SULTAN ABDULAZİZ DEVRİNDE RÖVANŞİST MİMARİ

*Bahargül Ataş             

Rövanş (revanche) kelimesi Fransızcadır. “1. intikam, 2. sporda bir yenilgi üzerine yapılan ikinci karşılaşma” sözcüğünden türemiştir. Fransızca sözcük aynı zamanda, Geç Latince dilinde  ‘revindicare’ intikam” fiilinden türetilmiştir. İngilizce’de  ise, ‘revanchist’ olarak kullanılan kelime ‘intikamcı’ olarak çevrilir. Türkiye’de 18. Yy’da siyasi olarak boy gösteren Rövanşizm kelimesi, Cumhuriyet ve İnkılap dönemlerinde ise; Batı dünyasına karşı galibiyetlerin tümü anlamında dile gelmiştir.Siyaset, dil, hukuk, mimari alanlarının tümünde eski iktidara ve Batı iktidarına karşı yapılan yenilik çabalarında mağlup olmamak; gelişmek, ilerlemek anlamlarında geniş bir anlam kazanmıştır.

Sultan Abdulaziz, dönemi içerisinde belki de sarsıntılı ölüm gecesi, giz perdesi ve şüpheli intiharı ile ele anılır. Sergilere olan ilgisi, güzel sanatlara olan aşırı bağlılığı,  döneminde “israfçı hükümdar” olarak algılanmasına yol açmıştır. Bir Avrupa sergisinde, Sultan’a eşlik eden Hariciye Nazırı Keçecizade Fuat Paşa Abdulaziz’in ilgisizliğini ve durgunluğunu, Padişah hiç bir şeye karşı, hayretini, hatta aşırı alakasını göstermedi. Aslında ruhunda ve kafasında derin izler bıraktığında şüphe duyulmayan hadise ve eserlere karşı bile kayıtsız ve doğal yaklaştı. Hünkâr, şahsına ve sülalesine has o gurur ve istiğna ile sakin, vakur ve ciddi idi. Sultan Abdülaziz’in bu tutumu, ev sahibi III. Napoleon’u da şaşırtmıştı.” sözleri ile ifade etmişti.Belki de batıya karşı adımları hep bir ince hesabın örneğiydi. Batı dünyasına, özellikle sanata olan yoğun  ilgisi, hem Batının bir adım önünde olma isteğini hem de kendi ülkesinde

eski iktidarın[1] sanat üslubuna karşı, sanat ve toplum bağını genişletmek istemesi Abdulaziz’in Rövanşist bir hükümdar olması adına yeterli nedenlerdir. Buradaki Rövanşizmin derinliği, siyasetten çok sanata atfedilirse, kelime manasının bağlam özellikleri anlaşılır nitelikte olacaktır.

[1] A. Uzay Peker, Akp Döneminde Rövanşist Mimari, Mimarlık Dergisi, Kasım-Aralık, S.386,2015,s.1-2.

