Hoşgelmişseniz

Başım gözüm üstüne. Hoşgelmişseniz!

Hiç unutmam, 1989’da rehberlik kokartımı aldığımda ilk turumu Doğu Anadolu’ya yapmıştım, Türkiye’ye daha önce 7 kez gelmiş olan Japon turistlerimle. Bir kere doğuya gelip de alışmamak, oralara aşık olmamak mümkün mü? O zamandan beri Doğu turu çıktığında hep gözüm ışıldar.

Nisan-Mayıs-Haziran ortalarına kadar yaptığım turları sanki hep kendim için yaptım. O zamanlar kışını henüz keşfetmemiştim buraların. Ama bir de kışının tadına varınca…

 

2 bin metreye çıktığınızda oksijeni içinize çekip, çiçekli kırlara atarsınız kendinizi. Japon turistlerim, benim kadar olmasa da, onlar da bırakırlardı kendilerini. Her kilometrede kaptanımıza burası daha güzelmiş deyip durdururdum otobüsü. Doğubayazıt’ta Nuh’un Gemisi siluetini gözlediğimiz terasın etrafındaki İrisler, karşımızda 5165 metre yüksekliğinde  heybetli Ağrı Dağı (bir de küçüğü var 3900 metre). Ressam olasınız gelir.

Ondan sonra ver elini Kars. Ağrı’yı aşarsınız ve karşınızda Aras ile Arpaçay birleşip Hazar Denizi’ne doğru yol alırken, siz Kars platosuna girmişinizdir bile. Ermenistan sınırını takiben Doğu Anadolu’nun en geniş platosudur burası. Çok az ormanı vardır ama özeldir. Sarıçamlar (Pinus Sylvestris) 30-50 metreye kadar yükselen sarı gövdeleri ile gökyüzünü yakalamaya çalışırlar. Kars platosu önemli bir ekolojik sisteme de ev sahipliği yapar. 1250’ye yakın tohum ve bitki doğal olarak yetişir buralarda. Bu bitkilerden 100 tanesi dünyada başka hiç bir yerde yetişmeyen nadir türlerdendir. Kars adını taşıyan Nanei Karsensiz (Yarpuz), Festuka Karsiana, Allium Karsianum ve Lathyrus Karsianus gibi.

Siz hiç Ani’de kengerin morunu gördünüz mü? O mor sizi Bizans kraliçelerinin mozaiklerine ve hatta Lübnan bataklık kabuklularına götürür. Hemen kengerin yanında kıpkırmızı gelincikler gözünüzü kamaştırır. Ani’deki ipek tezgahlarının sesini duyar gibi olursunuz. Eskiden İpekyolu kervanların geçtiği buğulu, büyülü Ani şehrini gezerken bir taraftan katedral ve kiliselerden gelen dualar diğer taraftan ateşgededen gelen Zerdüşt duaları, zamanı aşıp kulaklarınıza kadar gelir.

Kış gelir beyaza bürünür her taraf, yağan kar taneleri olduğu gibi donar ve sabah kalkıp ağaçları gördüğünüzde yeniden çocuk olursunuz. Beyaz şeker olmuş ağaçları yiyesiniz gelir. Tarih yaz kış tanımaz, durur oracıkta bekler sizi. Enerji yayar etrafa.

Çıldır gölü, bölgenin en büyüğü. Sarı balık yemek istiyorsanız ki kalkan balığı ile yarışır, gölün 50 cm donmasını beklersiniz. Kızakla kayarken çocuklar gibi şen olursunuz. Çıldır’da giysilerini çıkarmış soğuğa meydan okuyanlar mı görmezsiniz, hangisini anlatayım ki size…

Kars sokaklarında yürürken St. Petersburg’u andıran geniş caddeleri ve bazalt taşından yapılmış Baltık mimarisi eski Rus evlerini görünce keşke Toki’ye yenik düşmeseymiş bu şehir diyor ve acı-acı gülümsersiniz. O da yetmezmiş gibi 1970’li yıllarında yok edilmiş kiliseler yerine yapılan, ne idüğü belirsiz binalarla hüzne kapılırsınız. Neyse ki hala ayakta duran, Ruslar zamanında kalma (1878-1917) 101 tescilli bina hala gülümsemektedir size. İyi ki de Ruslar da geçmiş buradan dersiniz.

Unutturulmaya çalışılan Ermeni tarihi de direnir bize buralarda. Malakanı, Almanı, Estonyalısı, Terekemesi, Azerisi, Osetyalısı ile Kars sevdirir kendini ziyaretçilerine. Çok da mutlu yaşayabilirim ben burada ya dedirtir her seferinde bana!

Arabalar insana öncelik verir ve yaya gördü mü hemen durur, yoldan karşıya rahat geçersiniz. Göz tacizi yoktur, kadına hürmet ve saygı en üsttedir. Kayak yapabilir, türkülerin en iyisini kış gecelerinde kar yağarken dinleyebilirsiniz. Gelen misafirlerinize yaşadıklarınızın aynısını yaşatırsınız. Onların gülen yüzünü gördükçe iyi ki gelmişim dersiniz.

Sıcak ısırgan eveliki, ayran aşı, bir kaç çeşit hıngeli, kaz suyunda pişmiş bulgur pilavı, şirin pilavı, bin bir bir çeşit otlu gavul gonak tatlısı size İpek Yolu üzerinde olduğunuzu hatırlatır. Ahhh keşke daha iyi anlatabilsem buraları, en iyisi kendi gözerinizle görmek…

 

Pembe Özdemir

 

 

Yorumlar

Yorum