URFALIYAM EZELDEN

Beşikler vermişim Nuh’a
Salıncaklar, hamaklar
Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır
Anadoluyum ben
Tanıyor musun?

Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu’yu,
Karayılanı,
Meçhul Askeri…
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettin’i.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda…
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa’da kurşun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun? …

Dilimin ucunda Ahmet Arif’in Anadolu şiirinin dizeleri Urfa yollarındayım.
Aslında hiç hesapta yoktu Urfa seyahati ama konu ben olunca denge ortadan kalkıyor. Bayram sonrası hiç olmayan iznimi kullanarak 4 gün hem ailemi görmeye hem de Urfa gezisi yapmak için kendimi uçakta buldum.

Uçağımız çok sıcak olan Şanlıurfa havaalanına indiği gibi Asiye ismi bitti Narin olduk birden, iki isimli olmanın gazabı. Ailem (aşiret) Siverek ilçesinde yaşadığı için otobüs yolculuğuyla evime vardım, aile saadeti hasret giderme faslını geçelim .

Bu defa aile ziyaretinin yanı sıra Urfa’yı da gezelim dedik. Klasik Balıklı Göl – Mağaralar – Türbeler ziyaretleri bittikten sonra ilçelere bakılacak ama en önemlisi müzeler gezilecek. Mozaik müzesi, anlat anlat, gez gez bitmez, gezmenin zevki paha biçilemez.

Mozaik Müzesi, Türkiye’nin en büyük müzesi olan Şanlıurfa Müzesi’nin hemen yanında bulunuyor. Şanlıurfa Belediyesi’nin alt yapı çalışmaları sırasında bulunmuş. Daha sonra yapılan arkeolojik kazılarla tamamı gün yüzüne çıkarılmış. Mozaiklerin bulunduğu alan, Roma villalarını içine alacak şekilde inşa edilmiş. Halepli bahçe Mozaik Müzesi, mitolojide ismi geçen kadın savaşçı Amazonların tasvir edildiği tek mozaiğe de ev sahipliği yapılıyor. Mozaikler, Amazon kadınlarının av sahnelerini, bazı hayvanları ve kişileri tasvir ediyorlar. Savaşçı Amazon Kraliçelerinin anlatıldığı mozaikler, dünyanın ilk örneklerinden kabul ediliyor. 4 milimetre karelik ve hepsi Fırat Nehri’nin orijinal taşları kullanılarak yapılmış olan mozaikler uzmanlarca dünyanın en kıymetli mozaikleri olarak kabul ediliyor.

Müze gezimizden sonra akşam için Urfa denilince akla gelen olmazsa olmazı Sıra Gecelerine gidiyoruz. Önceden rezervasyonumuz olduğu için sıkıntı çekmiyoruz.
Urfa’nın yanık türküleri eşliğinde bol acılı çiğköfte, ayran, künefe ve gecenin en sevdiğim finalinde Mırra kahvesi.

Mırra kahvesi: Arap coğrafyasına özgü olan Mırra, birkaç kez demlenerek hazırlanan acı bir kahvedir. İsmi, Arapça ‘’acı’’ anlamına gelen ‘’mur’’dan türemiştir. Çok acı ve koyu olduğu için bardak şeklindeki fincanda tüketilir. Mırra içildikten sonra fincana para veya küçük hediye koymak gibi güzel bir gelenek var.

İkinci gün planımda Harran ve Halfeti gezileri var ama iki ilçe de çok ters tarafta ikisine de ayrı ayrı bir gün ayırmam gerekecek. Zaman yok deyip uyumaya devam diyeceğim ama Hüseyin Avni Bey bana Göbekli Tepe’ye gitme görevi veriyor. Verilen görevi üçüncü güne erteleyip Harran ilçesine revan oluyoruz.

Harran, Şanlıurfa’nın 50 kilometre kadar güneyinde bulunuyor. Dev yabani arı kovanlarını andıran evleri, İlk çağ Üniversite kalıntısı ve kısa Harran turundan sonra Urfa’ya dönüşte Halfeti’ye uğruyoruz…

Halfeti yüzyıllardır birçok medeniyete ev sahipliği yapmış. 2000 yılında Birecik Barajı’nın yapılmasıyla yarısı sular altında kalmış. Diğer yarısında ise yerleşim yerleri oluşturulan Halfeti, saklı bir cennet. Bölgede en çok ziyaret edilen yerlerin başında geliyor. Halfeti’de çok kısa kalıyoruz. Bir buçuk saat süren baraj gölü gezisinde yerel rehber şehri anlatmaya çalışıyor. Rum Kale ve Batık Minare‘yi görüp siyah gül hakkında bilgilenip göl üzerinde yemek yiyip dönüyoruz. (Batık Minare’yi görünce içimdeki dalma hastalığı nüksetti, bir dahaki sefere erken gelip dalmayı planlıyorum)

Son gün İstikamet Göbekli Tepe ama pek gezme havasında değilim. Yine de görev yerine getirilecek. Sabah erkenden uyanıp Siverek’ten mini bir dolmuşla Urfa’ya gidiyorum. Urfa’da ikamet eden kardeşimin evinde meşhur Urfa kahvaltısından sonra damatla Göbekli Tepe’ye yani Urfa’ya 15 km uzaklığa gidiyoruz. İki defa yanlış tabela yüzünden yanlış yollara saptıktan sonra Göbekli Tepe’ye varıyoruz ama ne görelim hala kapalı. Görevlinin söylediğine göre 6 ay sonra ancak açılır. Daha önce iki defa gittiğim için bu görüşümde şok oluyorum, çevresinde sosyal tesis adı altında ucubeler yapılmış. 6 ay sonra gelip göreceğim deyip kös kös eve dönüyorum.

Günün yarısında tekrar Siverek yapıp aile-yeğenler muhabbetine giriyorum.

Aslında Urfa anlatmakla bitmez, gezilir. Bu süre zarfında gidemediğim bir sürü yer, gezemediğim Bilecik ilçesi ve kelaynakları da  bir dahaki gelişe erteliyoruz.

Ertesi gün çok güzel geçen seyahatten duygular ve annemin ne bulduysa içine koyduğu valizle İstanbul uçağında buluyorum kendimi…

 

ASİYE SAKLIM

Yorumlar

Yorum