeli bir kese içerisinde tezhipli bir elifba cüzü hediye ederdi.

 

Hanım sultanlar ise okuma çağına geldiklerinde padişahın emri ile derse törenle başlarlardı. Sultanlara bazen ilk Besmeleyi padişah kendisi çektirirdi. Derse başlamadan önce sultanlar için Elifba cüzü, bir Amme cüzü, cüz kesesi, küre rahle, atlas minder, iki adet hilâl, rahle örtüsü, beş tane murassa iğne, entari ve başlık, bir şal ve bir bohçadan meydana gelen “hocalık takımı” hazırlanırdı. Bunların hepsi altın ve gümüş tellerle işlemeli, pırlanta, inci ve elmaslarla süslü olurdu. Amme cüzü ve elifbanın padişah tarafından verilmesi gelenekti. “Bed’-i besmele” denilen bu törenle, tanınmış hocalardan ders almaya başlayan Sultanların derslerine bazen padişah da katılırdı. Kendilerine Kur’ân-ı Kerîm başta olmak üzere dini bilgiler, hat, tarih ve coğrafya dersleri verilirdi.

 

Valide Alayı

Harem’in en üst düzey hanımı olan valide sultanlar, oğulları padişah olduğunda Fatih’teki Eski Saray’dan Topkapı Sarayı’na gelirlerdi. Sultan III. Murad döneminde kanun hükmüne gelerek teşrifat ve törenle yapılan bu uygulama büyük bir törenle olurdu. Valide Alayı denilen ve üst düzey Saray erkânının katıldığı bu tören, Eski Saray’da başlar, taht-ı revan veya araba ile yola çıkan valide sultan, kalabalık bir alayla Bâb-ı Hümayun’dan içeri girip II. Avlu’daki Has Fırın önünde dururdu. Burada Padişah tarafından büyük bir saygı ve temennalarla karşılanan valide sultan Bab’üs-selam kapısından II. Avlu’ya oradan da Arabalar Kapısı’ndan Harem’e girerdi. Valide Sultan Harem’e gelişinin ikinci gününde sadrazama bir hükümname ile bir samur kürk ve hançer gönderir, böylece Saray’a geldiğini resmi olarak bildirmiş olurdu. Valide sultanlar, oğullarının tahttan inmesi ve ölümü halinde tüm kadrolarıyla Eski Saray’a döner ve saltanatları biterdi.

Dini Törenler ve Kutlamalar

Dini bayramlarda, ramazanda, kandil gecelerinde ve nevruzda bayramlaşmalar, kutlamalar, tören ve şenlikler yapılırdı. Dini bayramlarda ve kandillerde padişah Harem kadınlarıyla Hünkâr Sofası’nda bayramlaşır, geç saatlere kadar süren eğlenceler düzenlenirdi. Berat Kandili’nde Surre Alayı için hazırlanan Mahfil-i Şerif Harem’e getirilir ve bütün harem halkı tarafından ziyaret edilirdi. Kalfalar, sultan ve kadınefendilerin hediye olarak verdiği sırmalı üstufelerle mahfili süslerlerdi. Ertesi gün Surre Alayı yola çıkmadan, Haremdeki kadın ve sultanlar Mekke’ye torbalar içinde para ve hediyeler gönderirler ve Alay’ın gidişini seyrederlerdi. Her yıl Ramazanın 15. günü yapılan hırka-i saâdet ziyareti de harem halkı için son derece önemliydi. III. Avlu’daki Has Oda’da açılan Hırka-i Şerif, harem kadınları tarafından hiyerarşiye uygun bir şekilde ziyaret edilirdi.

 

Eğlenceler

Harem kadınları, çoğunlukla Harem’de bazen de Harem dışında has bahçelerde veya IV. Avluda Mermer Terasta eğlenirlerdi. Harem’in dışında yapılan eğlencelere padişahın katıldığı da olurdu. Halvet denilen bu eğlenceler sırasında her yer perdelerle örtülerek kadınların dışarıdan görülmesi önlenirdi. Harem halkı böyle zamanlarda hep birlikte oyunlar oynar, müzik dinler, gösteriler izlerlerdi. Bir diğer eğlence de Saray dışındaki mesire yerlerine arabalarla yapılan gezilerdi.