1.Sultan Abdulaziz’in Hayatı – Kişiliği ve Dönemi

  1. Mahmud ile Pertevniyal Valide Sultan’ın oğlu olan 32. Osmanlı padişahı Abdulaziz (1830-1876),
  2. Akşehirli Hasan Fehmi Efendi’den Arapça, din bilgisi ve edebiyat, bestekâr Yusuf Paşa’dan müzik dersleri almıştır. Spor ve resim ile ilgilenmiştir.[1] Sultan Abdulaziz fetihler için Batı’ya yönelen Osmanlı sultanlarından uzun yıllar sonra ilk kez Avrupa hanedanlarının davetlisi olarak Avrupa’ya giden ilk Osmanlı padişahıdır. 1867 yılında yaptığı Avrupa seyahati dönem basınının heyecanla takip ettiği bir olay olmuştur. Akşehirli Hasan Fehmi Efendi’den Arapça, Arap edebiyatı ve şer‘i ilimler konusunda ders alırken; Qués ve Schranz’dan da resim dersleri almıştır. Koleksiyon oluşturmak için tablo satın alan, resim ve müziğe karşı ilgi ve yeteneği ile tanınan Sultan Abdulaziz, atlı bir heykelini de yaptırmıştır. İlk Türk fuarı Sergi-i Umumi-i Osmani’nin Sultanahmet Meydanı’nda 1863 yılında açılması, 1864 yılında genel nüfus sayımının yapılması, Tersane ve Tophane’nin modernleşmesi, Feshane’nin genişletilmesi, İstanbul’u Avrupa’ya bağlayan demiryolu, bütün vilayetleri kapsayan telgraf şebekesinin oluşturulması, atlı tramvay, donanmanın güçlendirilmesi, Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi), Darülfünun, Darülmuallimat, Sanayi Mektebleri ve Tıbbiye gibi yeni eğitim kurumlarının açılması gibi yenilikler bu dönemde yapılmıştır.[2] 30 Mayıs 1876 tarihinde tahttan indirilen Sultan Abdülaziz’in yerine yeğeni V. Murad padişah olmuştur. Topkapı Sarayı ve ardından Çırağan Sarayı Fer‘iye Dairesi’ne kapatılan Sultan Abdülaziz’in bileklerini keserek intihar ettiği rivayet edilir.[3] Divanyolu’ndaki babası Sultan II. Mahmud’un türbesine gömülmüştür.[4] Erkek çocukları ve kız çocuklarının ismi ise: Selim Mehmed, Mahmud Celaleddin, Mehmed Şevket, Seyfeddin, Şehzade Yusuf İzzeddin, Salahaddin, Abdülmecid. Saliha Sultan, Emine Sultan, Nazime Sultan,  Emine Sultan, Fatma Sultan, Münire Sultan’dır.

[1]Vildan Çetindaş, “Türk Heykel Sanatı’nın Gelişim Aşamasında Abdulaziz Devri Heykelleri”. Arkeosanat Dergisi, 2000,  s.56-100.

[2] Zeki, Çelik, 19. Yüzyılda Osmanlı Başkenti- Değişen İstanbul, İstanbul, 1996, s.78.

         [3] Araştırmacıların görüşleri Abdulaziz’in ölümü ve yaşamı için tek bir görüşten ziyadedir. Bazıları için intihar etmiş, israfçı, batı düşkünü; bazıları için de süikaste uğramış, yenilikçi – muhafazakar ve iktidarın hiç anlamadığı bir sultandır. Bu resim, Dr. Ramazan Balcı’nın röportajında bahsetmiş olduğu üzücü bir resimdir.Saray erkanından vasıfsız eleman olarak  adlandırılan bendeganların, Abdulaziz’in iktidarca zayıf düşürüldüğü dönemde çakilmiştir.Abdulaziz’in yüzünde mahçubiyet ve acizlik vardır (bkz:Ramazan Balcı, Beyaz Altının Ölümü Sultan Abdülaziz, İstanbul, 2007.)

Bir diğer görüş ise: Sn. Prof.Dr. Erdal Eser’e aittir.Eser, tiyatrosever padişahın piyeslerine ait bir sahne olabileceğini belirtmektedir.

[4] Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi C.VII. Ankara:T.T.K, 2011, s.90.

1.1.Sultan Abdulaziz Devri’nde  Mimari ve Rövanşizm

15 yıllık saltanatı iç ve dış politikalar, ekonomik buhranlar, toplumsal eylemler bakımından yoğun olaylar ve gelişmelerle geçmiştir. “Sultan Aziz Devri” denen bu kısa dönem Batı’ya açılışın getirdiği lüks ve sefahat, Padişahın Mısır’a ve Avrupa’ya yaptığı gezilerin yankıları, “Aziziye” denilen giyim kuşam ağırlıklı bir modanın doğması, basının günlük yaşama girmesi sonucu halkta yeni düşüncelerin ve özgürlük isteklerinin yaygınlaşması; askeri, endüstriyel ve ekonomik açıdan Avrupa’ya bağımlılığın artması, ayrılıkçı ayaklanmaların yoğunlaşmasıyla dikkat çekmiş, yanlış anlaşılmış ve 600 yıllık Osmanlı tarihinin önemli bir dönemini oluşturmuştur.[1] Sultan, eğitim, askeri, sanat,mimari gibi alanlarda önemli yenilikler yapmıştır.

