+90 212 272 77 72

operation@tittravel.com

Blog Image

22

Jul

DAĞLARDAN ESİNTİLER

Koşar adım ilkbahara doğru gittiğimiz şu sıcak günlerde evimin penceresinden doğanın yavaş yavaş uyandığını gözlemliyorum. Ağaçlar hafiften tomurcuklanmaya başladılar bile, hele çimler hiç olmadığı kadar yeşillerJ. Cam önünde kahvemi yudumlarken memleketimde bahar gelmeden çıkan o sevdiğim otların kokuları burnuma geldi birden…

Her bölgenin kendine has doğal bitkileri vardır ama benim bölgemin bitkileri bile farklı geliyor nedense. Dilimin döndüğünce ya da klavyede yazabileceğim kadar bu otları anlatmak isterim…

Karacadağ bölgesinde yetişen doğal bitkilerden olan kenger, yarpuz ve rüşvat otları bahar aylarının başlangıcı olarak kabul edilir. Şubat ayı başladığında karın azalma dönemine doğru dağda bayırda özellikle dere kenarlarında yeşeren bu otların toplanması inanılmaz meşakkatli ve zordur. Köylü kadınlar daha gün doğmadan yola çıkarlar. Dağ tepe dolaşıp toplar ve Kanlı kuyu Meydanı’nda getirip satarlardı (gerçi belki de hala öyledir).

Hatta bu otlar birçok yazarımızın, şairimizin eserlerinde bile yer almıştır.

Yaşar Kemal Demirciler Çarşısı Cinayeti ve İnce Memed eserlerinde yarpuzdan bolca bahsetmiştir.

Ceyhun Atuf Kansu, yarpuzu;

“Kalkıp bir gün Binboğa’nın dağlarından

Türkçeyi bir çam ağacı gibi taşıyan değil misin?

Başkaldırının yaz ateşine, sevinin nar gölgesine

ya bir kekikli kaya değil midir

ardında tüter Dadaloğlu’nun barutu

Karışır sendeki özlemlerin yarpuz kokusuna.”

dizeleriyle anlatmıştır.

Yarpuzu bir de ben tarif etsem nasıl olur acaba? J Dere kenarlarında yetişen, minik mor çiçekli, naneye nispeten çok daha keskin bir kokusu olan (yabani nane diyelim) bir ottur. Benim çocukluğumda da bu otları Kanlı Kuyu meydanında köylü kadınlar satardı. Gerçi hala öyledir bahar geldi mi bizim oralarda baharın adı bile yarpuzdur. Salatasından tutun da çorbasına kadar her türlü yemeği yapılır.

Hatta yarpuzla yapılan ve gittikçe unutulan benim de severek yaptığım ve yediğim çorbanın da tarifini versem mi? Hadi vereyim,

Efendim çorbamız şöyle:

1 su bardağı nohut haşlanacak,

1 Çay bardağı yarma ya da kırık buğday haşlanacak,

1 çay bardağı kuru börülce haşlanacak,

2 su bardağı suyu süzülmüş Mardin sumağı (taneli olandan ama)

Yarım kilo ayıklanıp ince kıyılmış yarpuz

2 kocaman soğan ince doğranmış olacak

Yağ, salça, pul biber.

Tencereye önce haşlanmış nohut sonra sırayla yarma ve börülce konup yarım kilo yarpuzla haşlanır. Yarpuz yumuşayınca suyu süzülmüş sumak eklenir. 2 -3 taşımda kaynatılır. Yağda doğranmış soğanlar kızartılıp içine salça ve azıcık pul biber eklenir. Kızartılan bu sos COSSSSSS sesi çıkartılacak şekilde çorbaya eklenir ve afiyet olsun diyerek devam edelim.

Bahar denildi mi bir başka ot olan Kenger zamanı da başlar. Kenger taşlık ve kıraç arazilerde kendiliğinden doğal olarak yetişen, bol dikenli (temizlerken sürekli ele batar, çıkartması daha bir zordur) otsu bir bitkidir. Bu bitkinin yemeğinden tutun da sakızına kadar her şeyinden faydalanılır. Hatta kengerin ilginç bir sakız öyküsü vardır ki, tam bir sabır ve emek işidir (bu öyküyü de yakında anlatıcam).

Bir diğer otumuz ise Rüşvat, evet yanlış okumadınız, Rüşvat. İsmini öyle koymuşlar ama acımsı bir ottur. Genelde ya salatada kullanılır ya da cacık yapılır ama mezesi süperdir ya da ben seviyorum. Bu otumuz inanılmaz ince telli ve kıvırcıktır. Ayıklanması da, yenmesi de zor ama zevklidir. Unutulmuş bir rüşvat mezesi tarifi yazayım da tam olsun.

Efendim mezemiz şöyle;

1 su bardağı süzme yoğurt

4 diş sarımsak

Rüşvat otu

1 fincan zeytinyağı

kimyon

üzerine serpmek için kırmızı biber

tuz

Yapılışı : Sarımsaklar iyice ezilir. Süzme yoğurt, rüşvat, zeytinyağı, kimyon ve tuz ile birlikte iyice karıştırılır. Üzerine kırmızı biber ve arzu edilirse çok az nane serpilerek servis edilir. Ben pek nane koymam.

Doğanın bize sunduğu bir çok güzellik var ama benim yöremde unutulmaya yavaş yavaş meyilli olan bu otlar ve bu otlarla yapılan hafızalarda kalmayan yemeklerdir bunlar. Kim bilir bir gün yolunuz ya bu yemeklerle ya da bu otlarla kesişir…

Sibel ve Şefika’nın anısına…

ASİYE SAKLIM

Paylaş

Yorumlar

E-bülten

Arada bizden ve belki gezilerimizden haberdar olmak isterseniz