Harem’de müzikli ve danslı eğlenceler çok sık düzenlenirdi. Özellikle 16. yüzyılda müzik eğitimine önem verildiği bilinmektedir. Cariyeler Harem’in meşkhâne denilen bir odasında müzik dersi alırlar, bazen de tanınmış bestekârların evine gönderilirlerdi. Harem halkının günlük yaşamlarını meddah, karagöz ve orta oyuncuların gösterileri, bekiz, kös ve sürme denilen taş oyunları, köçek ve sazende gösterileri renklendirirdi.

Aysel Çötelioğlu

 

Kaynaklar

 

ARSLAN 2008                      ARSLAN, Mehmed; Osmanlı Saray Düğünleri ve Şenlikleri

(1) Manzum Surnameler, Saraburnu Kitaplığı serisi: 1, İstanbul 2008

 

BİLGE 2011                          Tevkī’î Abdurrahman Paşa Osmanlı Devleti’nde Teşrifat ve

Törenler (Tevkī’î Abdurrahman Paşa Kânûnnâmesi), Haz.

Sadık Müfit Bilge, Kitabevi 452, İstanbul 2011

 

BOBOVİUS                          BOBOVİUS, Albertus  (Santuri Ali Ufki Bey), Topkapı

                                               Sarayı’nda Yaşam, (notlayan S. Yerasimos-A. Bertier, çev. A.

Berktay, İstanbul 2002 (Bobovius Albertus ; Memoire sur les

                                               Turcs, Harvard U., Houghton Library, MS. Fr 103).

 

ÇAĞMAN 1988                    ÇAĞMAN, Filiz ; “Mimar Sinan Döneminde Sarayın Ehl-i hiref

Teşkilatı”, Mimar Sinan Dönemi Türk Mimarlığı ve Sanatı,

İstanbul 1988, s. 73-77

 

D’OHSSON 1790                 D’OHSSON, M. ; Tableau Générale de l’Empire Othoman,

  1. IV, Paris 1790

 

FAROQHI 1998                    FAROQHI, Suraiya ; Osmanlı Kültürü ve Gündelik yaşam,

İstanbul 1998

 

GÖKYAY 1986                    GÖKYAY, Orhan Şaik; Bir Saltanat Düğünü, Topkapı Sarayı Müzesi Yıllık 1, Topkapı Sarayı Müzesini Sevenler Derneği yay. , İstanbul 1986, s. 21-55

 

İPŞİRLİ 1998                        İPŞİRLİ, Mehmet, Harem, TDV İslam Ansiklopedisi, C. 16, İstanbul 1997, s. 135-138

 

KOÇU 2004                          KOÇU, Reşat Ekrem; Topkapı Sarayı, İstanbul 2004.

 

NECİPOĞLU 2007               NECİPOĞLU, Gülru; 15. ve 16. yüzyılda Topkapı Sarayı,

Mimari, Tören ve İktidar, (Architecture, Ceremonial and Power The Topkapı Palace in the Fifteenth and Sixteenth Centuries), Yapı Kredi Yayınları 2428, İstanbul 2007

 

NUTKU 1994                                    NUTKU, Özdemir, Düğün, TDV İslam Ansiklopedisi, C. 10,

İstanbul 1994, s. 15-18

 

NUTKU 2010                                    NUTKU, Özdemir, “At Meydanı’nda Düzenlenen Şenlikler”,

Hipodrom/Atmeydanı, İstanbul’un Tarih Sahnesi, (II), Sergi Kitabı, Pera Müzesi Yayını 40, İstanbul 2010, 71-95

 

OBERLİNG-SMİTH 2001   OBERLİNG, G.-SMITH, G.M.; Osmanlı Sarayında Yemek

Kültürü, İstanbul 2001

 

ÖZCAN 1993                                    ÖZCAN, Abdülkadir; “Cülus”, İslam Ansiklopedisi, İstanbul

1993, C.8, s. 108-114

 

PEIRCE         1993                PEIRCE, Leslie P. ; Harem-i Hümâyûn Osmanlı

                                               İmparatorluğu’nda Hükümranlık ve Kadınlar, (çev. A.

Berktay), Tarih VakfıYurt yay. 31, Oxford U. 1993.

 

TAVERNİER 1984               TAVERNİER, J.B.; Topkapı Sarayında Yaşam, İstanbul 1984

 

ULUÇAY 1980                     ULUÇAY, M. Çağatay; Padişahların Kadınları Kızları,

İstanbul 1980.

 

UZUNÇARŞILI 1998          UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı; Osmanlı Devletinin Saray

Teşkilatı, Türk Tarih Kurumu yay. VIII. Dizi-Sa. 15b, Ankara

1988.

Yorumlar

Yorum