Sultan Abdulaziz’in saltanatı (1861 -1876) Osmanlı Yenileşme döneminin önemli bir evresidir. Abdulaziz, aynı zamanda Avrupa hükümdarları tarafından ziyaret edilen ilk Osmanlı padişahıdır. 1863’te Mısır’a, 1867’de Paris, Londra ve Viyana’ya gitmiştir. Avrupa ülkelerine yaptığı bu ziyaretlerden çok etkilenen Abdulaziz, imparatorluk bünyesindeki reformların kapsamını genişletmiş, kültürel etkinlikleri artırmıştır (Resim No :3). Tiyatro, opera gibi gösteriler çoğalmıştır. Artık Osmanlı başkentinde uluslararası fuarlar ve sergiler bile düzenlenmektedir.[2]     Bu dönemde kent düzeyinde yapı etkinliği yoğunlaşmıştır. Yeni oluşturulan resmi kurumlar için çeşitli fonksiyonlara yönelik yapılar yaptırılmıştır. Harbiye, Bahriye, Adliye, Posta Telgraf nezaretleri oluşturulmuş daha da önemlisi en büyük yargı mercii olarak, Divan-ı Ahkam-ı Adliye kurulmuştur. İstanbul-Edirne demiryolu, Karaköy-Beyoğlu tüneli de bu dönemin etkinlikleridir. Ayrıca Tersane ve Tophane yenilenmiş, ilk Sanayi Mektebi, (1867) Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye (1868), Galatasaray Sultanisi (1868), Darüşşafaka (1873) açılmıştır.[3]

Sultan Abdulaziz, sanat ve mimaride milli bir kimlik unsuru inşa anlayışının  yanısıra, gezip gördüğü Avrupa ve Asya bölgelerinin kültürel üsluplarını Anadolu mimarisinde yoğuran bir anlayış devri başlatmış ve Oryantalist mimari akımında yenilikçi olmuştur.Balyan Ailesi[4] mimarlığında ise, dişe dokunur yeni bir sanat dizisi oluşmuş ve Abdulaziz, dönemine damga vurarak, rövanşı elinde tutmayı kuvvetle muhtemel başarmıştır.

Abdulaziz, kendi devrinde hem yeni bir mimari üslup inşa ettirmiş hem de eski iktidarın mimarisini kendi döneminin mimari anlayışı ile yeniden faaliyete geçirmiştir. Rövanşizmin esintilerinin devreye girdiği eski – yenilenen mimari sırasıyla şöyledir:

1-Kasımpaşa Güzelce Camii (1533), 2-Sadabad, Aziziye, Kağıthane Camii (1722-1862/3).

Sultanın devrinde yaptırdığı yeni eserleri ise şöyle belirtelim :

      1.Harbiye Binası (1862), 2.Aksaray Valide Camii (1869-1871), 3.Maçka Aziziye Camii (1874-75 arası), 4.Konya Aziziye Camii (1867),  5. Ordu Aziziye (Yalı) Camii (1889),  6.Dobruca Aziziye Camii (1861-76), 7. Çırağan Sarayı (1864-1871), 8.Beylerbeyi Sarayı (1851-1864), 9Akaret Evleri (1874),  10. Maçka Silahhanesi (1873-1875).

[1] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi. Ankara:T.T.K, 1978, s.105.

[2] Günsel Renda, Erol Talat, Adnan Turani, Kasım, Özsezgin, “A History of Turkish Painting London”,  Settle Of Art. London, 1998, s.67.

[3] Günsel Renda; https:www.tarihtarih.com.(erş.trh:2017.11).

[4]Balyanlar, (Agop, Nikağas, Garabet, Sarkis), Ermeni bir mimar ailedir ve Abdulaziz devrinde saray mimarlığı yapmak adına sarayda misafir edilmişlerdir.(Bkz:Pars Tuğlacı, ‘’Osmanlı Mimarisinde Balyan Ailesinin Rolü’’.  Arke Dergisi . S.2. İstanbul, 1993,s.12.).

