YEREBATAN’IN YENİDEN DOĞUŞU

 

 

* “ Ah Medusa ”

Bir varmış bir yokmuş

Yokluk en çok yoksulları bulmuş

Kıtlık en çok yoksulları kırmış

Battı battı iğne battı, canımı yaktı

Battı battı sandal battı, dalga aldı beni

Bilinmez kıyılara attı

Battı battı diken battı, gülü bağrımı yaktı

Ne gökte ne yerde vardı

Kendisi yerin altında masalı bize kaldı

Gücünün dermanı yoksulları sardı sarmaladı

Masalı bize kaldı masalı bize kaldı

Ne zamandan beri buradaydı bilmiyordu unutulmuştu unutmuştu. Ne onun dünyadan bir haberi vardı ne de dünyanın ondan. Gömülmüş kalmıştı yerin yedi kat dibine. Kimse korumamıştı onu. İnsanların ayak seslerini dinleyerek geçiriyordu zamanını. Bir kulağı suda  haberdardı toprağın üstünde olan bitenden. Günlere dur diyemiyordu, geceye de kal. Uyumak en güzeli idi. Çaresi insanların onu bulmasıydı. Bulup da yeryüzüne çıkarmasıydı. O zamana kadar bekleyecekti.

Bir gayret çıkalım toprağın üstüne,  uzanalım içinden deniz geçen kente. Kolay değilmiş yaşam toprağın üstünde de. Yoksulları kıtlık vurmuş, kuraklık kavurmuş, zorbalıksa iyice yıldırmış. Evler deseniz dip dibe, sıkışık, küçük. Evlerden birinde işsiz bir baba varmış. “Bu açlık, bu yokluk şu koskoca dünyada neden hep bizim kapımızda yatıyor?” demiş; dertli dertli bahçedeki kuyunun başına geçmiş. İşi de yokmuş gücü de, gücüne gidiyormuş böyle yaşamak. Bir de çocukları açlıktan ağlamaya başlamasın mı! Baba yüreği bu yufka! Şaşırmış şaşkınlaşmış iyice. Yalvarırcasına çevirmiş yüzünü gökyüzüne gökkuşağını görmüş.  Ne olmuşsa o an olmuş. Babanın içi öyle bir ezilmiş ki sormayın “Dur dur duracağıma oyuna dururum çocuklarımla” demiş. Kapmış eski oltasını, seslenmiş çocuklarına. Oltası elinde çocukları yanında, atmış oltayı kuyuya. Çocuklar “Babamız çare buldu açlığımıza ‘Oyunmuş’ adı doyacakmışız çocukluğumuzla!” demişler.  Başlarında babaları hepsi kuyunun başında tüm gözler oltadaymış. Üç çocuğun üçünün de dili pabuç kadarmış.

En küçükleri “Kuyuda kim bilir ne hazineler vardır.” demiş.

Ortanca  geri kalmamış küçükten  “Böyle bir kuyu sadece verir mi suyu? Kim bilir ne gizleri vardır bugüne dek bize hiç hayrı dokunmayan!” demiş.

En büyük atılmış “Ne demezsiniz sanki sarayın kuyusu! Hem hazinesi hem de gizi olacak, babamızda hükümdar varlık onunla birlikte bizi de bulacak.” demiş sakınmamış lafını.

