GOTLAR SÜTUNU

Günümüzde Gülhane bahçesinin Sarayburnu istikametindeki kapısından girip sola yukarı doğru devam ettiğimizde küçük bir düzlüğün üzerinde konumlanmış bir Roma sütunuyla karşılaşırız. Bu sütun 18.5 metre yüksekliğindeki mavi damarlı Prokonnesos mermerinden müteşekkil ve korint üslubunda bir sütun başlığına sahip Gotlar sütunudur. Bu anıtın tam olarak hangi tarihte ve hangi Roma-Bizans imparatoru devrinde inşa edildiği İstanbul tarihi açısından bakıldığında halen gizemini koruyan bir bilinmezdir. Burada anıtın özellikleri ve yaşanmışlıklarından bahsederek üzerindeki sır perdesini biraz da olsa aralamaya çalışacağız.

Tarihçi Nikephoros Gregoras’a göre bu sütunun üstünde İstanbul kentinin ilk kurucusu olarak kabul edilen Kral Byzas’ın bir heykeli vardı. 6.yy. tarihçisi Lidyalı Ioannes ise sütunun üstünde Yunan savaş tanrısı Tykhe’nin bir heykelinin olduğundan bahseder. Günümüzde ise sütunun kaidesine baktığımızda zorlukla okunabilen iki kitabeye rastlarız. Bunlardan birisinde ‘’FORTUNAE REDUCI OBDEVICTOS GOTHOS’’ yazmaktadır ki, Latince anlamı ‘’Gotları yenmemizle dönen talihe’’dir. Tarihçi Urs Persclow’a göre bu yazının altında ise şimdi okunması imkansız hale gelmiş başka bir kitabe (ben de inceledim ancak göremedim, üzerinde büyük tahribat söz konusu) vardır. Sütunun ikinci kitabesinde ise ‘’IC XC NIKA’’ yazar. Burada geçen XC harfleri Hz. İsa’yı yansıtmakta olup kitabenin ve/veya anıtın imparatorlukta Hristiyanlığın yaygınlaşmaya başlamasından sonra inşa edildiğini bize kanıtlayabilecek niteliktedir. Bir başka görüşe göre ise Gotlar sütunu, Roma imparatoru Septimus Severus devrinde burada bulunan ‘Theatrum Mayas’ isimli tiyatronun spinasına aittir (Mamboury). Sütunun üzerinde durduğu bölge ise antik çağda Angelus Demetrius olarak adlandırılmıştır.

Sütun hakkında bilgi sahibi olabilmek ve hangi devirde inşa edildiğine dair fikir yürütebilmek için sütunun kaidesinde yazan Got kavimlerinin kimler olduğuna bir göz atmak faydalı olacaktır. Got kavimleri ilk olarak Baltık denizinin güneyinde yaşamaktaydılar. Ancak bir süre sonra hala tam olarak bilemediğimiz nedenlerle Karadeniz kuzeyine göç etmişlerdir. Dinyester nehri Got kavimlerini ikiye ayırmış ve nehrin batısında kalanlar Vizigotlar, doğusunda kalanlar ise Ostrogotlar olarak adlandırılmışlardır. Got kavimleri Karadeniz kıyısına geldiklerinde o bölgede yaşayan Yunan kolonileri ve Roma imparatorluğu hegemonyasındaki Bosphorus krallığından kültürel açıdan oldukça etkilendiler. Bu etkileşimler Gotlar’ın diğer berberi kavimlerinden farklı yapıda olmalarına sebep oldu. Gotlar kimi zaman Karadeniz’e açılıp sahil kasabalarını yağmalarken, kimi zaman da Tuna nehrini geçip Roma İmparatorluğu topraklarına giriyorlardı. Zamanla daha da güneylere inmeye başladılar. Çanakkale ve Boğazlar yolu ile Ege’ye nüfuz ettiler. Bu esnada İstanbul (o devirdeki ismiyle Byzantion), Chrysopolis (Üsküdar), ve Kyzikos (Erdek) gibi önemli kentleri yağmaladılar. Gotlar güneye inmeye devam edip Atina, Batı Anadolu, Rodos, Girit ve hatta Kıbrıs’ta bile yağma faaliyetlerine devam ettiler. Gotlar’ın Tuna’yı geçip karadan Roma imparatorluğu topraklarına girmeleri daha ciddi problemler oluşturdu. İmparator Gordian Romalılar’ın gururlarını ayaklar altına alma pahasına bir barbar kavim olarak adlandırdıkları Gotlar’a vergi vermek yoluyla barış sağlama çözümüne başvurdu. Bunun üzerinden çok geçmeden Gotlar tekrar Roma topraklarına saldırdılar ve bu sefer tahtta olan imparator Decius silahı eline alıp Gotlar üzerine sefere çıkmaya karar verdi. Sefer tam bir hezimetle sonuçlandı, Roma ordusu bu barbar kavimleri karşısında dağılmış ve imparator savaş meydanında öldürülmüştü.
Decius’un ölümüyle tahta geçen imparator II.Cladius M.S.269 yılında Niş civarında Gotları yenilgiye uğrattı ve bu zafer üzerine Cladius Gothicus ünvanını aldı.