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Klasik Osmanlı kentlerinin prestij yapıları, padişahların inşa ettirdiği selâtin camileriydi. Başta İstanbul olmak üzere kentlerin siluetini belirleyen bu abidevi yapıların yerini, 19. yüzyılın devasa kışlaları, adalet sarayları, tren garları ve hükümet binaları almaya başladı. Değişen ihtiyaçlar ve siyasi-idari öncelikler, yeni mimari ölçekler ve dünyevi mekânlar yarattı. Tanzimat’la birlikte ülke yönetiminde önemi artan bürokratik elit, ilmiye sınıfını geriye iterek farklı temaslara yelken açtı.[1]

Abdulaziz, kuşkusuz sasyanyonel bir devir yaşadı ve yaşattı. Avrupa’ya çıkışı, seyehatleri, sanat zevkleri, hakkında söylenen sözler, saray yaşamı vb. gibi tüm durumlar ; özellikle de dış görünüşü bu eserlerin ortaya çıkışında söz sahibi oldu mu sorusu çalışmamızın sonunda iyice etkili olmuştur.  Özellikle İstanbul dışında da «Aziziye» isimlerini bir mühür gibi kullanmış, İstanbul’da  Konya’da, Ordu’da, Romanya’da, «Aziziye Camii» ekolünü yaratmıştır .Seçilen bölgelerin stratejik önem taşıması da tezimizi savunmamıza kaynaklık etmektedir. Her bölgede adından söz ettirmek, adını geleceğe taşımak istemiş olması kuvvetle muhtemeldir. İstanbul’da hala bazı bölgelerin ve yapıların «Aziziye» olarak anılması; buna ek olarak da Abdulaziz sonrası hükümdarların da isimleriyle eserleri inşa edip, bu bölgelerde anılmaları akıllara Abdulaziz’in haleflerini de etkilediği (belki de etkilendiği) şüphesini getirmekte. Mecidiye, Hamidiye, Reşadiye vb.gibi isimlerin, bölgelere ve eserlere verilmesi ve aynı isimle anılması bu savımızı ileriye taşıyacağımıza kaynaklık eder.

Abdulaziz devri mimarisi, gerek Hint Sanatı gerek de oryantalist üslupları hatırlatır nitelikte bir nizam sürmüş ve eklektik bir üslup olarak var olmuştur. Gotik bir üsluptan, Hint üslubuna kadar olan bu atıf, Oktay Aslanapa tarafından ‘’Melez Üslup” olarak nitelendirilir.[2]    Abdulaziz’in[3] hayata, sanata ve zerafete düşkünlüğünün birer yansıması olan bu eserler, onun dış görünüşünün içsel bir farklılıkla yansımasının etkileri olarak bir emperyal veya rövanşizst görüşün dışavurumu oldu belkide…

KAYNAKÇA

ASLANAPA, Oktay, Osmanlı Devri Mimarisi. İstanbul: İnkılap Yayınları, 1986.

 

ÇELİK, Zeki, 19. Yüzyılda Osmanlı Başkenti- Değişen İstanbul, İstanbul, 1996.

ÇETİNDAŞ, Vildan , “Türk Heykel Sanatı’nın Gelişim Aşamasında Abdulaziz Devri Heykelleri”. Arkeosanat Dergisi, 2000.

GOODWİN .G., A History Of Ottoman Architecture. London, 1971.

Karal, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi C.VII. Ankara:T.T.K, 2011.

PEKER, A.Uzay, Akp Döneminde Rövanşist Mimari, Mimarlık Dergisi, Kasım-Aralık, S.386, 2015.

RENDA, Günsel;Erol, Talat; Turani, Adnan;Özsezgin, Kasım,  “A History of Turkish Painting London”,  Settle Of Art. London, 1998.

UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi. Ankara:T.T.K, 1978.

RENDA, Günsel; https:www.tarihtarih.com.(erş.trh:2017.11).

 

http://www.millisaraylar.gov.tr/portalmain/Palaces.:(erş.trh:2017.12).

[1] (http://www.millisaraylar.gov.tr/portalmain/Palaces.:(erş.trh:2017.12).

[2]Oktay Aslanapa, Osmanlı Devri Mimarisi. İstanbul: İnkılap Yayınları, 1986, s.456.

[3] G. Goodwin, A History Of Ottoman Architecture. London, 1971, p.67.

 

 

 

Yorumlar

Yorum