Baba almış çocuklardan sözü  “Bu kuyunun bir suyu var idi, ben küçük iken elimi sokar tas tas içerdim. İçtim mi de ol gün boyu karnım acıkmaz oyun oynardım.” demiş. Küçük çocuk veryansın etmiş küçüklüğüne, hem de nasıl üzülmüş babasının zamanında doğmadığına bir tas suyla doyup oyuna durmadığına. Evdeki son patatesleri pişiren anne mutfaktan seslenmiş “Beklemişim on yıllardır aç yatmayacağım günleri de, bekleyemeyecek miyim bir gece daha! İster misiniz patatesin yanına çıksın kuyudan kocaman bir balık!” demiş kahkahasını atmış. Kahkahası çın çın ötmüş avluda. Baba elinde olta bir anlığına bile ayrılmamış kuyunun başından! Babanın bir kulağı annenin patatesler hazır sözünü beklemekteymiş. Diğer kulağı da çocuklarının açlıktan gurul gurul guruldayan karınlarını dinlemekteymiş. Olta birden kıpırdamış. İp kendi etrafında fır fır dönmeye başlamış, bir yandan da oltayı kuyunun dibine dibine çekiyormuş. Baba var gücüyle oltaya asılmış. Oltanın ucunda ne varsa, babayı da çekmesin mi kuyuya! Bu sefer de çocuklar asılmış babalarına, babaları da oltaya. Yavaş yavaş çekmişler. Hem çekmişler hem de söylenmişler. Ortanca  “Gelen hazinedir yıkılmış büyük bir krallıktan” demiş, büyük “Yok ayakkabıdır taştan demirden” demiş, ortanca cevaplamış “Olmayacağı söylemekte yok üstüne.” demiş. En küçük kalmamış geri, “Ne bakarsınız alık alık bu gelen balık, çekin oltayı çabuk. Derdimizin dermanıdır yakaladığımız. Son bir gayret, kuyudan ha çıktı ha çıkacak” demiş. Büyük ile ortanca seslenmiş küçüğe “Sanıyorsun kendini usta balıkçı. Ne gezer kuyuda balık, bizim küçük kardeş bakacak alık alık,” demeye kalmamış  oltanın ucunda bir balık görünmesin mi! Balık öyle büyük öyle büyükmüş ki zor çıkarmışlar kuyunun ağzından. Böylesi ne görülmüş ne de duyulmuş o güne kadar. Balık tüm avluyu kaplamış. Baba sevinçli mi sevinçliymiş çıkmış kapıdan seslenmiş konuya komşuya, “Gelin komşular! Koşun gelin ziyafet var bu gece! Bu geceden sonra aç yatmayacağız hiçbir gece!” demiş. Anne “Son patateslerim ne de bereketliymiş! Yanına çekti bir balık, hem de ne balık!” demiş. Tüm mahalleli toplanmış balığın başına. Hep birlikte neşe içinde oturmuşlar sofraya. O günden sonra her gün atmışlar oltalarını kuyulara. Nasiplerine düşen balığı yakalamışlar hep birlikte yemişler aynı sofrada. Her gün kuyuya olta atmadan önce şükran duygularını iletmişler balıkları bahşeden bağışlayan güce. İyilik güzellik dilemişler herkese.

Toprağın üstü böyleymiş altında olanlara gelince; masalyazar almış sözü “Bir garip masalyazarım kendimin yalancısıyım; iki gözüm önüme aksın ki işin aslını astarını yazacağım. Medusa elçi eyledi beni zeval olmaz bana” demiş, bir okuyalım hele ne demiş:

“İstanbul’da Sultanahmet Meydanı’ndaki kuyular Yerebatan sarnıcına açılırmış. Sarnıcın sütunlarından ikisinin kaidesi baş aşağı duran Gorgon Medusa’nın taş başıymış. Birisi başyukarı, diğeri yan bakarmış. Gorgon Medusa göz göze geldiği her canlıyı taşa çeviren Medusa! Ah Medusa güzeller güzeli saçları altın sarısı sırma, bunlar mı gelecekti başına. Zeus’un en kıymetli kızı Athena, öğrenince sevgilisi Poseidon’un Medusa’ya göz koyduğunu öfkeden dönmüş deliye. İnkar etmiş Poseidon önce, ama eline geçen ilk fırsatta yakalamış Medusa’yı Athena’nın tapınağında. Durumu öğrenen Athena güzeller güzeli Gorgon Medusa’yı lanetlemiş; saçlarının her bir telini yılana dönüştürmüş. Bununla da yetinmemiş ona bakanı taşa çevirecek bir güç vermiş, çirkin mi çirkin bir ifrit yapmış. Bunuda az görmüş üvey kardeşi Perseus’a Medusa’yı öldürtmüş. Perseus Medusa’nın kesik başı ile yenmiş düşmanlarını taşa dönüştürerek! Athena’nın Aeris’i Medusa’dan nasıl yaptığını anlatmaya varmıyor dilim. Onunla da kalmamış Medusa’nın taş kesilmiş başını Yerebatan sarnıcının sütunlarından ikisinin ayağına yerleştirmiş. Ah ah Medusa kara bahtlı Medusa! Oysaki güzelliğinin farkında sığınmıştı Athena’nın Tapınağına. Athena’nın sevgilisi Poseidon hem de Athena’nın tapınağında zorla sahip olmuştu ona! Ah Medusa ‘Kara bahtlı Medusa’  nasıl karşı koyabilirdi ki tanrı Poseidon’a! Ancak Athena’nın bilmediği bir şey varmış. Güzel Medusa, Poseidon’un kendisine zorla sahip olduğu gece hamile kalmış, çocukları Pegasus ve Chrsyar’mış.”  Biz dönelim masalımıza usulünce bağlayalım masalımızı altınyıldızlı gökten yeryüzüne düşene….

Zaman dertlerin dermanıdır da, gören göz, işiten kulak, yürekte merhamet, kendindeki  iyilikleri besleyen güç gerektirir. Bundan ötesi aynada yüzüne bakmaya cesaret edenlere.  Taş başı yan yatan Medusa kulağının birisi suda haberdar olmuştu toprağın üstündeki olan bitenden. Yerebatan sarnıcının üstünde yaşayan yoksul insanların kuyulardan gelen sesleri Medusa’nın can yoldaşı, umudu olmuştu. Gorgon Medusa, fedakar vefakar gücünün de farkında! Dayanamamış açlıktan karınları gurul gurul guruldayan çocuklara, açmış taştan gözlerini “Taşa çeviren gözlerim baktığı taşları da diriltir elbet” demiş. Sütunlardaki taş oyması balıkları diriltmiş birer birer salmış kuyulara, “Beni yalnız bırakmayan insanlarımı talim ettirmem açlığa, teslim etmem zorbalara” demiş.

Demiş de der demez bir gülümseme yayılmış taş yüzüne donmuş kalmış taş yüzünde; o günden bugüne gülümser Medusa hepimize. Dur durak bilmeden çoğaltmış balıkları sarnıcında. O günden sonra yeryüzünün en güzel kentinde yaşayan yoksulların asla kaybolmamış umutları. Görüp gözetmişler birbirlerini. Anlatmışlar nasıl yenilmediklerini açlığa, her şeye rağmen nasıl kaldıklarını hayatta. Yerebatan’ın Medusa’sına sarnıçtaki balıklar “Taşdık suda yüzen balık kıldın bizi, can taşımak ölümü göze almaktır. Onda da esirgemedin bizden onuru, yoksulların sofrasındaydık neşeli çocuk sesleriydi en son işittiğimiz. Suda yüzerken taş yüzüne değen suyun her damlasında şarkımızı işiteceksin” demişler aşağıdaki şarkıyı Medusa için söylemişler:

Ah Medusa, ah Medusa, ahhh Medusa

Yan bakan yürek yakan Medusa

Yan bakan yüzü gülen yüz güldüren Medusa

Şarkımız sana, şarkımız sana

Ters bakan tersinden gören Medusa

Yağmurlar beslesin seni

Seslerimiz eksilmesin kulağından

İlle de gözlerinin gücü ille de gözlerinin gücü

Terketmesin asla bizi

Ah Medusa ah Medusa

Donmuş yüreklerimizin sensin çaresi,

Donmuş yüreklerin sensin çaresi!”

Altınyıldızlı gökten üç Medusa düşmüş yeryüzüne. Üçüde içinden deniz geçen kentin yeraltı sarnıçlarına.

Türkan NOĞAY

Yorumlar

Yorum