İşte bu nedenden dolayı eserimiz Gotlar sütununun, imparator Cladius devrinde ve onun bu zaferi adına inşa edildiği öne sürülmüştür. İstanbul’un da içinde bulunduğu coğrafyanın o devirde Roma hakimiyetinde olmasına rağmen imparator Cladius’un İstanbul’a hiç uğramadığı bilinmektedir. Kentin Gotlar tarafından yağmalanması ve sonucunda kazanılan zafere adanmış olması ihtimali düşündüğümüzde ise böyle bir sütunun diğer yağmalanmış kentlerde neden hiç izinin bile olmadığı sorusuyla da baş başa kalırız. Nitekim sütunun üzerinde bulunan kitabenin bir takım Hristiyanlık sembolleri taşıdığı düşünüldüğünde özellikle o devirde İstanbul’a hakim Roma imparatorluğunun yönetim tabakasının Hristiyan düşmanlığı nedeniyle sütunun II. Cladius Gothicus devrine ait olması pek muhtemel gözükmez.

Roma İmparatorluğu takip eden dönemlerde Got kavimleriyle sorunlar yaşamaya devam eder. M.S.328 ve M.S.332 yılarındaki savaşlar da Gotlar’a karşı başarı kazanan Constantinus’a tıpkı II.Cladius’da olduğu gibi Gothicus ünvanı verilir. Gotlar sütununun kitabesindeki harfler dikkatlice incelendiğinde ise bunların Constantinus devri yazı karakterlerine benzerliği görülmektedir. Bu devirde Hristiyanlığın da yavaş yavaş imparatorluğa nüfuz etmeye başladığını biliyoruz. Bu ise bize sütunun aynı devirde inşa edilmiş olabileceğini düşündürmektedir.

İmparator Maximianus, Constantinus ve Julianus dönemlerin de ordu da Gotlar ciddi anlamda görevler almışlardır ve savaşlarda ırkdaşlarına karşı Roma-Bizans saflarında savaşmışlardır. Constantinus’un Licinus ile yaptığı harpler de (Roma imparatorluğu içindeki taht kavgaları sebepli) ordusunda çok sayıda Got bulunmaktaydı. IV. y.y.’da Hristiyanlığın Gotlar arasında yayılmaya başlamasıyla imparatorluk ile Gotlar arasında iyi ilişkiler doğmuştur. Ancak güzel günler uzun sürmez. Avrupa Hunlarının batıya doğru ilerleyerek başlattıkları kavimler göçü ile birlikte önlerine kattıkları Gotlar da Roma-Bizans topraklarına ilerlerler. Tarih kitapların da Hunların Got kavimlerini kadın, çocuk gözetmeksizin Tuna kıyısında kıstırıp zulüm yaptıklarını ve Gotların Roma-Bizans askerlerine canlarını kurtarmak ümidiyle nehrin karşı kıyısına geçmelerine izin vermeleri için yalvardıklarını yazarlar (Vasiliev). Trakya ve Moesia civarındaki topraklarda iskan edilen Got kavimleri ziraat ve askerlik ile uğraşmaya başlayarak imparatorluk ile bir başka iyi ilişkiler devri kurulmuştur. Ancak bu sefer de Roma-Bizans memur ve generallerinin Gotlar’ın iaşesi için imparatorluk kasasından aldıkları paraları ceplerine indirmeleri üzerine huzursuzluk çıkar. Gotlar bu sebeple imparatorluğa isyana kalkışırlar. Bu sırada İran civarında seferde olan imparator Valens aceleyle İstanbul’a gelip Gotlar üzerine sefere çıkar. Günümüzdeki Edirne ili civarlarında yapılan savaşta Roma-Bizans ordularını yenilgiye uğratan Gotlar bununla da kalmayarak imparator Valens’i savaş meydanın da öldürürler.M.S.378

