ATA TOPRAĞIM: MANASTIR

Geçtiğimiz haftalarda önüne bir ek alarak ismini değiştirip Kuzey Makedonya yapan ve AB’ye girme yolundaki Balkanların bu güzel ülkesinin bana göre çok özel bir şehridir Manastır… Neden mi?

Cumhuriyetin ilanından sonra, 1925 yılında Manastır’dan İstanbul’a göç etmiş bir aileden geliyorum. Köklerim ta birinci jenerasyon itibariyle Manastırlı Nuh Bey’e kadar uzanıyor. Tabiri caizse, yedi göbek ata toprağımız oluyor.

Ülkenin başkenti Üsküp’ten sonra ikinci büyük şehir olup, 100 bin nüfusa sahiptir. Slav diliyle aynı anlamı taşıyan ‘Bitola’ diyorlar. Kuzey Makedonya’nın güneybatısında, Selanik’e sadece 1 saat mesafede yer alıyor. Dedelerimin göçünün ardından bu şehrin tam 93 yıl sonrasını göreceğim için doğrusu çok heyecanlıyım.

Ohrid’den hareket ederek, Resne’ye uğrayıp yola devam ediyoruz. Resne ile Manastır arası sık ormanlık alan ve yemyeşil. Balkan kelimesinin anlamı da ‘sık ormanla kaplı dağ’ demek ve işte Manastır’a giderken gördüğümüz manzara tam da bu adla örtüşüyor. Pelister dağları ile çevrili şehir, Dragor nehri kenarına kurulmuştur.

Philip Meydanı

Doğu ile Batı’yı birleştirmeyi hedefleyen dev bir imparatorluğun lideri Büyük İskender’in annesi Olympias Epir (günümüz Yunanistan’ın Çameria bölgesi) doğumlu olup, babası Makedon Kralı II.Philip M.Ö.4.yy ortalarında ‘Heraclea Lyncestis’ adıyla şehri kurmuştur. Bu nedenle, Manastır’da kralın büstünün de yer aldığı Philip Meydanı var. Evet, bu meydandan giriş yaptığımızda iki cami ile bir saat kulesi karşımıza çıkıyor. Bir bölümüne kadar Osmanlı, diğer aksamı Avusturya-Macaristan yapımı olan saat kulesinin tepesinde ise bir haç bulunuyor.

Yeni Camii ve şu anda tadilat görmekte olan İshak Çelebi camisinin yanı sıra, Heraklea ve St.Bogorodica adlarını taşıyan bir Katolik bir de Ortodoks kiliseleri var. Burada %50 Makedon, %25 Yunan ve %25 Arnavut yaşıyor. Makedonlar, onlara isim hakkını veren lider Tito’yu çok seviyor ve bunun için meydana bir büstünü yapmışlar. Tabii ki, Büyük İskender’in ünlü atı Bukefalos ile olan bir heykeli de yine bu meydanda yer alıyor.

“Manastırın ortasında var bir havuz

Canım havuz

Bu yurdun kızları hepsi de yavuz

Biz çalar oynarız”

Türküsünde bahsi geçen o havuz da camilere çok yakın bir yerde göze çarpıyor.

Şirok caddesine girdiğimizde, nedense kendimi bir anda Universal Film Stüdyolarında gibi hissettim. Her şey o kadar olduğu gibi duruyordu ki, sanki yıllara meydan okuyor gibiydi.

Cadde, bizim İstiklal caddemizin adeta minyatürü ve tıpkı onun gibi trafiğe kapalı. Mimari açıdan tamamen Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na ait olan yapılar dikkat çekiyor. Burada yürüdüğünüz sırada, kendinizi tipik bir Avrupa şehrinde hissediyorsunuz. Gerçekten de öyle… Cafe, mağaza ve restoranlarıyla cıvıl cıvıl oluşu cezbediyor. Konsolosluk binalarıyla dolu bu cadde üzerinde güneş saati ile tarihte ilk videoyu çeken Manaki kardeşlerin anıtını da gördük.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde film ve fotoğrafçılığın gelişimini sağlayan Milton ve Yanaki adlı bu kardeşler, Manastır’ın Avdella kentinde dünyaya gelmişler. Ve ilk filmleri ‘Büyükanne Despina’ olup, 1905 yılında da ‘İp Eğiren Kadınlar’ adlı filmi çekmişler.

Bir zamanlar dedelerimin yaşadığı Manastır, bugünün İstanbul’u gibi çok iyi bir konumda idi. Evet, Makedonlar ve Osmanlılar için hem ticari hem de İttihat ve Terakki’nin en aktif olduğu şehir olup, Osmanlı Ordusu’nun Balkan merkezli en önemli noktasıydı.

‘Güneşin Adı: Mustafa Kemal’

Aslında Manastır gerçekten bir ata toprağıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün babası da bu şehirde doğmuş. Ve meşhur Şirok caddesinin bitiminde ise, Manastır Askeri İdadisini görüyoruz.

Pek çok önemli ismin yetişmiş olduğu Askeri İdadi, 1846 yılında yapılmış. Atatürk, 1896-99 yılları arasında eğitim görüyor. Nitekim,15 yaşlarında idadiye yerleşen Mustafa Kemal’in de bu şehre yolu düşmüş oluyor.

Günümüzde Manastır Kültür Müzesi olarak hizmet veren bu binanın girişinde arkeolojik eserler sergilendiği gibi, kültürel değerlere de yer veriliyor. Ayrıca, Atatürk’ün şahsi eşyalarının bulunduğu özel bir oda da mevcut.  Ve tabii en önemlisi ise; Genelkurmay Başkanlığı’nca hazırlanan ‘Güneşin Adı: Mustafa Kemal’ adlı kısa filmi izlediğimde o kadar duygulandım ki, yaşadığım hissiyatı anlatmam için kelimeler adeta kifayetsiz kalıyor.

Mustafa Kemal, tam gençlik yıllarında gönlünü kaptırdığı Eleni’ye de gene Manastır’da rastlıyor.  Bulgar bir generalin kızı olan Eleni Karinte’nin yaşadığı evi gördüğümüz gibi, onun Atatürk’e yazdığı bir mektup da var. Bu mektubun Ata’ya ulaşıp ulaşmadığı tam bilinmiyor. İşte Eleni Karinte’nin yazdığı aşk mektubu;

“Çok seneler geçti, ben halen her gün içerisinde senden haber bekliyorum. Herhangi bir zamanda mektubumu alırsan, beni hatırla ve kâğıttaki gözyaşlarımı görebileceksin. Yıllar ve olaylar geçiyor, seninle ilgili çok şeyler konuşuluyor. Mektubumu okurken, başka kadını seviyorsan, mektubumu yırt ve at.

Manastırlı Eleni Karinte, bir günlük tanıdığı ve âşık olduğu adama bütün ömrünü harcamıştır. Ve benim seni sevdiğim kadar, o kadını o kadar seviyorsan, kendisine hiçbir şey söyleme, senin kadar mutlu olmasını diliyorum. Fakat balkondaki kızı hatırlıyorsan ve başkasını sevmiyorsan, seni beklediğimi ve ömrüm boyunca bekleyeceğimi bilmeni istiyorum.

Döneceğini, beni unutmayacağını biliyorum. Babam vefat etti. Beni senden ayırdığından tam bir yıl geçti, beni eve kapattı ve bir ay çıkmama izin vermedi. Ağladım, biliyorum ki tüm kilitleri ve hapisleri boşuna harcadı.

Beni evlendirecekleri adamı sadece bir kez gördüm ve kendisi bana onu sevebileceğimi sordu. Ben kendisine, ‘Hayır, ben sadece ilk aşkımı seviyorum’ dedim. Ve artık kendisini görmedim. Babam beni hiçbir zaman affetmedi ve ben de kendisini affetmedim. O zamanlardaki gibi artık genç ve güzel değilim…  Tüm ömür bir gün içerisinde!

Ebediyen seni seven ve seni bekleyen, senin Eleni Karinte.”

Büyük imparatorluklara ev sahipliği yapmış bu şehirden kimler gelmiş kimler geçmiş misali… Evet, köklerimin burada oluşu beni çok duygulandırdığı gibi, hala geçmişin izlerinde yürüdüğüm Manastır’dan her yönüyle derinden etkilendim.

FİLİZ SEVER

08.07.2018

 

Yorumlar

Yorum