Valens’in ardından imparatorluğun başına geçen Theodosios Got kavimleri üzerine sefere çıkar ve Valens’in yapmadığını yaparak onları yenilgiye uğratır. İşte bu zafer, eserimiz Gotlar sütununun inşa edilmesine sebep olmuş olabilir. Ordularının yenilgiye uğrayıp imparatorlarını kaybeden Romalıların kazandıkları zafer üzerine anıt dikip üzerine de ‘’Gotları yenmemizle dönen talihe’’ yazdırmaları diğer ihtimallere nazaran sütunun inşasında biraz daha ihtimal dahilinde görülüyor. Özellikle buna ek olarak Büyük Theodosios’a atfedilen ‘Büyük’ isminin Hristiyanlığın yayılmasındaki çabalarına istinaden atfedildiğini de katabiliriz. Büyük Theodosios’un diğer imparatorlara olan bu farklılığı sütundaki Hristiyanlık sembollerinde de karşımıza çıkmış olabilir.
VI. yy.’a geldiğimizde imparatorluğun Gotlar ile olan sorunlarının devam etmekte olduğunu görürüz. Devrin imparatoru Justinianos’un yayınladığı bildirgelerinde kendisini ‘’Alamanların, Gotların, Frenklerin, Vandalların ve Afrikalıların Sezarı Flavius Justinianos’’ olarak tanıtmıştır. Ayrıca ‘’Bizlere ait olan İtalya’yı zor kullanarak gasp eden Gotlar onu tekrar bize vermeyi reddetti’’ sözünün de sahibi yine Jusitinianos’tur. Tahmin edileceği gibi savaş çıkması an meselesidir, nitekim Roma-Bizans ordularını Gotlar ile bir kez daha savaş alanında görürüz.

Justinianos’un hayalinde eski Roma İmparatorluğunu tekrar tesis etmek, onu Hristiyan inancıyla baştan aşağı donatmak ve topraklarını olabildiğince genişletmek vardı. Justinianos M.S.535 yılından 554 yılına kadar Gotlar ile mücadele etmiştir. Justinianos’un ünlü generali Belisarios Ostrogotlara karşı yapılan bir seferde onları ağır bir yenilgiye uğratır ve krallarını savaş meydanından alıp İstanbul’a getirir. Bu kazanılan zafer neticesinde Justinianos’a tıpkı eski imparatorlar II.Cladius ve Büyük Constantinus gibi ona da ‘’Gothicus’’ ünvanı verilir.

Tahta geçen yeni Got kralı Totilla ise Roma-Bizans saflarında işlerin biraz ters gitmesine neden olacaktır. Totilla Roma-Bizans toprakları üzerinde hakimiyet iddiasında bulunmaya ve taşkınlıklar yapmaya başlar. Ancak imparatorluğun buna cevabı gecikmez. Doğu sınırlarındaki askeri harekatlar da bulunan Belisarios ortaya çıkan ve tehlike açısından çok daha fazla önem arz eden bu duruma karşı imparator tarafından batıya çağırılır. Totilla liderliğindeki Got kuvvetleri ile Belisarios liderliğindeki Roma-Bizans kuvvetleri İtalya’da çarpışırlar. Totilla’nın orduları bu savaşta başarı gösterirler. İstanbul’a gelen yenilgi haberlerinin ardından başka yetenekli bir Roma-Bizans komutanı ve aynı zamanda da hadım olan Narses Gotlar ile savaşmak üzere Justinianos tarafından görevlendirilir. Umbria civarında Totilla ile Narses komutasındaki orduların çarpışmasından Narses zaferle ayrılır. Harp sonrası Totilla’nın kanlı elbiseleri ve tacı imparator Justinianos’a gönderilir.

Görüldüğü gibi yine Gotlar’a karşı kazanılmış bir zafer söz konusudur ve Gotlar sütunun sahipleri arasına bu sefer imparator Justinianos’da katılmıştır. Bu konu da ne kadar fikir yürütebilirsek yürütelim elimizde yazılı eserlerin dışında bir kaynak bulamamanın derin sancısını çekmekteyiz. Gotlar sütunu gibi daha nice eser arkeolojik kazılar yapılmadan maalesef tam olarak aydınlanamayacaktır. Günümüzde sütunun yanına gittiğinizde sizleri derin bir sükut ve mağrurluk içerisinde karşılayacak bu abidevi esere yazılanları okuduktan sonra umarım biraz daha farklı gözlerle bakacaksınızdır…

 

Ercüment Sarıkaya

 

 

 

Kaynaklar

 

– İstanbul Bir kent tarihi-Doğan KUBAN

– İstanbul’un tarihsel topografyası – Wolfgang Muller Wiener

– İstanbul’un mimari sanatı-Cornelius GURLITT

– Bizans tarihi-Alexander A. VASILIEV

– 18.asırda İstanbul- P. Ğ. İNCİYAN

– Bizans tarihi-T. E. GREGORY

– Konstantinopolis- Alexander Van MILLINGEN

– Topkapı sarayı ve çevresinin Bizans devri arkeolojisi- Hülya TEZCAN

– Bizans-John Julius NORWICH

– Roma: Kartalların imparatorluğu – Neil FAULKNER

– Roma imparatorluk tarihi – Oktay AKŞİT

 

Yorumlar

Yorum

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir